Solum Yin sağım Yang

Solum Yin sağım Yang

22 Kasım 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

“Yin-Yang” konusuna başlamadan önce “Advaita” sözcüğünün anlamına kısa bir bakış atmakta fayda var.  

“Advaita”, Hint felsefesi dizgelerinden Vedanta’nın “ikicisizlik” öğretisidir.  

“Advaita” sözcüğü, "a" ve "dvaita" olmak üzere iki parçadan oluşmaktadır. Bugün karşımıza çıkan “nondüalizm” anlayışı ile aynı felsefi anlayışıdır. 

“Advaita” ruh (gerçek benlik, Atman) ve en üst gerçekliğin, evrensel ilkenin (Brahman) birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğu inancına dayanır. Yine “nondüalizm” düalizmin bir yanılgı olduğunu ve her şeyin tek bir bilincin parçası olduğunu ifade eden anlayıştır. 

“Advaita”yı ve “nondüalizm”i tanımlamak için “dvaita” ve “düalizm” sözcüklerini anlamalıyız.  

Üzerinde yaşadığımız gezegen ve içinde bulunduğumuz yaşamda, hepimiz karşıtlıkları tanımalıyız. Zaten böyle bir sistemin içerisine doğuyoruz. Her zaman içinde bulunduğumuz durumun gerçekliğinden başlamak zorundayız. 

Sadece iyi kavramı olsaydı, kötü sözcüğü ve kavramı olmazdı. İyi kavramını da tanımlamamız mümkün olmazdı.  

Yoga, deneyim yoluyla iki olanı birbirine bağlar ve iki, bir olur. Yoga, ikiliklerin ötesine geçebilmek için bize rehberlik eder. 

“Yin-Yang” felsefesi ise ikilikleri tanımak ve yaşamımızda bir denge içerisinde tutarak, uyumlu bir hayat yaşamak için mikro düzeyden makro düzeye kadar her şeyin bir dengesi ve ahengi olduğu anlayışına sahiptir.  

“Yin” ve “Yang”, “Prana”nın (yaşam enerjisi) alçalan ve yükselen evrelerine verilen isimlerdir. Karşıtlar, birbirine dönüşebilen yapıdadır. Denge hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmez. Kararlılık arayışı hep vardır ancak devinim süreklidir. 

Basit yapıyla, karmaşık yapı; “Yin” ve “Yang”ın temel ilkelerine sürekli uyar. Duruşları ile evrenin dinamik dengesini temsil ederler. Yin daralır, Yang genişler. 

Hepimiz “Yin-Yang” düşünce sisteminin, “Taijuti” adlı o meşhur sembolünü biliriz. 

Kavisli bir çizgi ile ikiye bölünmüş bir dairenin, yarısı siyah, yarısı beyazdır. Siyah "Yin" tarafını ve beyaz "Yang" tarafını temsil eder. Beyazın içerisin de siyah bir nokta, siyahın içerisin de beyaz bir nokta yer alır. Bu noktalar her iki enerjinin de birbirinin tohumlarını taşıdığı fikrini ve zıtlıkların birlikteliğini temsil eder.  

Bu zıt enerjiler birbirlerini etkileyip, bir arada olduğu zaman üretim ve yaratım, birbirlerini itip, ayrıldıkları zaman ise değişim ve dönüşüm ortaya çıkar. Birbirini yapboz misali tamamlarlar. Biri olmadan diğeri de olamaz. 

Doğa üzerinden örneklemek gerekir ise; “Yang”, baskın, gök, olumlu, güçken, “Yin” alıcı, yer, dişi, doğurgan ve negatiftir. Destekler, besler, tutar. Tepeler, dağlar ve öbür yüksek alanlar “Yang” enerjisini temsil eder. Vadiler, ırmaklar “Yin”dir. .  

“Tek başına bir "Yin" doğamaz ve tek başına bir "Yang" büyüyemez.” Lao Tzu 

Gece olmadığı sürece, gündüz de yoktur. Bir kavram zıddıyla var olur, ışık karanlıkta parıldar. Her oluşum, her organizma kendi içinde, kendi varlığını ve zıddını taşır. 

“Yin” ve “Yang” arasında çok büyük bir dengesizlik olduğunda, doğada, sel, kuraklık ve pandemi gibi felaketler oluşabilir. 

“Yin” enerjisinin nitelikleri; hareketsiz, alçalan her şey, içeri kapanmak, dünya, gece, karanlık, ay, soğuk, sonbahar ve kış, dişi, bedenin alt kısmı, bedenin solu, bedenin ön tarafı, bedenin içi, kan, alıcılık, içe dönük, su, pasif, yumuşak, kuzey, her şeye ruh sağlayan olarak tanımlanmaktadır. 

“Yang” enerjisinin nitelikleri; hareket halinde, yükselen her şey, dışarı açılmak, gök, gündüz, güneş, sıcak, ilkbahar ve yaz, eril, bedenin üst kısmı, bedenin sağı, bedenin arka tarafı, bedenin dışı, içi, dinamik, dışa dönük, beyaz, etkin, sıcak, dağ, yaratıcılık, güney, her şeye form sağlayan olarak tanımlanmaktadır. 

Yazıyı, ikilik kavramı üzerine okuduğum bir paragraf ile bitirmek isterim. 

“Benlik, bedenin kısıtlamalarını kendi üzerine aldığında "kişi" ortaya çıkar. Kişiyle birlikte dış ve ayrı bir dünya algısı oluşur. Gören, görülen ve görme ayrımı, yani "ikilik" başlar. Gerçekte bunların hepsi “bir”ken, kişi arzularının, korkularının girdabında, gerçekliğini kendisinin verdiği dünyada bir yabancı gibi yaşar.” 

Namaste...