'Tek derdim Fenerbahçe'

'Tek derdim Fenerbahçe'

30 Mayıs 2016 Pazartesi  |   MG Özel

Medya Günlüğü'nün ilgi çeken yazarlarından biri de "Mentor"...Ağırlıklı olarak Fenerbahçe ile ilgili yazan "Mentor"un yazılarının altında gerçek ismi yerine mahlas kullanması kimliği ile ilgili merak uyandırıyor ve bu konuda Medya Günlüğü'ne sık sık soru yöneltiliyor. Biz de bu "Pazartesi Söyleşileri"nde bu hafta "Mentor"u konuk ederek merak edilen soruları bizzat kendisine sormak istedik....

 

-Hakkınızda hemen hemen hiçbir şey bilinmiyor. Mesela, nerede doğdunuz, hangi okullarda okudunuz, evli misiniz, çocuğunuz var mı?..

-Kendimden bahsetmeyi çok sevmiyorum. Orta Anadolu'da küçük bir kasabada yoksul bir memur ailesinin 3. erkek çocuğu olarak doğdum doğduğum. Kasaba küçük, yoksul ama oldukça aydın bir kasabaydı çünkü yoksulluk ve çaresizlik bir çıkış yolu bulma mecburiyeti yaratmıştı,  bu yol da o gün için okumaktı. Mesela biz 3 erkek kardeşiz üçümüz de üniversite okuduk. Çevremizde doktor, eczacı, subay, avukat, mühendis çok insan vardı. Örneğin benim 3 dayım var biri doktor, biri subay diğeri de maden mühendisi. Bir amcam da subay.

Babam ilkokul mezunu, annem ise okuma yazma bilmez, dedem kız diye okutmamış ama doğduğum  kasaba hakkında fikir olsun diye söylüyorum bundan 40 yıl önce kasaba halkı kendi çabasıyla yılda bir veya iki kez tiyatro sahneler, halk da bu oyunlarda yer alırdı. Babam da onlardan biriydi.

Babam çok okurdu ve evimizde her şeyden çok kitap vardı. Ben babamın kitap okumadan yattığını ve elinde okumaya devam ettiği bir kitap olmadığını hiç görmedim. Bu bana da çok katkı yapmıştır, çok küçük yaşta okumaya alıştım, kitap bulma konusunda hiç sorunum olmadı babam kadar olmasa da okumayı çok seviyorum.

Diyeceksiniz ki bu nasıl yoksulluk?.. Birincisi doğduğum yer için yoksul tanımlaması bugünden o güne baktığımda yaptığım bir tanımlama. O gün yaşarken öyle bir şey hissetmedim. Üniversite için büyük kente gittiğimde oluşan bir düşünceydi yoksul olduğumuz, yoksa benim doğduğum yerde herkes benzer yaşardı ve paranın satın alabileceği çok fazla şey yoktu. 

Ailenizde bunca diplomalı var yardım etmediler mi diye soracaksınız...Elbette ettiler ama sandığınız gibi o gün o meslekler büyük zenginlik ifade etmiyordu, tamamı devlet memuru idi ve Anadolu geleneği gereği hepsinin 2 den fazla çocuğu vardı. Herkes ancak geçiniyordu, eşler zaten çalışmıyordu.

Sonra ben de üniversiteyi kazanarak büyük kente gittim, liseyi birincilikle bitirmiştim. Ülkemizin ekol olmuş okullarından birinden mezun oldum. Almanca ve İngilizce biliyorum üniversite yaşamım boyunca Alman Kültür Merkezi'ne devam ettim, sonra mezun olunca işe başladım baktım ki Almanca makbul değil 4-5 yıl da İngilizce kursların giderek İngilizceyi de öğrendim.

Finans sektöründe çalışıyorum bir süre Almanya'da eğitim amaçlı çalıştığım kurumun sağladığı olanakla yaşadım, evliyim iki çocuğum var. Kızım üniversite öğrencisi, yurt dışında okuyor. Diğeri de bu sene sınava giriyor.

-Yazılarınızın çoğu Fenerbahçe ile ilgili. Birincisi Fenerbahçe sizin için ne ifade ediyor, ikincisi neden yazıyorsunuz?

-Herhalde herkes benim çok eskiden beri çok tutkulu maçlara falan giden bir Fenerbahçeli olduğumu sanıyor ama ilgisi yok. Maç seyretmek dışında ilgim yoktu, düşünün her şeyden o kadar bir haberdim ki Hıncal Uluç, Erman Toroğlu, Şansal Büyüka falan izlerdim!

Bende kırılma noktası 3 Temmuz 2011 tarihidir. İlk günden inanmadım hukuk, sosyoloji, yönetim bilimi okumuş biri olarak soruşturmadaki garipliği sezmiştim. Mesela silahlar Emniyet'in 19 maç açıklaması kafamı karıştırmıştı. Sonra gelişmeler gösterdi ki, olay Fenerbahçe'nin de çok ötesinde bir toplum mühendisliğinin parçası. Peki niye Fenerbahçe sorusunu kusura bakmayın ama aptalca ve biraz da art niyetli buluyorum. Cevabı çok basit diğer kulüplere zaten sızmışlardı ama sonuç alamamışlardı, hatta 3 Temmuz sürecinde onları Fenerbahçe'ye karşı kullandılar.

Niye Fenerbahçe sorusunun cevabının neden basit olduğunu açıklayayım; Fenerbahçe'nin toplumsal tabanı ve taraftar bağlılığı çok farklı. Bunu ideolojik bir anlam yükleyerek söylemiyorum tamamen sosyolojik bir anlam yükleyerek söylüyorum. Her düşünce ve ideolojiden insanlar var Fenerbahçe yapısında ama  ortak bir özellikleri var, Cumhuriyet'ten sonra gelişen üretim ilişkilerinin yarattığı toplumsal gruplar Fenerbahçe'yi oluşturuyor ülkemizin bu üretim ilişkilerinde 800 yıl kadar geride kalması aslında bu oluşumu makul hale getiriyor çünkü demokrasi savaşı esnasında zengin ve yoksulun özgürlük savaşı için bir araya geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu süreç bizde geç kalmış olduğu için bu demokrasi birliği Fenerbahçe markası adı altında toplandı çünkü bu kesimler zengin veya yoksuldular ama geleceğe dönük arayışları geçmişten şikayetleri vardı. Böyle düşününce Ali Koç, Ferit Şahenk, Murat Ülker, Recep Tayyip Erdoğan, Aziz Yıldırım, ben, Milli Piyangocu  hepsinin ortak bir sosyolojik özelliği var, bu diğer kulüplerde bu yok.

Böyle olunca Fenerbahçe markası üzerine yüklediğin mesajlar toplumda çok çabuk ve hızlı kabul görüyor, Ülker bunun örneğidir. Diğer kulüplerin sportif başarı dışında böyle bir özellikleri yok zaten Fenerbahçe'nin her dönem güç tarafından kullanılmaya çalışılması veya kullanılması bunu kanıtlıyor. Ele geçirilme mevzuna gelince, Fenerbahçe bir kaç kere ele geçirildi. Daha önce hükümetler, sonra askerler ele geçirdi Fenerbahçe'yi ama süreç içinde Fenerbahçe taraftar yapısı da ülke insanı da içinde yaşadığımız ortamda değişti ve sonuncusunda doğrudan cepheden saldırarak yapılan bu ele geçirme girişimi Fenerbahçe adını karalamaya başlayınca Fenerbahçe'nin o sosyolojik tabanı harekete geçerek müthiş bir direnç gösterdi. İşte ben o harekete geçen ve saldırıyı algılayan Fenerbahçelilerden biriyim. Bence artık Fenerbahçe'yi kimse ele geçiremez çünkü taraftarı  3 Temmuz'un da katkısıyla müthiş bağlılık geliştirdi.

Yani kısacası ben Fenerbahçeyi savunmak amacıyla buradayım, tek amacım var 3 Temmuz ve onun karanlık yüzü ile mücadele etmek.

