Sevgi, hoşgörü ve felsefe

Sevgi, hoşgörü ve felsefe

6 Temmuz 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Orhan Alpdündar

İlk Çağlarda mağara insanı için her şey korkuluydu, her olay ürküntü yaratıyordu.  

Gök gürültüsü, şimşek, yağmur, fırtına, gece, gündüz birer korkunç bilinmeyendi. Yeryüzünde olup bitenler tam bir kaostu. İnsan bu nedenlerle tedirgindi, olana bitene bir anlam vermeye çalışırdı. 

Eski Yunan Mitolojisi bu devinimin ürünüdür. 

Mitolojide bir düzen vardır:  

Tanrılar her şeyi yönetirler… 

İnsan, fırtınayı, yağmuru, aşkı ve her şeyi tanrılara ve tanrıçalara bağlar… 

Tek tanrılı dinlere gelene kadar az çile çekmemiş insan.   

Kafasındaki karışıklığın durulması için ille olup bitenlere bir anlam vermesi gerekiyordu.  

Daha sonra dinsellik ağır basmış, insan yine bitmeyen çilesiyle karanlıkta yaşamaya bir süre daha devam etmişti.  

İnsanoğlunun özgür düşünmekten yoksun bırakılmıştı.  

Karanlık daha sürüyordu, özgür bilime daha çok vardı. 

Düşünen insanın geçmişinde “tasavvuf” tek Tanrılı dinlerden önce doğmuştu. 

Kitapların yazdığına göre bunun ilk belirtileri eski Yunan’da, eski Mısır’da görülmüştü. 

Ne demekti tasavvuf?

Doğada her şey birbirinin yansımasıdır.  

Sevgi evreni kucaklar, sıcaklığında harmanlar. Muhabbetin özü Yaratan’la yaratılan arasındadır.

*                *                   *

İslam’da tasavvuf düşüncesi, başlangıçta büyük tartışmalara neden oldu. Şeriatçılar tasavvufla ilgilenenlerin İslam’a ters düştüğünü açıkladılar. O tarihlerde çok kurban verildi bu yolda.  

Sonunda tasavvuf ister istemez geçerli bir akıma dönüştü. Yalnız Alevi mezhebinde değil, Sünni mezhebinde de etkisini duyurmaya başlamıştı.

Alevi der ki: 

“Aynayı tuttum yüzüme/Ali göründü gözüme.” 

-Ne demek bu, deli saçması mı? 

-Hayır. 

-Peki, nedir? 

Şiirdir. 

Felsefedir. 

Felsefe nedir? 

Bilgi alanlarının, anlamları ve nedenleri üzerine düşünme, bilginin bilimsel olarak araştırılmasıdır. 

Bir dünya görüşüdür bu. 

Aynaya bakan kişi hem kendini görüyor, hem Ali’yi.  

Bir başka deyişle insanı görüyor.   

Aynaya yansıyan görüntü, zaman ve çevreye yayılır.  

Yunus Emre ne güzel söylemiş: 

“Evvel benem, ahir benem/ Canlara can olan benem.” 

Felsefe, aynı zamanda hoşgörünün güzelliğine de sığınır.  

Biçimsel mantıktan diyalektiğe titreşimler bulursunuz felsefede. 

Anadolu halkı, İslamı yorumlarken biçimselliği bir kenara bırakmış, insanlığın özüne dönmüştür. 

Ne var ki, bu sevgiyi ve hoşgörüyü yok etmek isteyenler hiçbir zaman yok olmadılar. 

Yaşadığımız çağda, devlet gücünü arkasına alanlar, devlette kimi  söz sahibi olanlar, İslamı arkalarına alıp Ortaçağ papazı gibi davranmaya başladılar.

Kaşlar çatık… 

Suratlar mahkeme duvarı… 

Ağızlar bir açıldı mı, dur durak bilmiyor. 

Devletin tepesinden başlayıp alt kademelere kadar inen buyurganlık! 

Kendilerini mahkeme, hakim, yargıç yerine koyan, halkın haber alma hakkına kadar uzanan saldırganlık…

Nereye gidiyoruz?  

Bu gerginlik bitmeli…