Suriye’nin gözyaşları

Suriye’nin gözyaşları

21 Haziran 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Suriye’de “yasemin şehri” olarak adlandırılan Şam dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri. Bu şehir tarih boyunca Arap dünyasının en önemi kültür merkezlerinden biri oldu. Farklılığıyla, mimarisiyle, yemekleriyle, kadınların daha özgür olduğu yapısıyla çok güzel bir şehirdi. Fakat son dokuz yılda dünya tarihinde eşine az rastlanır bir drama sahne oldu. 

Suriye'de 2011 Mart ayında bazı gösteriler olmuştu. Benzer gösteriler komşu ülkelerde de yapıldı ve “Arap baharı” diye adlandırıldı. Güya Arap ülkelerine demokrasi gelecek, özgürlükler çiçek açacaktı. Suriye'deki olaylarda işsizlik, yolsuzluk, siyasi özgürlüklere dönük baskılar gerekçe gösterilmişti. Bu gösterilere sert karşılık verildi. Bunun etkisi ve diğer unsurlarla gösteriler yayıldı ve ülke hızla bir iç savaşın içine girdi.  

İlgili ilgisiz birçok ülke ve grup konuya dahil oldu. Çoktan pozisyon almışlardı muhtemelen. Kimileri vekaletler savaşı olarak adlandırdı durumu. Ülkeyi yöneten Şii-Alevi grubun Sünni çoğunluğa özgürlük tanımadığı gibi bir argüman ortaya atılmıştı. Terörlerine İslam’ı alet eden bir takım gruplar sahaya indi ya da indirildi. Diğer taraftan Suriye'deki Kürtler otonomi talepleri ve kendi gündemleriyle konuya dahil oldu. Mevcut yönetim kendisini ve ülkeyi korumak için sert tedbirler aldı. Böylece ülke gerçekten bir kan gölüne dönmüş oldu. 

Fakat asıl ilginç olan çeşitli ülkelerin almış oldukları tavırlardı. Her ülke kendi çıkarları doğrultusunda farklı grupları desteklemeye başladı. Birçok batılı ülke ılımlı olarak tabir edilen grupları destekledi ve silah yardımı yaptı. Petrol paraları ve sahiplerinin planları devreye girdi. Tabi birçok şeyin arka planı da karışık. Ülke bir çalışma sahası olarak görüldü ne yazık ki. Demokrasisinde sorun olan tek ülke Suriye miydi? Fakat bunu bahane edip bir ülkeyi paramparça etmek de neyin nesiydi? 

Araştırmalara göre şu ana kadar Suriye'de 500 binden fazla insan hayatını kaybetti veya kayboldu. Ülke içinde 6,2 milyon kişi yer değiştirdi. 5,7 milyon kişi ülkeyi terk etti. Bugün Türkiye topraklarında 3,6 milyon Suriyeli olduğu biliniyor. Yine istatistiklere göre 13 milyon kişi insani yardıma muhtaç durumda. Bütün bu süreç içerisinde ülkenin kültürel mirası büyük zarar gördü. Şehirler yıkıma uğradı. Hayatlar karardı. 

Gelinen noktada Hükümet büyük şehirlerde genellikle kontrolü sağladı. Muhalif gruplarsa İdlib, kuzey Hama ve batı Halep gibi yerlerde varlığını sürdürüyor. Ateşkesin ve barışın sağlanmasına dönük çalışmalar devam ediyor ve bunlar çok değerli elbette. 

İran’ın aldığı pozisyon buna karşılık İsrail'in geliştirdiği argümanlar söz konusu. Başından beri Rusya'nın aldığı pozisyon önemli oldu. Batılı ülkelerin pozisyonları, Türkiye'nin pozisyonu gibi çeşitli bileşenler durumu etkiledi ve etkiliyor. 

Bizimse enteresan bir Suriye politikamız oldu. Aramızda kardeş hukuku var derken birden bir şeyler oldu ve başka bir ülkenin camilerinde namaz kılma hayali kuruldu. Tabii namazı onlar bizde kılıyor şimdi. Bir komşu ülkeye karşı aldığımız tavırda ciddi yanlışlar yapıldı. Bedelini de çok ağır şekilde ödüyoruz.  

Bugün İstanbul’da 560 bin, Şanlıurfa’da 450 bin, Hatay’da 447 bin, Gaziantep’te 425 bin Suriyeli var. Diğer şehirler de benzer şekilde. Kilis’te Suriyelilerin toplam nüfusa oranı yüzde 45. 

Fakat bunca ölüm, bunca acı neden yaşandı? Herhangi bir ülkedeki demokratik gösterileri sorgulamak ya da küçümsemek doğru olmaz ama yer Orta Doğu olunca ve sonrasında yaşananlar dikkate alınınca bazı sorular sormak gerekiyor. Suriye'de 2011 Mart ayında yapılan gösteriler gerçekten kendiliğinden mi ortaya çıkmıştı? Bu bölgedeki ülkelere yönelik çeşitli planlar neden yapılıyor? Gerçekten konu demokrasi mi? Ellerine cetvelleri alıp masa başında bu planları yapanlar kendi yurtlarında mesut mutlu yaşarken bu bölgedeki insanların hayatı, çocukların gözyaşları, kadınların yaşamı, onuru hiç mi önemli değil? Uzaya giden, karmaşık teknolojileri geliştiren bu ülkeler Afrika’daki, Orta Doğu’daki insanlara yardımcı olamıyor nedense. Ülkeler kendi çıkarları denen şeye sığınarak kan ve gözyaşına sebep olabiliyor. Ülkelerin kendi çıkarları dediği şeyler başka ülkelerdeki insanların hayatlarından daha değerli olabiliyor.  

Cihat diyerek ortaya çıkan veya çıkarılan bir takım gruplar insan hayatını neden hiçe sayıyor? Kendileri cennete gitmek isterken ortalığı neden cehenneme çeviriyorlar? Bu insanların bu argümanları nedir? Bunlar ne kadar meşrudur? İslam kendi içinde bunlara neden dur diyemiyor? 

Evet Suriye'nin gözyaşlarına kimse aldırmadı. Herkes oturduğu yerden üzüldü, izledi ama insanlar ölmeye devam etti. Denizlerin karanlık sularında boğuldular. Çocuklar kıyıya vurdu, aç kaldı. Kadınlar satıldı. Kendi ülkelerine botlarla yanaşanları geri çevirdi, dalgaların, insan kaçakçılarının insafına bıraktılar. Medeniyet denen şey büyük bir sınav verdi ve sınıfta kaldı. Bir ülkede gözyaşları sel oldu, ölüm sardı her yanı.  

Başka söze gerek yok. İnsan hayatını hiçe sayıp her şeye kendi çıkarları açısından bakmaya çalışanlara yazıklar olsun. Yazıklar olsun böyle düzene!

Yazının orjinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın