Sokrates’in at sineği ve Kipling’in kırkayağı

Sokrates’in at sineği ve Kipling’in kırkayağı

5 Ağustos 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Durmadan düşünerek, soru sorarak ve eleştirerek gerçeği arayan Sokrates, Atinalılara, "Ben sizin at sineğinizim, sizi rahatsız ederim belki fakat uyanık kalmanızı sağlarım" demişti.. 

Tarihsel kökleri ilk defa Antik Yunan’da görülen eleştiri ya da kritik, polisin (şehir devleti) yöneticilerini yer yer rahatsız etmiş hatta sarsmış ancak onların gerçekleri kavrayabilmelerine yardımcı olmuş ve yöneticilere eşsiz bir bakış açısı kazandırmıştı. Neticede, siyasi tarihçilerin sağlam ve istikrarlı yönetimleri tarif ederlerken sık sık atıf yaptıkları Eski Yunan site devletleri bu sayede gelişebilmişti. 

Aslında her birimizin uyanık durumda olmak ve gerçeklerden haberdar olabilmek için bir at sineğine ihtiyacımız vardır. İnsanların ve toplumların yaşamları hakkında karar verme gücüne sahip yöneticilerinse kendilerine soru sorulmasına ve eleştirilmeye herkesten fazla gereksinimleri vardır. Ne kadar zeki, karizmatik, seziş gücü yüksek ve yetenekli olurlarsa olsunlar gerçekleri tam olarak algılayabilmeleri için mutlaka eleştirilmeleri gereklidir kanımca. 

Eleştirilmeyen, çevresindekiler tarafından sürekli onaylanan ve her yaptığı alkışlanan yönetici bir süre sonra neyin doğru neyin yanlış olduğunun ayırdına varamamaya başlayacak, kendi doğrusunu tek doğru kabul edecek, kendi gerçeğinden ayrıca ülkesinin ve dünyanın gerçeklerinden uzaklaşacak, adeta gerçeklik duygusunu yitirecektir. Oysa ki eleştiri kabul eden, yanlışı yüzüne karşı söylenebilen yönetici gerçeğe daha yakın olacak ve doğru kararlar verebilme olanağına kavuşacaktır. 

Kipling’in aktardığı ünlü bir hikayeye göre: Yetenekli bir dalkavuk kırkayağı sürekli övmekte, yüceltmekte, ne kadar çok ayağı olduğunu bunların sırasını karıştırmadan basabilen ne kadar muhteşem bir varlık olduğunu söyleyip durmaktadır. Öyle ki bu bitmek tükenmek bilmeyen övgüler bir süre sonra kırkayağın zihnini uyuşturmuş, ona kendi gerçeğini unutturmuş ve sonunda kımıldayamaz hale gelmiştir. 

Siyasi tarih eleştirinin hayati önemini ortaya koyan çok sayıda örnekle doludur esasında. Aynı zamanda bir hükümdar olan Süleyman peygamberin ünlü ve bilge veziri Asaf’ın soru sorabilmesi ve yeri geldiğinde eleştirebilmesidir Süleyman peygamberi yücelten. Bu muhteşem yönetici vezir ilişkisi türkülere bile konu olmuş: “Asaf’ın mikdarını bilmez Süleyman olmayan” dizeleriyle ölümsüzleşmiştir. 

Selçuklu hükümdarları Alparslan ve Melikşah’ın da vezirliklerini yapmış olan ve bu hükümdarların çok başarılı siyaset izleyebilmelerinde büyük pay sahibi olan ve bu itibarla kendisine devletin nizamı  anlamında Nizam-ül Mülk ünvanı verilen ünlü ve bilge vezirin soru sorabilmesi, eleştirebilmesi ve öğüt verebilmesidir, Alparslan’ı ve de Melikşah’ı büyük kılan. 

Fatih Sultan Mehmet’in kendisine sık sık akıl danıştığı hocası Akşemsettin’in yeri geldiğinde yaptığı eleştirilerin ve verdiği öğütlerin Fatih’in kültleşmesindeki payı ortadadır. 

Dalkavukluk kolay ve risksizdir ancak yöneticinin gözlerine bir perde indirir ve onu kör eder. Eleştirel tavır ise zor ve risklidir fakat yöneticinin gözünü ve kulağını açarak onun olanı olduğu gibi görmesini, duymasını ve dolayısıyla doğru düşünmesini sağlar, kişiyi aynanın karşısına geçip kendine bakmaya, öz eleştiri yapmaya da zorlar. O yüzden başta yöneticiler olmak üzere hepimizin mutlaka ama mutlaka eleştirilmeye ihtiyacımız vardır.