Sosyal medya teşhirciliği

Sosyal medya teşhirciliği

22 Mayıs 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

İnternet ve sosyal medya kullanımının olmadığı ve teknolojinin bu kadar gelişmediği zamanlarda bize ait olan ve biz istemediğimiz takdirde başkalarının öğrenmesi çok da mümkün olmayan yaşamlarımız vardı. İster özeliniz deyin, isterse gizledikleriniz, belki birkaç dost ve sırdaşınız dışında yaşadıklarınızı başkaları bilmezdi. 

Ancak teknolojik gelişmeler, internet, sosyal medya kullanımı ve bunları destekleyen her türlü araç ve programlar yaygınlaşmaya başladıkça özellerimiz ve gizliliklerimiz de birer birer ortadan kalkmaya başladı. İşin daha da ilginci bu sınırları biz kendimiz bilerek ve isteyerek kaldırdık. 

Geçen gün izlediğim bir dizide, "Modern hayat, röntgenciliğin ve teşhirciliğin kutsal olmayan bir karışımına benzer. İnsanlar sürekli kendi içlerini ve dışlarını yayınlıyorlar" diyordu. 

Aslına bakılırsa çok doğru bir tanımlama... Burada  belirtilen “modern hayat” kavramından benim anladığım, teknolojinin, internet ve her türlü sosyal medya kullanımının geldiği noktadır. Sorarım size hanginiz evde, işte cepte hiç internet kullanmıyorsunuz? Hanginizin herhangi bir sosyal medya hesabı yok?  

Özellikle koronavirüs pandemisi ile birlikte tüm dünyada dijitalleşme hızla yoğunlaşıyor. Telekonferans yoluyla yapılan toplantı ve görüşmeler, mobil bankacılık yoluyla yapılan işlemler, alışveriş ve siparişlerin internet kanalıyla yapılması ve daha birçok alanda görülen değişmeler internet ve teknolojinin önemini vurguluyor. 

Sosyal medya kullanımı da bu anlamda hızla artıyor. Buna bağlı olarak artık teşhirci de biziz, röntgenci de… Her şeyimiz gözler önünde, her şeyimizi bilerek ve isteyerek sergiliyoruz. Gittiğimiz, gezdiğimiz yerlerden yediklerimize, yaptıklarımızdan kimlerle nerede birlikte olduğumuza, hatta içsel dünyamızda yaşadıklarımıza kadar adım adım her şeyimiz ortada. Neredeyse her an her şeyi yazılı veya görüntülü başkalarıyla paylaşıyoruz.  

Arkadaşlarımızın, dost ve akrabaların ne yaptığını, nerede olduğunu artık anında öğrenebiliyoruz. Kim nerede ne yemiş, ne içmiş, kimlerle beraber nereye gitmiş, nerede eğlenmiş hepsini anında biliyoruz. En basitinden şu evde kaldığımız günlerde, kim ekmek, pasta, börek çörek yapmış, kim hangi diziyi/filmi izlemiş, kim hangi kitabı okumuş, kim oruçluymuş  görüyoruz. Bazen de trollerin savaşına sahne olan sosyal medya ortamlarına takılıp kalıyoruz. 

Üstelik bütün bunları yaparken kimse bizi zorlamıyor. İstediğimiz için yapıyoruz. Belki de bundan garip bir zevk alıyoruz. Sadece kendimize ait olan şeyleri sergilemiyor, başkalarını da sürekli gözlemliyor, onların da neler yaptığını öğrenmeye çalışıyoruz. 

İnsanın kendini bazen çıplak hissetmesine yol açan, adeta bir çeşit röntgencilik/teşhircilik olan bu eylemler bazen istenmeyen takip ve tacizlere de yol açabiliyor. Stalking/Stalklama ve stalker gibi kavramlar bu gizlice dikizlemelerin sosyal medyacası... 

Hatta farklı isim ve cinsiyetlere bürünerek, tanımadıkları insanlara bu sosyal medya araçlarını kullanarak özel mesajlar atan, onları rahatsız eden ve bundan garip bir zevk duyan geniş bir kitle de var. 

Bize ait olan "özelimiz" diye bir şey kalmadı… Bir zamanlar sadece kişiye özel olan günlük ve foto albümleri yerine, artık her anımızı paylaştığımız yazılı ve görsel araçlar yani sanal günlüklerimiz ve sanal albümlerimiz mevcut. Üstelik internet ortamında bir kez iz bıraktınız mı bunları temizlemek de çok zor. 

Eskiden tutulan günlüklerin, istenmeyen mektupların, bir daha görmek istemediğiniz fotoların yakılıp yırtılması/yok edilmesi kadar kolay değil her şey. Bir kere internet ortamında paylaştınız mı, artık geriye dönüş çoğunlukla mümkün değil. 

Eski aşklar, arkadaşlıklar, dostluklar kavgalar, ayrılıklar, hüzünler ve tüm yaşananlar sadece bu kişilere ait ve onlar tarafından bilinirken şimdi ilgili-ilgisiz herkes her şeyi biliyor, öğreniyor. 

Asıl soru perdeleri çekmeden rahatça oturabilme özgürlüğü mü, yoksa açık perdelerden içeridekileri dikizleyenlerin terbiyesizliği mi? 

Artık biri bizi gözetlemiyor, herkes herkesi gözetliyor. Acaba ilgi manyağı mı olduk? Yoksa çok mu yalnızız?  

Her ne kadar bu aralar sosyal medya teşhircileri olarak evde oturmaktan mutsuz olsak da bu günler de geçecek. Yine bayramlarda, tatillerde, sahillerde gezip gördüğümüz yerleri paylaşacağız. Yine yediklerimizi, içtiklerimizi, yaptıklarımızı sergilemekten mutlu olacağız. Gün gelecek bu virüs belasını da unutup yeni sorunlarla boğuşarak yine dertleneceğiz. 

Sosyal medyayı çok sevdik, artık onsuz bir yaşam mümkün değil, biraz da abartmasak... 

Hepinizin bayramını şimdiden kutlar, virüssüz ve maskesiz günler dilerim. 

Esen kalın.