Sıra dışı bir yazar

Sıra dışı bir yazar

27 Eylül 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Sanatın okuyucu eğitmek ve zevk vermek gibi iki işlevi bulunuyor. Okuyucuya dil lezzeti sunmak, duygulanım ve estetik yaşantı ortaya çıkmasını sağlamak, şaşırtmak, sorular sordurmak, okuyucuya okuduğu için pişman  olmayacağını göstermek önemli hususlar. İşte Mişima öykülerinde bütün bu unsurlar son derece başarıyla gerçekleşiyor. 

Yukio Mişima (1925-1970) sıra dışı yaşamı, sıra dışı görüşleri, sıra dışı edebiyatı ve sıra dışı ölümüyle 20. yüzyıl Japon ve dünya edebiyatına damga vurmuş bir yazar. Dalgaların Sesi, Bir Maskenin İtirafları, Denizi Yitiren Denizci gibi önemli romanları bulunuyor. 

Romanın yanı sıra  şiir, oyun ve öykü yazarı olan, aynı zamanda oyunculuk, modellik ve yönetmenlik yapan, politik görüşleri ile de dikkat çeken çok önemli bir isim Mişima. Sağ kanat nasyonalistliği ile sol kesimin büyük tepkisini çekmiş biri aynı zamanda. 

Üniversite sonrası Maliye Bakanlığında memuriyete başlıyor ama buna ancak bir yıl dayanabiliyor. Elbette babasının onayıyla istifa ediyor ve bütün zamanını yazarlığa veriyor. Babası cüretkarlığı nedeniyle bir ara yazmasını yasaklıyor. Her ne kadar yazması yasaklansa da, Mişima geceleri gizlice yazıyor. Annesi ise onu destekliyor ve ilk okuru oluyor. Gelen büyük başarıyı gören baba da ikna oluyor sonunda. 

Mişima’nın yazını, zengin kelime hazinesi ve metaforları, geleneksel Japon ve modern Batı edebi üslubunu birleştirmesi, estetik, erotizm ve ölüm arasında kurduğu bağlantılar açısından onu son derece farklı kılıyor. 

Eleştirmenlere göre Mişima’nın eserlerindeki duygusallık ve doğal detaylar geleneksel Japon yazınına uyuyor ancak temaların ve akışın sağlam ve yetkin bir şekilde ele alınışı, vurucu psikolojik analizleri ve saklı mizahı eserlerinin diğer ülkelerde de yaygın olarak okunmasını sağlıyor. 

Mişima, Nobel Edebiyat Ödülü için üç kez aday gösterilmiş ve her seferinde favori olarak görülmüş. Ancak, 1968'de başka bir Japon yazar olan Kawabata ödülü alınca umutları suya düşmüş.  

Yazar kendi toplumunun modernleştikçe geleneklerine ve kendi özüne ters düştüğünü, yozlaştığını, özenti ve köleliğe yol aldığını düşünmüş. Bu yabanlaşmaya karşı da güçlü bir tepki duymuş. 

Yukio Mişima Tatenokai adında geleneksel Japon değerlerine ve İmparatorun kimliğine adanmış silahsız bir milis gücü kurmuş.

1970'te Mişima ve milislerinin dört üyesi Tokyo'nun merkezinde askeri bir üsse girer. Komutanı rehin alır ve Japonya'nın silahlanmasını yasaklayan 1947 Anayasasını devirmek için Japonya Öz Savunma Kuvvetlerine ilham vermeye çalışır. Konuşması beklediği etkiyi bulmayınca “seppuku” (bir tür harakiri) yaparak intihar eder.  

Kimi yazarlara göre Mişima hep derin bir hesaplaşma içinde olmuş ve hayatı ölümün bir hayaleti olarak görmüştür. 

Yazar Marguarite Yourcenar “Mişima ya da Boşluk Algısı” adlı kitabında yazarın aslında doymazlıkla içselleştirdiği hem kendi kültürü hem de batı kültürü unsurlarına sahip olduğunu söyleyerek şu satırlara yer veriyor: 

“Geleneksel bir biçimde Japon olan parçacıkların Mişima’da yüzeye çıkışı ve ölümünde infilak ediş şekli ise, aksine akıntıya karşı adeta tekrar kavuştuğu kahramanlık Japonya’sının şahidi, kelimenin etimolojik anlamında da şehidi yapmaktadır onu.” 

Yazarların siyasi görüşleri ve fikirlerini sanatlarından ayrı tutmak gerekiyor muhakkak. Zaten görüşü ne olursa olsun yapıtını eşsiz bir güzellikte ortaya koyan yazarların ölümsüzlüğüne engel olamıyor kimse. Okuyucu olarak yazarların fikirlerini de inceliyoruz ama edebi gücü ile ilgileniyoruz daha çok. Sözün özü Mişima bir edebiyatçı olarak son derece etkileyici bir yazar kanımca.

Yazarın Can Yayınlarından çıkan Yaz Ortasında Ölüm adlı kitabı birbirinden güzel öyküler içeriyor. Favorim Üzümlü Ekmek adlı öykü.

Bu öyküde neredeyse içinden her şeyin geçebileceği kadar şeffaf bir bedene sahip ve daha önce intihara kalkışmış Jack bütün dünyaya, herkese ve her şeye bir anlamsızlık penceresinden bakar. Arkadaşlarının bir özenti eseri düzenlediği sıra dışı bir partiye katılır. Partiyi onca farklı kılma çabasına rağmen yine de her şey son derece sıradan kalır. Gorgy ise kaslı vücudu ve ayarladığı kızlarla övünen biridir. Öykü boyunca muhteşem bir zıtlık ve anlamsızlık resmeden yazar sonunda acıkmış olan Jack’e karınca sarmış bir üzümlü ekmek verir bu maddi dünyadan. Ama Gorgy çok güzel kız arkadaşıyla Jack’in evine geldiklerinde, onun arzusunu da kızın güzelliğini de bir hiçlik perdesi ile yok eder yazar. 

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın