Sarımsak gerçekten ilaç mı?

Sarımsak gerçekten ilaç mı?

29 Ağustos 2020 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Halil Ocaklı (halilocakli@yahoo.com)

Önce sarımsağın geçmişteki inanılmaz yolculuğuna kısa bir bakış: 

Bilinen en eski bahçe bitkilerinden biri olan sarımsak, çoğu fitoterapi kaynağında şifalı bitkiler arasında gösterilir. Hindistan ve Orta Doğu coğrafyasında 4-5 bin yıldır ilaç olarak kullanıldığına dair kanıtlar var.  

Yabani sarımsak, erken tarihte Çin'den Ukrayna'ya geniş bir alana yayılmış olsa da ana vatanı Türkistan'dır. Günümüzde yalnızca Batı ve Doğu Türkistan'da yabani olarak yetişir.  

Perslerin kutsal kitabı Avesta, sarımsağın yararlarının anlatıldığı en eski kaynaktır. Herodot'un anlattığına göre Mısırlılar, piramitlerin inşasında çalıştırdıkları kölelerini daha güçlü olmaları için sarımsakla beslemişlerdi. Sarımsağı Mısır'dan öğrenen antik Yunan'da, askerlere ve sporculara performans arttırıcı olarak sarımsak verilirdi.  

Isıtıcı ve uyarıcı etkileri nedeniyle eski Çin tıbbında ve Çin mutfağında en çok kullanılan bitkilerden biri oldu. Büyük olasılıkla Tibet etkisinden dolayı Japonların Budist tıp geleneğinde ve mutfağında sarımsağın yeri önemsiz kaldı. 

İbn-i Sina ünlü eseri Al Qanun Fil Tıb'da kemik, solunum, diş ağrısı, eklem iltihabı, sindirim ve sinir hastalıkları, yangılar ve parazit sorunlarına karşı, terapötik etkin madde olarak sarımsağı kullandığını anlatır.  

Romalı baharat tüccarlarının sarımsağın İtalyan mutfağına girmesine, Avrupa aristokratları arasında tanınmasına öncülük ettikleri düşünülüyor.  

Sarımsak yiyenlerin Yunan ve Roma tapınaklarına girmesi yasakken, kilisenin ses çıkarmadığı anlaşılıyor. 12. yüzyıldan itibaren Haçlıların etkisiyle Avrupa manastırlarında bolca sarımsak yetiştirildiği görülmekte. 

Hastalıklarla boğuşan Orta Çağ Avrupa'sının hekimleri, zengin ailelere "her derde deva ilaç" olarak sarımsak ve soğanı öneriyorlardı. Olağan dışı kükürtsü kokusuna karşın kullanımı yaygınlaşan sarımsağa, mistik anlamlar bile yüklendi. Öyle ki, kötü kokunun vampirleri kovabileceğine inandılar.  

Sarımsağın tıbbi özellikleri modern farmakolojide de biliniyor, kullanılıyor. Çeşitli araştırmalar, sarımsağın güçlü antioksidan, antifungal ve antimikrobiyal özelliklerinden dolayı hastalanma riskini azalttığını, bazı bakteri ve mantarları 3-5 dakika içerisinde öldürebildiğini gösteriyor.   

Dr. Robert Beck 1980 yılında yayınladığı araştırmada şöyle diyordu: “Sülfon hidroksil iyonu içeren soğan ve sarımsak, tıpkı Dimetil Sülfoksit gibi spesifik bir zehre dönüşerek, beyin hücreleri zarar verebilir”. 

Bu açıklama daha sonraları çok sayıda araştırmacının ilgisini çekti. Stanford Üniversitesinde yürütülen farmakoloji çalışmalarında, aşırı tüketilen soğan ve sarımsağın halsizlik, kaşıntı, mide ve baş ağrısına yol açabileceği, beyin fonksiyonlarını ve bilişsel odaklanmayı yavaşlatabileceği açıklandı. 

Dünya çapında satılan sarımsağın % 80'i, genelde parlak ve lekesiz görünüme sahip olan Çin sarımsağıdır. Haşereleri öldürmek, lekeleri gizlemek, rafta filizlenmesini önlemek amacıyla, üzerine bolca pestisit, ağartıcı klor ve başka zararlı kimyasallar püskürtülür (Timesofindia 21.08.19). Çin sarımsağı ya da onun tohumundan Türkiye'de üretilmiş sarımsak yerine, dünyanın en kalitelisi Taşköprü sarımsağını yeğleyebiliriz. 

Ayurveda’ya göre soğan-sarımsak  

Klasik Ayurveda kitaplarında sarımsak, doğal antibiyotik özelliğiyle insan vücudundaki tüm sistemlere hızla ve derinlemesine işleyen bir ilaç bitki olarak tanıtılır. Şöyle ki, ayak tabanına sürülen çiğ sarımsağın kokusu, kısa sürede koltuk altından çıkabilir.  

Ayurveda'da halsizlik, iştahsızlık, öksürük, cilt hastalığı, romatizma, hemoroid, soğuk algınlığı ve grip vb. sorunlara karşı ezilmiş çiğ sarımsak kullanılırdı.  

Ölçüsüz tüketilmesi durumunda ani öfke, saldırganlık ve kaygı yanı sıra, cinsel dürtüyü alevlendirme potansiyelinin açığa çıkacağı savunulur. Esasen ne soğan ne de sarımsak insana cinsel güç katar, yalnızca cinsel iştahı yanıltır. Bu yüzden rahiplerin, dullarının, aybaşılı kadınların ve ergenlerin sarımsak yemesi doğru bulunmaz.  

Soğan-sarımsak tat arttırıcı özelliğinden dolayı, tencere yemekleri içinde, kesilmiş minik parçalar halinde ve az miktarda alınabilir. Fakat; üç ay boyunca çiğ ya da pişmiş soğandan ve sarımsaktan uzak durmanın sizde hangi olumlu etkileri yaratabileceğini kendiniz deneyip görebilir, sonuca şaşırabilirsiniz.

Ayurveda mutfağında, soğan ve sarımsakla aynı tadı ama sadece olumlu özellikleri paylaşan, hıthıt otu veya diğer adıyla şeytan tersi kullanılır (Lat. Ferula Assafoetida). 6 kişilik bir tencere yemeğine bu otu sadece bir leblebi tanesi kadar katmanız yeterlidir. Aktarlardan, "online" alışveriş sitelerinden kolaylıkla sağlanabilir. İntolerans olasılığı hakkında hekim görüşü almanızda yarar olabilir.  

Vücut soğan ve sarımsağı bir an önce dışarı atmaya başlasa da yoğun ter, ağız ve idrar kokusunun bir kaç gün sürmesi beklenen bir durumdur. Kana aşırı miktarda soğan-sarımsak bileşenleri karıştığında, bazı insanlarda ilaç yerine zehir etkisi yapabilir. İsviçreli kimyacı Paracelsus'un dediği gibi, "Her şey zehirli olabilir ama ilacı zehirden ayıran dozudur."

Etiketler:  Ayurveda Halil Ocaklı