‘SU’ diplomasisi

‘SU’ diplomasisi

2 Eylül 2019 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Türkiye ile Rusya arasında ilginç bir süreç yaşanıyor: Tarih boyunca kimi zaman savaşmış, kimi zaman da dost olmuş ama çoğunlukla bölgesel liderlik için rekabet etmiş iki ülke, Suriye’de başlayan iş birliğini giderek diğer alanlara yayıyor görünüyor. 

Teslimatına başlanan S-400 hava savunma sistemlerinin daha kurulma aşamasına geçilmemişken şimdiden Türkiye’nin Rusya’dan SU-35 ve SU-57 uçaklarını alıp almayacağı konuşuluyor. 

Rusya ile ilişkilerin temposu, Türkiye’nin Batı ile bağları zayıfladıkça hızlanıyor. 15 Temmuz’daki darbe girişimin ardından başlayan süreç Türkiye’nin yörünge değiştirip değiştirmeyeceği tartışmalarına paralel devam ediyor. 

Peki, Türk-Rus ilişkileri kimilerinin iddia ettiği gibi gibi stratejik ortaklık yolunda mı ilerliyor, yoksa işler göründüğü gibi değil mi? 

Yanıtı bulabilmek için biraz “eski defterler”i karıştırmak gerekiyor. 

Günümüzde Türkiye’nin Rusya’dan SU-35 ve SU-57 savaş uçakları alma olasılığının konuşulmasına yol açan süreç ironik şekilde başka bir Rus uçağının, SU-24’ün 24 Kasım 2015’de düşürülmesiyle başladı. 

Pek çokları, ilişkilerde dokuz aylık bir kriz yaratan uçak olayının çoktan geride kaldığını ve iki ülke arasında yaşanan “güven bunalımı”nın aşıldığını düşünse de gerçek farklı. 

Her şeyden önce 24 Kasım 2015, Türk-Rus ilişkilerinin nitelik değiştirdiği gün olarak tarihe geçti. O zamana kadar nispeten dengeli giden ilişkilerde ibre Moskova’ya döndü. Rusya psikolojik üstünlüğü ele geçirmekle kalmadı, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın temelini oluşturan Suriye’de ipleri eline aldı. O tarihten sonra, Batılı ülkelerle ilişkileri bozuldukça Türkiye Rusya’ya yaklaşmaya başladı, bu sayede uçak krizi sırasında dışında kaldığı Suriye’ye dönebildi. 

Uçak olayını unutmamasına rağmen "barışma" sayesinde Türkiye’yi yakında tutmak Rusya’ya öncelikle Suriye’de avantaj sağladı: Hem kendisine çelme takılmasını engelledi hem de İran’ın da katılımıyla güçlü bir cephe oluşturdu. 

S-400 alımıyla noktalanan süreçte ise, Rusya NATO’nun güney kanadına hasar vermeyi başardı ve ABD’ye karşı psikolojik bir zafer kazandı. 

Bütün bu yaşananları Türkiye ile Rusya’nın stratejik ortaklık kurması ya da kurma yolunda ilerlemesi olarak yorumlamak mümkün mü? 

Hayır. 

Bunun iki nedeni var. 

Birincisi ve en önemlisi Rusya’nın Türkiye ile böyle bir ilişkiye girme niyeti yok. Moskova’nın bakış açısıyla, bölgesel rakibini kontrol edebileceği bir uzaklıkta tutmak daha önemli. Ruslar, Türkiye’nin “karşı cephenin sorun çıkaran üyesi” olmaya devam etmesini kendi çıkarlarına daha uygun görüyor. 

İkincisi, stratejik ortaklık niyeti olsa bile Rusya’nın Batı’nın (ABD) yerini doldurabilecek gücü de, olanağı da yok. 

Dolayısıyla ne S-400’ler ne de alınabileceği söylenen SU-35 ve SU-57 savaş uçakları bu durumu değiştirmeyecek. Olsa olsa, iki ülkenin koşulların dayatması nedeniyle geçici bir iş birliği içinde bulunduğu söylenebilir. 

Moskova'daki son Rus-Türk zirvesinin ardından etkili gazetelerden Nezavisimaya'nın konuyla ilgili değerlendirmesiyle yazıyı noktalayalım:

"Türk liderliğinin yarın ABD yönetimi ile bağlarını tamamen koparma kararı vereceğine dair güçlü bir varsayımda bulunulsa bile, o zaman bu ülkeye bir alternatif gerekecek. Rusya’nın, bugün taktik icabı ortağı olan Türkiye’ye teklif edebileceği bir şey var mı? Bu sorunun cevabı açık görünüyor..”