Ve çok emin olarak söylüyorum 3 Temmuz başarılı olsa ve sonrasında Fenerbahçe'nin emrine tahsis edilecek olanaklarla sportif olarak müthiş bir hamle yakalansa ve Fenerbahçe üzerinden yeni anlayışın mesajları topluma dirençsiz aktarılsa şu an başka bir ülkede yaşıyor olurduk.

Diğer kulüplerde bu olmadı çünkü hepsinde denediler hatta bu ülkede en çok satan Fenerbahçe düşmanlığını kullanarak diğer kulüpleri Fenerbahçe'ye karşı itiifak haline getirdiler ama mesajları topluma inmedi, olmayınca  en son Fenerbahçe'yi hedeflediler ama ellerinde patladı
 

-Diğer takımlara, Galatasaray'a, Beşiktaş'a, Trabzonspor'a düşman mısınız?

-Asla, hatta bu konuda bir kaç yazı yazdım biraz klişe olacak ama aslında tüm taraftarların kardeş olduğuna inanıyorum çünkü sistemin en masum insanları onlar. Müthiş kirli bir çark var, yönetici, medya, futbolcu, hoca, taraftar dışındaki bütün unsurlar tamamen ikiyüzlü tavırlarla sahte bir nefret yaratıp bundan besleniyorlar ve taraftarın cebinden 
zengin oluyorlar.

Benim böyle yapıyorlar diye yazdığım Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar ve Trabzonsporlular değil yöneticiler, bir grup asalak ve onların medya uzantılarıdır. Bence Fenerbahçe yönetiminin de onlardan en ufak farkı yok belki fazlası vardır. Onlarla da aynı şekilde mücadele edilmeli çünkü onlar da Fenerbahçe markasından besleniyor.

Bakın size bir örnek vereyim, benim canımı vereceğim 35  yıllık iki arkadaşım var biri Galatasaraylı bir Beşiktaşlı. Hiçbir Fenerbahçe kavramı benim için onlardan önce gelmez ama sosyal medyada takma isimlerle karşılaşsak olasıdır ki birbirimize ağza alınmayacak küfürler ederiz. İşte anlatmaya çalıştığım şey de tam budur bu sahte nefret taraftarı soyup kan emicileri besler.

Ben iki dostumla oturup güzel bir yemek sonrası maç izlemek ve evime giderken onlarla şakalaşmak istiyorum ama önce bu toplum ve devlet Fenerbahçe'den özür dilemeli ve haklarını iade etmeli.

Ayrıca yine bütün taraftarları aynı gördüğümü ifade edecek bir fikrim var. Milyonlarca insanın alın yeri ile yükselen kulüpleri bir kısım para sahibi veya geçmiş aristokratik bağları olan insanın yönetme hakkını kendinde görmesi kabul edilemez. Kim ki onlar kendilerinde bu hakkı nasıl buluyorlar, taraftar buna nasıl suskun kalıyor anlamıyorum.
Kulüpler taraftarlarındır ve onlar yönetmelidir, dünyada bunun örnekleri var en başarılısı da Bayern'dir.

 
-Neden gerçek isminizle yazmıyorsunuz? "Mentor" mahlasını kullanmanızın nedeni ne?

-Niye gerçek isimimle yazmadığımı aslında bir çok defa yazdım yine söyleyeyim çünkü 3 Temmuz sürecinde ismini kullanarak yazan bir çok masum Fenerbahçeli çok ağır bedeller ödediler, kimse sahip çıkmadı sonuçta benim de bir yaşamım var, gladyatör veya savaşçı falan değilim sorumluluğunu taşıdığım iki çocuğum ve ailem var.

Fenerbahçe yönetimine en çok kızdığım konulardan biridir, bırakın ekonomik desteği Fenerbahçe'nin toplumsal gücünü harekete geçirecek en ufak bir organizasyon yapıp bu insanları korumaya çalışmadılar, sırf insanlar Fenerbahçe'yi savundukları için zarar gördüler.

Yani Fenerbahçe düşmanlarına karşı tek başıma olduğumu bildiğim Fenerbahçe'nin haklarını savunurken bana saldırıldığında Fenerbahçe yönetiminin bir çok ismi ortada bıraktığı gibi beni de bırakacağını bildiğim için korkumdan isimsiz yazıyorum. Fenerbahçe için yazmak onlara yetmiyor, onlar için yazarsanız sahip çıkıyorlar.

