'Sorumluluk çok yetki yok'

'Sorumluluk çok yetki yok'

13 Temmuz 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Berna Can (nethaberizmir.com)

Geçen hafta Sakarya’nın Hendek İlçesi Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasında meydana gelen yangında 7 işçi hayatını kaybederken, iş güvenliği uzmanının gözaltına alındıktan sonra verdiği ifade tüyler ürperticiydi. Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği hangi noktada? İhmaller silsilesi sonucunda kaybolan hayatlar ve “aslında ne oldu”yu Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanı & İş Sağlığı ve Güvenliği Teknikeri Ali Güven’le konuştuk.

-Türkiye’de İş güvenliği ve sağlığı uygulamaları hangi noktada? 

-Türkiye yönetmelikler çerçevesinde Avrupa ve Amerika’yla yarışacak düzeyde. Hiçbir eksiği yok. Hatta bazı noktalarda üstün bile diyebilirsiniz. Türkiye’de iş güvenliğinin sıkıntılı olduğu nokta ( 8-10 senelik uygulama geçmişi var) burada insanlar üniversitede mühendislik kariyeri edinmişler daha sonra bu insanlar iş bulamadıkları için 220 saatlik bir eğitimle ve iş güvenliği uzmanı olup, iş güvenliği sahasında hizmet vermeye başlamışlar. 

Mesela bu kursu tamamlayıp ve o dönemde yapılan düzenlemelerle A sınıfı belgeyi çok kolay edinildi. A sınıfı dediğim belge ile de çok tehlikeli yerlere bakılıyor ki, çok tehlikeliden kasıt inşaatlar, madenler ve son üzücü kaza ile ilgili faaliyet gösteren işletmelere bakıyorlar. 

Şimdi bir tekstil mühendisini düşünün. Bu mühendis bir inşaata girdiğinde 220 saatlik eğitimle neyini kontrol edeceğini bilemez ki. Bu alanda açık öğretimde, bazı üniversitelerde, örgün öğrenimde iş güvenliği meslek yüksekokulları var. Orada öğrenciler gerçekten her konuda iş güvenliğini öğrenerek, mevzuatları dâhil her şeyi öğrenerek mezun oluyor. Fakat yine de burada işin özü insan. Eğitimini aldı, öğrendi de ne kadar öğrendi ve ne kadarını uygulamaya geçirebiliyor. 

-Yani diyorsunuz ki iş güvenliği ve sağlığı hususunda okullu olmak şart ya da A sınıfı belge için okullu olunması lazım... 

-Okulunu bitirdiğinizde zaten direk C sınıfı oluyorsun. Ondan sonra 3 senelik bir tecrübe ile B sınıfı için sınava girmeye hak kazanıyorsunuz, daha sonra 5 senelik bir çalışma ile A sınıfına geçiş yapıyorsunuz. Aslında C sınıfı ile başlayıp B, A diye yürümeleri gerekirken, boşluklardan ötürü devlet “ya gel sen A sınıfının sınavına gir A sınıfı ol" diyor. Maden mühendisi ne anlar inşaattan veya inşaat mühendisi ne anlar madenden? Bir tekstil mühendisi tekstil fabrikasının denetlemesine girdiğinde nereyi kontrol edeceğini bilir ama bir maden mühendisi tekstil fabrikasına girdiğinde nereyi kontrol edeceğini bilemez. 

Meslek yüksekokullarında hepsini öğretiyorlar. Hatta öyle ki hani neredeyse bir tıp doktorunun bilmesi gereken tıbbi terimlere kadar öğretiyorlar.

-Peki, iş güvenliği ciddi bir teknik bilgi gerektiriyor mu?

-Teknik bilgi elbette gerektiriyor. Yani bugün bir inşaata denetlemeye girdiğiniz vakit işte oradaki iskeledeki aralıkların ne olması gerekir veya oradaki alınması gereken önlemler bunların hepsi teknik. Veya bir elektrik panosunu gördüğünüz vakit alınması gereken önlemler hep teknik bilgi gerektiren işler. 

Fakat bu bilgilerin elbette hepsi yönetmeliklerimizde yazılı. Mevzuat ve yönetmeliklerimiz çok iyi.   

Burada bizim sıkıntımız, Türkiye’de iş güvenliği işverenlerin aşırı maliyet gerektiren “onlara göre aşırı maliyet gerektiren bu güvenlik tedbirlerini almaktan imtina etmeleri. Ve personeline almaları gereken eğitimleri aldırmamaları. 

