Suriye'de yeni dönem

Suriye'de yeni dönem

7 Ekim 2019 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Rusya’nın, Suriye’ye müdahalesinin üzerinden dört yıl geçti... Rusya’nın, 30 Eylül 2015’de Suriye’de operayonlara başlaması, 2008 yılında Gürcistan’a, 2014’de Ukrayna’ya yaptığı askeri müdahalelerin devamı olarak algılandı. Hatta, müdahale Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışındaki tek askeri üssünün Suriye’de bulunması ve öteden beri dillendirilen Rusya’nın sıcak denizlere inme arzusu çerçevesinde değerlendirildi. 

Medyada ve akademide Rusya’nın müdahalesi hep tek taraflı alınmış bir karar olarak görüldü, bu şekilde tartışıldı. Hatta, tıpkı Afganistan’da olduğu gibi Moskova’nın Suriye bataklığından çıkamayacağı ve dahası, ekonomisinin uzun süre bu müdahaleyi finanse edecek kadar güçlü olmadığı da vurgulandı. Suriye’nin, Gürcistan ve Ukrayna gibi Rusya’nın arka bahçesi olmadığı belirtilerek, ABD’nin başından beri belirsizliklerle dolu olan Suriye stratejisinin müdahaleye yol açtığı da iddia edildi. 

Öncelikle, ifade etmeliyiz ki, Rusya, Suriye hükümetinin resmi çağrısı üzerine müdahalede bulundu. Birleşmiş Milletler’de (BM) temsil edilen bağımsız ve egemen bir ülke olan Suriye,  Rusya’yı resmen davet etmişti. Bu konuya değinmem, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesini haklı göstermek amacı gütmüyor, sadece durum tespiti yapmaya çalışıyorum. Zira aynı dönemde, Rusya’nın, ABD’nin talebi, daveti veya onayıyla müdahale ettiği de tartışılıyordu. Rusya’nın operasyonunun başlamasından sadece iki gün önce, 28 Eylül 2015’de, ABD Başkanı Obama BM'de yaptığı konuşmada, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine değinirken, “Biz aslında Rusya’yı izole etmek istemiyoruz, uluslararası sistemin güçlendirilmesi için bizimle birlikte çalışmasını istiyoruz” demişti. Obama devamla, “Suriye halklarının barış içerisinde bir arada yaşamasını sağlamak için, ABD olarak, Rusya ve hatta İran dahil tüm ülkelerle çalışmaya hazırız” demişti. O dönemde, Obama’nın konuşmasının Rusya’ya yeşil ışık yakılması anlamına geldiğini ifade eden yorumlar yapıldı. 

Üstelik, sadece Obama’nın bu konuşması değil, özellikle Suriye kaynaklı mülteci akınının Avrupayı tehdit etmesi nedeniyle, başta Merkel olmak üzere, Avrupalı liderlerin o dönem Putin ile yaptığı temasları hatırlamakta yarar var. Suriye krizi Avrupa için artık bir “mülteci sorununa” dönüşmüştü  ve hemen herkes (Türkiye hariç) Suriye´de siyasi çözüm arayışının hız kazanmasının gerektiği üzerinde hemfikirdi. Bu sorunu Putin’in çözeceği beklentisine girildi...   

Yine, hatırlanacağı üzere, bu dönemde Türkiye Rusya’nın müdahalesine çok sert tepki göstermişti. ABD ve Avrupa’nın oyuna Rusya’yı da dahil ederek, vites değiştirdiği bir dönemde Türkiye’nin bu gelişmeleri fark edemediğini söyleyebiliriz. Türkiye, Suriye iç savaşına müdahil olarak çıktığı bu hatalı yolda savaşın farklı bir döneme evrildiğini ıskaladı. Değerli yalnızlık maskesi takmayı yeğledi. Ben bu gelişmeyi Suriye politikamızda yapılan ikinci büyük hata olarak değerlendiriyorum. Oysa, Suriye iç savaşını ön yargısız takip eden bağımsız analistlerin tümü o tarihte de, Suriye´de en büyük kaybedenin Türkiye olacağını öngörüyorlardı.  

Geçen hafta Rusya'nın Soçi kentinde düzenlenen 16. Valday toplantısına bir konuşma yapan Putin, Suriye konusuna da değinerek, ülkenin kısa sürede teröristlerden temizlendiğini ve şiddet seviyesinin büyük ölçüde azaldığını söyledi. Rusya’nın müdahalesi Suriye’deki askeri tabloyu tamamen değiştirdi ve Esad’ın siyasi aktör olarak konumunu güçlendi. Putin’in, "Astana formatı ortaklarıyla Suriye'de siyasi süreci başlatmayı başardık. İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Orta Doğu ülkeleri ve ABD ile güçlü temas kurabildik" ifadesi, Rusya ve ABD arasında Suriye özelindeki rekabet kadar belki daha fazla karşılıklı anlayış birliğinin de mevcut olduğunu teyit ediyor. 

