Sevgili atalarım, bu sözler niye yarım? (23.5.2013)

Sevgili atalarım, bu sözler niye yarım? (23.5.2013)

23 Mayıs 2013 Perşembe  |   Serbest Kürsü

Ana konuya geçmeden önce bu sayfanın sevgili editörüne huysuzlanayım :

Yazdıklarımla geçen haftaki manşetin hiç ilgisi yok.

Manşet ne?

Huysuzluk Yapma, yapanı uyar ! HOY

Ben hiç öyle şey der miyim? Hatta yazı altındaki mottomdan da belli ki?

"Dünyayı huysuzluk kurtaracak

Bir insana,olaya,duruma huysuzlanmakla başlayacak her şey."

Ben sadece ve sadece lisanssız ve/veya amatörce yapılan huysuzluğa karşıyım.

Misal geçen gün gördüğüm huysuzluk çok hoşuma gitti :

(Karadeniz'i gezmeye gelen yerli turistlere yönelik bir uyarı tabelasından)

"Yöre halkı İstanbul şivesinden anlamaktadır. "Uyy" ile başlayıp "daa" ile biten sevimsiz şive taklidi yapmayın."

Bu huysuzluk, lisanssız (en azından benden lisans almadılar) ama gayet profesyonelce.

Helal olsun.

Bu konuya da böyle huysuzlandıktan sonra gelelim ana konuya


Size de öyle gelmiyor mu?

Sanki bazı atasözleri tam bitmemiş gibi…Eksik gibi…yarım kalmış gibi…

Bir atasözü oluşması için önce birinin söylemesi, dinleyenin bu lafı beğenmesi, aklının yatması ve bu sözü başka yerlerde tekrarlaya tekrarlaya devam etmesi gerekir ya..

Mesela bir vapur gezisinde levhayı yanlış okuyup "Can erikleri tavandadır. Adedi 1500. Amma pahalıymış ha" diyen biri vardır. Ancak ya onu kimse ciddiye almadı ya da hemen hatasını düzelltti ki o laf bir atasözü olmadı.

İşte bu ilk kullanım sırasında dinleyen yarım yamalak mı dinlemiş, söyleyen devamını mı getirememiş, acele bir işi çıkmış da "sonra tamamlarım" diye mi bırakmış, söyleyeceğini mi unutmuş, uyuya mı kalmış ne olmuşsa artık yarım kalmış gibi duruyor söz…

Ve en heyecanlı, tam ders alınacak, yerinde kesilmiş.

Misal :

Ne Şam'ın şekeri, ne arabın yüzü…(Burada zannımca laf "versene olm borç aldığın ikiyüzü" kafiyeli bir bitiriş olmalı ama doğaldır ki lafı dinleyenin hoşuna gitmemiş bu bitiriş, şu anda bildiğimiz hali ile yarım kalmış)

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü (…"hadi bitir şu ütüyü.."gibi bir şeyle sonlanmalı ama hanım dinlememiş veya dinlemesine izin vermemiş demek ki)

At binenin, kılıç kuşananın veya Av avlayanın, kemer bağlayanın (Bunlar tamam ama sanki bundan sonra esaslı, okkalı, sülalenin bayan üyelerini de içine alan bir küfür gelecek gibi)

Ata eyer gerek, eyere er gerek (Esas dersi tam "Peki ere ne gerek bu durumda?" sorusu ile bulabilecekken bu da bizi açmazda bırakan bir atasözü olmuş)

Az veren candan, çok veren maldan (Tam kararında verenin halleri havada kalmış gibi)

Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden ("Korkulması gereken insanlar" listesi epeyce uzun olmalı ama günümüze sadece bu kadarı kalmış)

Bu seferlik bu kadar yetsin. Aklıma geldikçe diğer yazılarda devam ederim.

Atasözlerimize sahip çıkalım, eksikleri tamamlayalım.

Burada tarihçilere çok büyük bir görev düşüyor.

Sonra Karagöz-Hacivat gibi, baklava gibi, döner gibi başka uluslara kaybetmeyelim atasözlerimizi de…


Etiketler:  Eleştiri Medya