Ben bir güvenlik uzmanı olarak veya tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak eğitim vermeye gidiyorum “Aman kardeş 10 dakikayı geçmesin” deniliyor. Ben aynı zamanda 3. sınıf yangın söndürme eğitmeniyim. Çok tehlikeli iş yerlerinde her sene yangın eğitimi ve yangın tatbikatı yapılmak zorunda personele. Fakat siz gidiyorsunuz, sunumlarınızı hazırlıyorsunuz, eğitim yapacağınız alanı hazırlıyorsunuz, eğitime başlıyorsunuz daha eğitimin 10. dakikasında işletmenin yetkilisi eliyle “Hadi hadi hadi hadi “ demeye başlıyor. Siz de kısa kesmek zorunda kalıyorsunuz.

Bunlar maalesef Bakanlığın ve genel müdürlüğü müfettişleri tarafından sadece evrak üzerinde denetleniyor. Dolayısıyla bir iş güvenliği uzmanı, “Eğer ben patrondan paramı alıyorsam, onun talimatlarına uymak zorundayım. Yoksa işimden olacağım. Zaten ben iş güvenliğini mevcut şartlarda mühendislik kariyerim olmasına rağmen, eğitimli olmama rağmen mühendislik alanımda iş bulamamışım. iş güvenliği eğitimi almışım, iş güvenliğinden ekmeğimi kazanmaya, ihtiyaçları karşılayacak parayı kazanmaya çalışıyoruz" diye düşünüyor. Ben bu adamı ne kadar zorlayabilirim. Ayrıca iş güvenliği uzmanlarının sorumlulukları çok fazladır ve yetkileri ise neredeyse sıfırdır. 

-Gerçi başında ifade ettiniz ama Sakarya’da meydana gelen patlamanın gerçekleştiği fabrika tehlikeli üretimlerde kaçıncı sınıfta ve denetlenmesi nasıl yapılır ya da yapılmalı? 

-Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı iş güvenliği uzmanlarının bağlı olduğu Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Müdürlüğü. Bu genel müdürlük tarafından düzenli olarak kontrol ediyorlar ama maalesef evrak üzerinde kontrol ediyorlar. 

Bu genel müdürlük tarafından düzenli olarak kontrol ediyorlar ama maalesef evrak üzerinde kontrol ediyorlar. Belki çok ağır bir itham olacak ama müfettişlerin çoğu geliyorlar, işletme genel müdürü veya işverenin odasında çayını kahvesini içiyorlar kendilerine sunulan evrakları kontrol ediyorlar ve çıkıyorlar gidiyor. 

Bu olaydan sonra gözaltına alınan işletme müdürlerinden birinin ifadesi de zaten bu şekilde: “Benim bir gün öncesinde denetlemeden haberim olurdu” diyor.  

-Bu haberi güvenlik şirketi mi veriyor önlem alınsın diye yoksa kendileri mi haber alıyor?

-Hayır; genel müdürlükten “yarın size geleceğiz” şeklinde, hele ki böyle büyük işletmelere önceden haber veriyorlar. Bu maalesef böyle. 

Şöyle söyleyeyim; İzmir’de çok tehlikeli sınıfta yer alıp da patlamadan korunma dokümanı diye bir dokümanın hazırlanması gerekir. Onun hazırlanmadığını, yangın eğitim ve tatbikatlarının yapılması gerekirken yapılmadığını, düzenli risk analizlerinin yapılması gerektiğini ama yapılmadığını bildiğim yerler var. Bunları gördüğünüz vakit bildiriyorsunuz ama oraya gidiyor iş güvenliğinden müfettişler, evrak üzerinde bakıyorlar. Şunlar eksik diyorlar; işveren sağa sola telefon ediyor, geçmiş tarihli evrakları hazırlayıp sunuyorlar. Türkiye burası; ondan sonra zavallı insanlar ölmek zorunda kalıyorlar. Bir taraftan da zavallı insanlar diyorum da fabrika ya da işletme sahibi de neyi kaybettiğinin farkında değil. 

–Bir olay daha meydana geldi. Patlamadan arda kalan enkaz askeriye tarafından taşınırken bir patlama daha meydana geldi... 

-Çünkü askeri teşkilatlar, polisler her türlü patlayıcı denetlemesinden muaf. Bunlar yönetmeliklerde de yazılıyor, genelgelerde de yazıyor, kanunları da yazıyor. Bu madde emniyet kuvvetlerine, Türk Silahlı Kuvvetlerine, işte kıyı sahil güvenlik kuvvetlerine uygulanmaz “ şeklinde. İyi de orada da patlayıcı var.  

