'Tecrübe' konuşuyor

'Tecrübe' konuşuyor

17 Şubat 2020 Pazartesi  |   MG Özel

Türkiye’de Rusya’yı en iyi bilen diplomatlar arasında başlara, hatta belki de birinci sıraya Halil Akıncı’yı yazmamız gerekiyor. 

Pek çok dış temsilcilikte görev alan, Moskova’da üç ayrı dönemde çalışan, 2008-2010 yılları arasında Rusya başkentinde büyükelçilik koltuğunda da oturan, kuruluşunda Türk Konseyi’nin genel sekreterliği yapan Akıncı İngilizce ve Fransızcanın yanı sıra ileri derecede Rusça biliyor. Kısacası, söz konusu Türk-Rus ilişkileri olunca Akıncı’nın düşünceleri büyük önem taşıyor. 

Biraz geriye, 2015 yılının ekim ayına, yani Türkiye’nin bir Rus uçağını düşürmesinden birkaç hafta öncesine dönelim. 

Henüz “uçak krizi” patlak vermemiş ama iki ülke arasında Suriye kaynaklı bir gerilim yaşanıyor ve karşılıklı sert açıklamalar yapılıyor. 

İşte o günlerde Moskova’daki ünlü Balçuk Oteli’nde “Rusya-Türkiye: Çok boyutlu İşbirliğinin Artırılması” konulu bir forum düzenleniyor. Foruma iki ülkeden dışişleri bakan yardımcıları dahil, diplomatlar, akademisyen ve önde gelen siyasi uzmanlar katılıyor. 

Çok sayıda konuşmacı arasında forumdaki en ilginç ve dikkat çekici konuşmayı Akıncı yapıyor. 

Akıncı, Rusya ve Türkiye'nin birbirine ihtiyacı olduğunu belirterek medya aracılığıyla mesajlar gönderilmesine son verilmesini istiyor ve şunları söylüyor: 

“Rusya’nın Türkiye’ye, Türkiye’nin Rusya’ya aracılarla karşılıklı mesaj göndermesine vermeye ihtiyacı yok. Bana, ‘Senin modern dünyadan haberin yok, zaten emekli büyükelçisin. Olayların gerisindesin’ diyenler çıkabilir. Bu tür lafları çok duyuyoruz. Yapmamız gereken tüm diplomatları bir araya getirip konuşturmak. Diplomatların görevi sorun oluşturmak değil, sorunu çözmektir.”  

Eski büyükelçi, sadece ekonomi değil, aynı zamanda siyasi işbirliğinin önemine işaret ediyor, ikili insani ve toplumsal ilişkilerin giderek arttığını vurgulayarak “Bugün artık ortak torunlarımız var. Rus-Türk diplomasi tarihinde ilk elçilerimiz zamanında böyle bir şey yoktu. Bugün ise ortak ailelerimiz ve torunlarımız var” diyor. 

Türk-Rus ilişkilerinde tarafları ayıran değil birleştiren konularda daha da odaklanılmasını isteyen Akıncı şöyle devam ediyor: 

“Bugün artık devlet memuru olmadığım için açık konuşacağım: İkili ilişkilerde sorunlar var. Birçok konuda anlaşamadık, halen de anlaşamıyoruz. Ama bu diyalogun kopmasına neden olmuyor. Ortak çıkarların ortaya çıkarılması ve bu konularda iş birliği yapılması gerekiyor. İki ülkenin dışişleri bakanlıklarının, devlet kurumlarının, tarafların yapması gereken şu: Ortak çıkar yoksa, ara bul! Çünkü Rusya ve Türkiye komşudur, bu iki ülkeyi birbirinden ayırmak mümkün değil. Özellikle şimdiki toplumsal olayların gelişimine bakarsak bu imkansız. Dolayısıyla birbirimizle uyuşmaya, çıkarlarımıza saygı göstermeye mecburuz.”  
 

2008 yılında Halil Akıncı Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev'e güven mektubunu sunuyor.

 

2018 yılında Moskova'da katıldığı bir toplantıda da Akıncı Medya Günlüğü’ne o günlerde gündemde olan "domates krizi" için şöyle demişti 

“Basında domates meselesi yapılmaz. Mesele olmak için domates çok küçük kalıyor (gülüyor). Ayrıca bu, basının meselesi değil. Eskiden Sovyet basını gayet kontrollüydü. Türkiye'de ise basın daha özgür idi. Fakat şimdi ne oldu? Türk basını şimdi tamamıyla magazin basını oldu. Eğer devlet bir şey dediyse onun aşırısını söyleme başladı, iyice güdümlü oldu. Bugün basının derdi meseleyi çözmekten ziyade daha çok satmaktır. Bu nedenle de sorumsuz şekilde tahrik ediyorlar." 

Kısacası, Suriye ve Libya yüzünden Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin gerginleştiği bu dönemde Akıncı'nın yukarıda söylediklerini anımsadım. Bugün yine Akıncı gibi deneyimli, sağduyulu ve öngörülü insanların görüşlerini daha yüksek sesle dile getirmesi gerekiyor. 

Fuad Safarov, Moskova