Suriye’de kazananın Rusya olduğu konusunda bir tereddüt yok. Moskova’nın müdahalesi olmasaydı bugün belki de haritada Suriye olmayacaktı. Operasyon Rusya’nın küresel güç statüsünü teyit ettiği gibi Orta Doğu’ya dönüşünü de sağladı.   

Bugün Suriye’deki güncel başlıklara değinecek olursak, Rusya’nın büyük çaba sarf ederek kazandığı başarılarını şu an bir "demlenme" dönemine bıraktığını söyleyebiliriz. Bundan sonraki süreçte sahadaki gelişmeler, Rusya’nın doğrudan müdahalesini gerektirmese de kendi lehine sonuçlar doğuracak şekilde cereyan edecek. Bu nedenle Rusya’nın bugün sahada frene bastığını (İdlib hassasiyeti hariç) ve gelişmelere göre, “bekle-gör” politikasıyla  beklentilerini yükselttiğini söyleyebiliriz. 

Cenevre’de bu ay sonunda başlaması beklenen Anayasa Komisyonu çalışmalarında nasıl bir ilerleme kaydedileceği belirsizliğini korumaktadır. Çetin müzakere süreçleri sonucunda belirlenen komisyon üyelerinin ahenk içerisinde çalışıp çalışamayacakları büyük bir merak konusu. Gerçi bu komisyonun oluşturulması çok önemli bir siyasi başarı olsa da, bundan sonraki süreçte komisyon çalışmalarında yaşanacak aksaklıklar aslında Esad ve Rusya açısından farklı fırsatların doğmasına yol açacaktır. Zira, bu komisyonun oluşturulması kararlaştırıldığında ne Esad bugünkü kadar güçlü ne de Rusya bugünkü kadar dominant bir konumdaydı. Bu nedenle, Esad’ın ve Rusya’nın anayasanın hazırlanması konusundaki beklentilerinin yüksek olmadığını, tam aksine, bu çalışmalar sürdürüldükçe zamanın Esad lehine sonuçlar üreteceğinin beklendiğini düşünüyorum. Suriye Kürtlerinin komisyon çalışmalarında hangi düzeyde ve hangi yetkinlikle temsil edeceği bugün tartışmalı olsa da, süreç içerisinde, zamanla, Anayasa Komisyonu çalışmalarında Kürtlerin etkili olacağını öngörebiliriz.  

Rusya Fırat'ın doğusundan gelecek haberleri de ihtiyatlı bir iyimserlikle bekliyor. Astana ortağı Türkiye ile işgalci konumdaki ABD arasında yürütülmekte olan müzakerelerin nasıl bir sonuca evrileceğini öngörmeye çalışıyor. Özellikle, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahale  etmesi durumunda yaşanacak Türkiye-ABD gerginliğine gerektiğinde doğrudan veya dolaylı taraf olarak, Suriye’deki başat konumunu daha da güçlendirmeyi ümit ediyor. Bu süreçte, Kürtlerin daha kolay bir şekilde Esad’ın himayesi altına sokulabileceğinin hesaplarını yapıyor. Esad’la uzlaşacak Kürtlerin Anayasa Komisyonundaki konumlarının güçlendirilmesiyle ödüllendirileceğini ve yerel özerlik seçeneğinin ağırlık kazanacağına inanıyor. Türkiye’nin olası müdahalesi ve sonrasında oluşturulması planlanan 30 kilometrelik kuşak içerisinde gerçekleştirmeyi düşündüğü konut yapımı faaliyetlerinin başta ABD olmak üzere, Avrupa ülkeleri ve Arap Birliği ülkelerinin tepkisiyle karşılaşacağını öngörüyor. Diğer bir deyişle, bu gelişmelerin Türkiye ile ilişkilerinde kontrollü bir kriz ortamına dönüşmesini bekliyor.   

Suriye iç savaşı tüm paydaşlar açısından için çok önemli dersler ve sonuçlar üretti. Bir nevi askeri ve siyasi laboratuvar görevi gördü. Taraf ülkelerin çoğu, hiç beklemedikleri sonuçlarla yüzleşmek zorunda kaldı. Bu ülkelerin başında da Türkiye geliyor, kuşkusuz...