Bazıları isimsiz yazarak bundan avantaj sağladığımı düşünüyor, ben ise 3 Temmuz'da bir çok kişinin isimleri ile yazarak fenomen haline geldiğini ve kendilerine pozisyon sağladığını düşünüyorum. Kimseyi suçlamıyorum isimsiz yazmak bir belirsizlik yaratıyorsa isim yazmak da bir avantaj yaratıyor.

Ben sıradan bir Fenerbahçeli'yim, Fenerbahçe benim ailemin parçası ama bir ailem ve çekincelerim, korkularım var olmaması biraz garip değil mi?

Haksızlık etmekten çekinirim, mesleği ve ekonomik bağımsızlığı nedeniyle veya Fenerbahçe için ölürüm diyen ve çekinmeden isimlerini yazan o kahramanları zan altında bırakmak istemem ama bu kargaşada kendine pozisyon sağlayanlar da oldu.

Sonra isimli yazmak pozisyonunuzdan geçmişinizden veya benzer nedenlerden daha anlaşılır çünkü insanlar buysa böyle demiştir diyor oysa isimsiz yazılan yazı  kim olduğunuz bilinmediği için bir şekilde daha önyargısız okunuyor ayrıca doğal okuyucu kitlenizden de mahrum kalıyorsunuz.

Mesela benim ismimle takipçi sayısı 6.000 civarı olmuş bir hesabım vardı onlar büyük olasılık beni okurdu çünkü bugün yazdıklarımı o gün o hesapta yazıyordum.

Yani isimsiz yazmak kadar isimli yazmanın da  iyi yanları kötü yanları var isimsiz yazmak bir avantaj değil.

Ben münferit bir Fenerbahçeli'yim ne yöneticiyim ne muhalefetim ne de kimseyle en ufak bir yakınlığım var, tek derdim Fenerbahçe. Zaten aidiyetlerden, örgütlerden, ne yapılacağının başkaları tarafından dikte edildiği ortamlardan nefret ederim özgür düşünceyi öldürür ve dogmalar yaratır. Özgür düşünce ve muhakeme insan düşünsel olarak kimseye bağlı olmazsa gelişiyor, öteki türlü ne düşüneceğin sana öğretiliyor ve gelişme olmuyor.
 
-Yazılarınızda çoğunlukla isim vererek ya da vermeden Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ı ve yönetimini sert eleştiriyorsunuz, neden?

-Aziz Beyi tanımam, kişisel bir husumetim yok ondan Fenerbahçe dışında bir beklentim yok veya kişisel talebim yok. Niye karşıyım çünkü Fenerbahçe'yi sevdiğine inanmıyorum çünkü aşırı ben merkezci bir insan kendine dönük ve müthiş bir egosu var, kendisinin bile farkında olduğunu sanmıyorum ama o Fenerbahçe'nin ona sağladığı kişisel gücü ve konumu seviyor, bu nedenle de Fenerbahçe'nin çıkarları çoğu zaman onun kişisel hırslarına kurban gidiyor.

Özellikle hapisten çıktıktan sonra Fenerbahçe'yi tamamen unuttu ve Fenerbahçe giderek bir Aziz Yıldırım markası haline geldi. Bu durum Fenerbahçe'ye çok zarar veriyor bu kabullenemeyeceğim bir şey o yüzden de kendimce anlatmaya çalışıyorum.

Çoğu insan gibi Fenerbahçe nefretinden Aziz Yıldırım'ı sorumlu tutmuyorum bu Fenerbahçe'nin herkesin rakibi olmasından kaynaklanan doğal bir durum ama onu bu durumu yönetemeyerek bu durumun Fenerbahçe'ye zarar vermesine neden olmaktan sorumlu tutuyorum.

Sürekli kendi öngörülerini Fenerbahçe'nin önüne koyduğu için Fenerbahçe'nin herkesin rakibi olmaktan kaynaklanan kenetlenme ve bağlılık duygularını Fenerbahçe'nin yararlanacağı şekilde kullanamadık, toplumsal bir baskı aracı haline getiremedik. Eğer bunu başaracak şekilde organize olsak 3 Temmuz'da kendiliğinden oluşan toplumsal birliktelik kimsenin asla Fenerbahçe'ye zarar vermeye cesaret edemeyeceği bir güç olabilirdi ama onun hatalarını, bireyselliğini, tutarsızlıklarını, öfkelerini savunmaktan buna fırsat bulamadık.

Sportif başarı da öyle, ben bu son 5 yılda kolay kolay bizim sportif başarı sağlamamıza izin verileceğini sanmıyorum ama bakın kolay kolay diyorum çünkü Fenerbahçe'nin ona zarar vermeye kalkacak herkesi bundan caydıracak gücü vardı ama biz onun hataları ve yanlışları ile uğraşmaktan bunu yapamadığımız gibi onun bu ben yaptım oldu tavrı yüzünden topluma haksızlığa uğradığımızı anlayamadık.

Ersun Yanal şampiyonluğu buna örnektir, Fenerbahçe sahada o kadar doğru idi ve Fenerbahçeli bunun o kadar farkında idi ki, kimse Fenerbahçe'yi buna rağmen engelleyecek kadar ileri gidemedi, o sene sonucu değiştirecek müdaheleler olduğunda Fenerbahçe muhalefeti hemen sertleşti. 2010-2011 'de  de öyle denediler ama çizmeyi aşmaya cesaret edemediler.

Evet Fenerbahçe'nin düşmanları var ancak Fenerbahçe onlardan çok güçlü  ve bu güç ayağa kalktığında kimse Fenerbahçe'yi yenemez ülkede Fenerbahçe düşmanı olmak dışında misyonu olan kulüp yok ve evet bu gücü yok ettiği için Aziz Yıldırım'a kızgınım medyadaki en yakın dostları Fenerbahçe markasına zarar vermek için en sinsi planları yapan gruplardan Fenerbahçe'ye şikeci diyenler var, hadi haksızlığa uğradığını anlat bakalım topluma mümkün mü, elbette değil.

Bence Aziz Yıldırım yönetimi diye bir şey de yok sadece o var.

Kısaca budur.
 
-Aziz Yıldırım'a düşman mısınız? Sizce Yıldırım'ın olumlu ve olumsuz yönleri neler? Yıldırım giderse Fenerbahçe'nin sorunları biter mi?

-Hayır değilim. Aziz Yıldırım gidince Fenerbahçe'nin sorunları bitmez ama Fenerbahçe doğru ve çağdaş bir yönetim biçimi ile bütün sorunlarını çözecektir, bu gücü var.

Erkek Basketbol bunun örneğidir Ülker konuya el koyup kulüp kaynaklı arızaları temizleyince sonuç ortada.

-Aziz Yıldırım'ın tek olumlu yönü stadı ve Fenerium'u Fenerbahçe'ye kazandırmasıdır ama akabinde maddi manevi Fenerbahçe'ye o kadar büyük zararlar verdi ki, keşke kulübede yaşasak, stadımız olmasa ama bu zararlara maruz kalmasaydık çünkü Fenerbahçe'nin ruhu, kimliği, kişiliği öldü Fenerbahçe parayı her zaman bulur ama bunları tekrar kazanmak çok zaman alacak.

 
-Yazılarınızı beğenen de var, beğenmeyen de. Hatta bazıları sosyal medyada, "kötü niyetli" olduğunuzu, bu nedenle yazılarınızı okumadığını söylüyor.  Siz nasıl tepkiler alıyorsunuz? Eleştirilere yanıtınız ne?

-Beni hiç tanımayan insan beni nasıl kötü niyetli buluyor anlamıyorum. Kötü niyeti gerçek niyetin arkasına sakladığın bir niyeti yaşama geçirmek için takiyye yapmak anlamına yorumluyorum. Beni tanımayan bir insanın bunu söylemesi kötü niyet değil mi? Beni tanımadan kötü niyetimi nasıl anladın, asıl kötü niyet bu değil mi?

