Şiddeti ödüllendirmek

Şiddeti ödüllendirmek

25 Ağustos 2019 Pazar  |   Serbest Kürsü

Bitti artık! 

Herkes yoluna… 

Yolu açık olsun! 

Amaaan! Benden uzak olsun, ne hali varsa görsün! 

“Bir daha asla görüşmeyeceğim” dedikten sonra yüzlerce kez yeniden bir heves barışan kadınlarımız… 

Peki… Bunca küs-barış, şiddet ve saygısızlıkla karşılaşan kadın, şiddet gördüğü erkeğini neden terk etmiyor? 

Evet, ekonomik ve sosyal yönlerden özgür olmayışları çok büyük etken… Bir de çocuklar varsa o da tüm kadınların belini büken ayrı bir konu tabii…  

Uzmanlara göre ise; kadınlar ilişkilerinin değil, şiddetin bitmesini istiyorlar ve maalesef kadınlar şiddeti kendilerince bitirebileceklerini düşünerek sabırla yıllarını bu uğurda heba ediyor.  

Şiddeti uygulayanlar kendine güveni olmayan, aslında korkak, devamlı sen iyisin, sen şusun busun diye yüceltilme bekleyen, karşısındakini suçlu hissettirmede başarılı, ilgi görmediğinde şiddet uygulayarak kendinin güçlü olduğunu kanıtlama çabası içindeki kişilerdir. 

Mor Çatı gönüllüsü psikolog Feride Yıldırım Güneri’nin söyleşisinde okumuştum. İlgimi çeken görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Güneri’ye göre her ilişki için geçerli değil ama genellikle şiddetin döngüsü üç aşamadan oluşuyor: 

* İlk aşama, gerginliğin tırmanması. Bu, fırtına öncesi sessizlik dönemi gibi. Her iki taraf da gerginliğin farkında. 

* İkinci aşama, şiddetin yaşanması. Fiziksel, duygusal ya da cinsel şiddet olabilir. Kadının bunu durdurmak için yapabileceği hiçbir şey yok. Sadece kendini ve varsa çocuklarını koruyabilir. 

* Üçüncü aşama, balayı aşaması. Fırtına öncesi sessizlik bitmiş, fırtınayla tüm enerji açığa çıkmış olur sonra bir sakinleşme, durulma dönemi gelir. İşte bu dönemde şiddet uygulayan kişi, şiddet uyguladığı kişinin kalması için inanılmaz bir çaba sarf eder. O asan kesen, vuran, kıran, bağıran adam gider, bunun yerine af dileyen, değişme sözleri veren, hediyeler alan, ağlayan, ayaklarına kapanan, bazen intihar teşebbüsleri ya da tehditlerinde bulunan, kadını geri kazanmak için yapabileceği her şeyi yapan bir adam kadını ikna etmeye çalışır. Kadınlar da ilişkinin devam etmesini istedikleri için bunlara inanırlar. Çünkü bakarlar ki karşılarında gerçekten yaptığından pişman ve değişme sözü veren bir adam var. Ama kabul ettiklerinde şiddeti ödüllendirmiş olurlar.” 

Şiddeti uygulayan erkekler zaman içerisinde kadınları kendilerine öyle bir bağımlı hale getiriyorlar ki… Hani derler ya nabza göre şerbet vere vere… Kadın erkeği iyi davranıyorsa iyidir, mutludur. Kötü davrandığında ise enerjisi sıfırın altında... Kadın için uçurumun kenarında yaşamak gibi bir duygu… Bu arada erkek de şiddet uyguladığı kadına bağımlı oluyor. 

Erkeği tarafından denetim altında tutulan, kadın yalnızlaştırılır. Öz güveni yok olur. Sürekli aşağılanır, sürekli suçlanır. Kıskançlıklar eklenir, çarpılır. Tüm bunları doğal bir durummuş gibi görmeye başlayan kadın bir an gelir ki fiziki şiddet sonunda bile, “İyi ki daha beterini yapmadı. E tabii haklı, ben hatalıyım!” diyerek dayak atan erkeğe daha kötüsünü yapmadı diye minnet duymaya başlar.  

Yaşananları değiştirebileceklerini umarak, şiddetin biteceğini sanıp, kısır döngü sarmalında sıkışan kadınlar şiddet gördükleri halde erkekleri terk edemiyorlar. 

Tüm bu yaşananlar içinde aslında her kadının sabrının taştığı, artık canına tak ettiği, dayanamadığı bir noktası vardır. İşte o noktada kadın nihayet bu kısır döngüye bir son verir. Lakin ne yazık ki ilişkiyi bitiremeyip sineye çeken kadınlar ise sayıca daha fazla… Ya da ilişki biter ama çocuklar nedeniyle yine kör topal görüşmeler devam eder.  

Bazen şiddet uygulayan bağımlı hale geldiği için kadının peşini bırakmaz. Hatta öyle böyle değil, bazıları işi çok ileriye götürüp kadının canını alma pahasına şiddet uygulayanları sosyal medya sayesinde çok yakından görüyoruz.  

Eşitlikçi insanların önderliğinde yeniden ahlak ve saygının çoğalması dileklerimle…