Yıllar önce Ankara’daki cephane patlaması hatırlayın. Asker, er bilmiyor ki. Sen Anadolu’nun ücra yerinden gelmiş, gariban Mehmetçiği başına koyarsan; gece efkârlandığında garibim anası, yavuklusu aklına geldiğinde bir sigara yakmayı normal karşılıyor. Ha öyle olmuştur demiyorum ama böyle olursa da şaşırmıyorum. Çünkü bu olayların ölümle sonuçlanmasının tek sebebi cehalet ve eğitim açığı. 

Bugün bir işverene gittiğiniz vakit en basit eğitim şartları ayda 5 dakika iş güvenliği uzmanının az tehlikeli yerlerde eğitim ve işlem yapması gerekir ki bu personel başına. Ancak o 5 dakikayı bile ayıramıyorsunuz. 

-Her işçiye ulaşamıyor musunuz yoksa vakit mi yetmiyor; sebebi nedir? 

-Toplanamıyorsunuz değil; işveren işi durdurmuyor. İşçi işinin başından kalkıp senin önceden hazırladığın dokümanı imzalamaya geliyor yalnızca o kadar. 

-Peki. Anladığım kadarıyla Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası bu A sınıfı işletmeler kısmına giriyor. Bu yerlerin denetlenmesinde olmazsa olmaz hususlar neler? 

-Evet, A sınıfı çok tehlikeli sınıfta. Öncelikle denetlemeye gelen müfettişlerin olay hakkında yetkinlikleri olmalı, patlayıcılar konusunda bilgisi olmalı. Şu anda yanlış hatırlamıyorsam belli bir kurumda 15 senenin üzerinde eğitim hizmet vermiş şoförlere sınavla müfettiş olma hakkı bile tanındı. O şoför ne kadar bilecek, nereden bilecek müfettişliği?

 

 

-Göz göre göre kaza geliyorum demiş aslında… 

-Kesinlikle öyle. Bakın bizdeki kanunlar çok güzel; harika yasalarımız var. Yönetmelikleri okuyun, o yönetmelikler uygulansa… Elbette insan olduğu yerde kaza her zaman olur ama bu oranda olmaz. Yönetmelikler çok güzel, iş güvenliği uzmanları da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, iyi niyetle yapmaya çalışıyorlar ama işverenler ve işverenlerden ziyade eğer bu kazaların önüne geçilmesinin istiyorsak ilk önce bu raporları denetleyen müfettişleri gözaltına  alacaksın. Bu son patlamanın olduğu Coşkunlar Havai Fişek fabrikasını denetleyen müfettişleri alın bakalım içeriye. Vali ya da bakan yargılanma izni verebilecek mi? O yüzden tüm ihale aslında iş güvenliği uzmanlarına kalıyor. 

-Benim dikkatimi çeken nokta şu oldu: Gözaltına alınan iş güvenliği uzmanı Aslı Bozkurt  aslında mayıs ayında istifa etmiş buna rağmen gözaltına alınıyor olması neden? 

-Çünkü yasal bildirim süresi var, bildirim süresinde işletmenin yeni bir iş güvenliği uzmanı istihdam edinceye kadar 1 aylık bir süre içinde sorumluluk, bir önceki iş güvenliği uzmanındadır.  Ve yanlış hatırlamıyorsam yine  ifadelerinde kazanın olduğu gün ya da ertesi günü sorumluluğu bitiyormuş. Bu bir şanssızlıktır. Ayrıca ne olursa olsun bu kadın istifa etmiş. Eğer evrakta sahtecilik yoksa çünkü bizim ülkemize bunlar gibi de çok kaza oldu. Fakat evrakların işlenmesi sistem üzerinden yapıldığı için öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ayrılmalar sistem üzerinden e-kâtip verilen bir sistem üzerinden yapılıyor. Bu e–kâtip üzerinden yapıldığı için orada bir sahtekârlık olduğunu düşünmüyorum. Zavallı kadıncağız. Ha yargılanabilir ama en azından tutuksuz yargılanması gerekir. Çünkü bu kazaya sebep olacak durumları tespit edip, istifasını vermiş. Günümüzde iş bulmak bu kadar zorken, bulduğu işten vazgeçmiş. 

-Aslı Bozkurt  ifadesinde,"Yaptığım inceleme ve raporları İş Sağlığı Güvenliği Kurul defterine işleme izin verilmiyordu” diye ifade veriyor. Bu nasıl olabilir yani işlemesine kim izin vermiyor, işletme sahibi mi yoksa bağlı çalıştığım firma mı? 

-Şöyle: OSGB ‘lerde çalışılıyor yani Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri ile. İş güvenliği uzmanları ve hekimler. Bunlar hizmet üzerine firma ile anlaşır ve oraya da bir danışman atar.  Atadığı danışman kendi özel e-devletinden firma ile anlaşmayı yapar. Yani OSGB anlaşır ama atamasını kendi e-devlet üzerinden yapar. E-kâtip üzerinden benim arkadaşlarım da, bizler de bunları deftere yazmaya kalktığımız zaman “Kardeşim aman o benim çok iyi müşterim, böyle şeyleri yazma kaybederim müşteriyi  diyen OSGB sahipleri dolu. Onlar bir kere sana ket koyuyorlar. O yetmiyor, yazmaya kalktığında orada iş güvenliği kurulları oluşturuldu, belirli sayıdaki personelin istihdam edildiği işletmelerde iş güvenliği kurulu kurulması zorunludur bizim yasalarımıza göre, iş güvenlik kurullarında kimler yer alıyor; işveren temsilcisi, ustabaşıları, vardiya amirleri, iş güvenliği uzmanı, hekimi yer alır. Şimdi işyeri hekimi yazdırıyor, iş güvenliği uzmanı yazmak istiyor ama orada diğer 3 kişi fabrikadan ekmek yiyen ustabaşı, işveren vekili “Yazmayın onu “ diyor, “Biz hallederiz.” Ki Aslı Bozkurt ifadesinde söylemiş: “Bana o deponun atıl olduğunu söylediler .”  

İş güvenliği firma ve uzmanların sorumlulukları hangi sınırlar içerisinde çizilmiş. Başında söylediğim gibi sınırsız sorumluluk, sıfır yetki! Mesela bir yerde bir kazaya sebep olacak durum tespit ettiğinizde. Biz bunu genel müdürlüğe bildiririz ve oradaki müfettişlerin işi durdurma yetkisi vardır. Bizlerin yok. Bu da 3 günlük ya da 24 saatlik bir süre, bu süreye kadar kazayı yetkili olarak durduramadıktan sonra neye yarar sorumluluk? Örneğin; ben yazıyorum “Aman diyorum burada kaza olma riski var” müfettiş o tanınan sürede gelecek de, işi durduracak de… Benim tehlike gördüğüm işi anında durmam gerekiyor. Madem bu işin sonucunda oluşacak durumda ben hapse gireceğim ama işi durdurma yetkim yok! Zaten olsa da nasıl kullanıyor; yetkim olsa nasıl kullanayım, yine işin patronu beni işten atar. Çünkü en iyi müşterisinin işini durdurdun. 

-O halde şöyle bir çelişki var; evet bakanlığa bağlı müfettişler gelip raporları denetleme yetkisinde ama bakanlığa mı yoksa şirket sahibine mi hizmet veriyor iş güvenliği uzmanları diye bir soru geliyor akla. 

-Elbette şirket sahibine hizmet veriyorlar. Bakanlığa hizmet etmek değil de önce millete hizmet etmek gerekiyor. Bütün çalışan kişiler için söylüyorum bunu. Onlar özel sektör değil, senin benim vergimden, aldığımız sigaradan tutun da her şeye kesilen vergilerden maaşlarını alan insanlar. Bizleri daha güvenli, daha sağlıklı olsunlar diye yaşatmak için hizmet üreten ve üretmesi gerekenler. 

Yani bu işlerde müfettişler de inanın işten bihaber. Sadece doküman bakmayı biliyor; sahayı bilmiyor. Örneğin iş ayakkabısı olmadan madene geliyor. Müfettiş geldiğinde, araçtan inip çelik burunlu iş ayakkabısını giydiği zaman işletme sahibi zaten ona farklı bir gözle bakmaya başlar. "Eyvah" derler bu acaba sahaya mı çıkacak? Müfettiş takım elbisesiyle, toz olmayacak şekilde, parmaklarının ucuna basarak arabadan idari binaya giriyor, getirilen evrakları inceliyor. Çünkü saha tecrübesi yok. Sahayı bilmiyor, fabrikayı bilmiyor. Ha bilenler yok mu? Elbette var. Ancak bugün 30 yaşında delikanlı müfettiş olmuş. Bu işler tecrübe ile olacak işler. 

Yarın: Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasında aslında ne oldu?