Kötü niyet ifadesi tek başına anlam ifade etmiyor, başkan olmak istiyorsun, muhalefetten para alıyorsun, satılmışsın falan demeleri lazım, elde delil olmadan da bunlar iftira olur beni tanımadan da böyle bir bilgi kimsede olamaz ne yönetim ne de muhalefetten kimseyle ilişkim yok, Fenerbahçe'den başka bir amacım da yok. Fenerbahçe için binlerce saat harcadım çocuklarımdan ailemden zaman çaldım, yetmedi karşılığında da sürekli para harcayıp üzüldüm. Ben buyum, eğer bu kötü niyetse bir şey diyemem.

Bunu ispatlayamam ama bence sosyal medyada kulübe bağlı trol hesaplar var, bunlar en ufak bir Aziz Yıldırım eleştirisinde hemen tepene binip hain, ajan vs. başlıyorlar. Trol olduklarını düşünüyorum çünkü bir insanın başka bir insanın her yaptığını kayıtsız şartsız desteklemesi yaşamın akışına aykırı ama bu hesapların tamamı büyük bir Başkan hayranı makul ötesi ve tesadüf olamaz belki aralarında iyi niyetliler olabilir ama tamamı öyle değil bence.

Eleştiriye çok inanan bir insanım, bir çok da yazı yazıyorum, mail adresim var ama olumlu olumsuz eleştiri aldığım mail sayısı 3-5 adedi geçmez isteyenler beni eleştirebilir, hatta memnun olurum eleştiren yazıları övgü yazılarından daha çok seviyorum çünkü kendimi geliştirmemi sağlıyor sadece sosyal medyada yazı okunmasın diye karalamayı da ben iyi niyetli bulmuyorum.

-Fenerbahçe'nin bu sezonki performansı nasıl? Pereira ile devam edilmeli mi?

-Fenerbahçe'nin bu sezon ki performansı sorusuna cevap veremem çünkü Fenerbahçe'de herhangi bir konuda performans gösterecek bir ortam yok saygısızlık, nefret, adam kayırma, size para verdim sizin sahibiniz benim tarzı var, bilgi ve uzmanlığa saygısızlık, takım çalışması, takım olma duygusu amaç birliği, hoca otoritesi yok var olan tek şey var itaat edersen en iyi sensin.

Böyle bir ortamda Hoca ve oyunculara yüklenmeyi doğru bulmuyorum, ayrıca başarılı olmuş bir kaç kişiyide rezil ederek göndermiş olmamız cabası.

Böyle bir ortamda kimse başarılı olamaz o yüzden önce bu ortam başarıya uygun hale getirilmeli yoksa 22 Messi 11 Ronaldo 40 Alex Ferguson sonuç aynı olur.

Bence bu takım yalnız bırakılsa üzerlerinden yönetim elini çekse, saha dışında takımı destekleyip Fenerbahçe'ye karşı kurulan tezgahlarla mücadele etseler seneye aynı hoca aynı oyuncularla en az 20 puan fark atar.

Ama  Fenerbahçe yönetimi sürekli Fenerbahçe ile uğraşıyor. Terraneo, Caner, taraftar yahu insan Fenerbahçelilere Fenerbahçe düşmanlarından daha çok  vakit ayırır mı? kısacası bu yönetim anlayışı ile başarı hayal hatta mümkün değil.
 
-Nasıl bir Fenerbahçe düşlüyorsunuz?

-Sportif başarıya odaklanmış insan, adalet, barış  gibi evrensel değerler dışında ideolojisi olmayan, sadece Fenerbahçelilere ait ayrıştırıcı ve nefret mesajları ile anılmayan  bir Fenerbahçe özlüyorum ve Fenerbahçe'nin buraya ulaşacağından eminim.

Ama Fenerbahçeli artık kahraman aramaktan vazgeçip tek kahramanın kendisi olduğunu bilmeli ve kulübe onun yönetiminde söz sahibi olmayı isteyecek kadar yakın olmalı ve Fenerbahçe Fenerbahçelilere rağmen yönetilmemeli.

Böyle örnekler var Bayern gibi, isteyen inceleyebilir.