Sanat deliliktir

Sanat deliliktir

24 Mayıs 2019 Cuma  |   Serbest Kürsü

Orta Doğu coğrafyası veya kuzey Afrika kıtası ülkelerinin birine mensup iseniz ve yazarlık gibi bir serüvenin içerisinde yol kat etmeye çabalıyorsanız iki seçeneğiniz vardır: Despotların kölesi olmak ya da toplumdan soyutlandırılmak. 

Benim sanat yorumlamalarım ve bilhassa yazarlık tanımlamalarım yerine göre sert, eleştirel; kimi zaman da toplumcu gerçekçi bir anlayışa kendimi fazladan kaptırdığım, güne ayak uydur(a)mayan bir aykırı üslup biçiminde oluyor(muş!), aldığım tepkilerin ortalaması bu sonucu gösteriyor,elbette yanılıyor da olabilirim. 

Mevzubahis benim sanat anlayışım, neyi ne biçimde yorumladığım değildir, dogmatik ve yapay eleştirileri kaideye almam. İstisna olarak yapıcı, bilge ve rasyonel eleştirileri sonuna kadar dinler,önemserim...  

Daha da farklısı, üsluptan yoksun olarak gelen hakaret ve tehdit içerikli eleştirilere ise; kaba bir tabir sayılır mı, bilmem ama şunu derim: "Ben şerefimle -sanatımla- sürgün oldum, peki ya siz?" 

Her neyse...  

Toplumdan dışlanmak, taşlanmak (mecazi) veya soyutlandırılmak gibi kavramların realiteye yansıyışı; zindana atılmak, baskı içerisinde yaşamak, hedef gösterilmek veya sürgünde yaşamaya zorlanmak... 

Despotların, zorbaların egemenliğine boyun eğmek; onların çizdiği kural ve sınırlar dahilinde bir sanat çabasına en iyi tanım: aklını başkalarının söylediklerine teslim etmek, bütün bir yazımsal veya sanatsal yetenek ve birikimini satmak manasını taşıyabilir. Elbette, daha rahat ve baskısız bir yaşamı vaat edebilir, ancak tarihin ve insanlığın düşmanlığını kazandıkları inkar edilmez bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.  

Bir sanat ve sanatçı tanımı yapmak, kişiyi ezberci bir bir yaklaşıma sürebilir. "Genel kabul görmüş bir tanım yapılabilir" diyebilirsiniz. Ancak, sanat tarihi ve estetiğini okuyanlar şunu iyi bilir ki: "Sanat özü itibari ile bağımsız, özgür ve muhaliftir. Otoritelerin zorba tutumlarına karşın halkın ve hakkın yanında yer almaktır."  Esasında sanat tanımsızdır, belli kalıplar içerisine dayatılarak tanım ve talimatlar çıkarmak ve bunu topluma deklare etmek doğru değildir, bu ancak kişisel bakış açısı veya öznel bilgi ve tanımlamalardan ibaret kalır.  

Çünkü bugün sanatı yargılayabilecek bir merci yoktur, sanat bilimsel değildir, herkes tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. 

Sanatçı iyiyi ve güzeli kendi dünyasında tasarlayıp sanatını icra ettiği vakit sanatçı hissine kapılır. Ortaya çıkardığı ürün kendisini tatmin ediyorsa, öz duyguları rahata erer. Sanatına olan eleştirileri elbette kaideye alacaktır, ancak bu kaideye alışın ölçüsü daha iyiye, daha güzele ulaşma çabasına hizmet etmelidir.  

Sanatçı sanatında elbette özgürdür, halkının gerçek sorunlarını yansıtabilecek yeteri ölçüde beceri, kabiliyet ve birikimden yoksun olabilir ancak tavırlarıyla ve söyledikleriyle topluma ışık olmak zorundadır, insanlığın zor koşullarında yanında safını almalı, zorun ve zulmün karşısında durmalıdır. Magazin dünyasının, televole kültürüyle popülerlik çabasına girmiş olanlar sanat gibi -yüce- bir kavramı alet olarak kullanmaları ise soytarılıkta gelinmiş son aşama olsa gerek. Bu kişileri, ambale edilmiş bir topluma sanat ve sanatçı diye yutturabilmekte ki başarı, toplumsal cehaletin bir örneği olarak kabul edersek; doğrudan mental yorgunluğun getirmiş olduğu düşünemez ve sorgulayamaz algısı da bu sürecin en büyük etkenlerinden sayılabilir.  

Toplumsal kriz ve problemler karşısında, sanatçıların duruşu sorunların çözümü hususunda kilit rol oynamaktadır. Kitlelerin beğeni ve takdirini kazanmış yahut kötü imaj algısı yaratmış, kitlelerin nefretini almış sanatçıların bile söz, duruş ve tavırları insanların düşünce ve eylem biçimlerini etkilemektedir. Bu yüzden sanatçı terimine dahil olduğunu düşünen üretken bireylerin, mevcut sorunların çözümü konusunda, süreçleri iyi okumaları ve süreci iyileştirebilecek etkili ve mantıklı fikirsel tavsiyelerini halka idrak ettirme çabası içerisinde olması elzem önem taşır.  

Okuma oranının standart ortalamanın bile çok altında kalmasının neticesi: insanları kendi öz kültürüne yabancılaştırdığı, asimile ettiği, karşılığı olmayan popüler kültüre yönelişin hız kazandığı bir çağ dönemini doğurduğu gibi; üretkenliğin yerini tüketime bıraktığı, uzlaşı, tolerans ve hoşgörünün yerini; anlaşamama, sorunları daha da derinleştiren ve öğrenmekten imtina eden bir toplum yapısını ortaya çıkarmıştır. Bu toplum modelinden kurtuluş mümkündür! Ancak öncelik, gelinen mevcut statünün gittikçe büyüyen bir tehlike olduğunu kabul etmek ve çözümler üretmenin gerekliliğine varmaktır. Mevcut durumun şimdiye kadar getirileri göz önüne alınırsa, toplumu ve dünyayı daha büyük tehlikelere sürükleyeceği ve yaşanmaz bir yapı ortaya çıkaracağı mâlumdur. Bu duruma karşın, bir panzehir yaratmak gerekmektedir. 

Politik ve siyasi yanılgılar ve yetersizlikler, toplumu daha çok cahilleştiren ve birbirine düşüren bir uyutma sanatıdır. Dinin afyon olarak kullanılmasından bile daha tehlikelidir. Daha kültürlü, dünyayı okuyabilen ve sağlıklı kararlar verebilen bir insan modeli oluşturamadıkları gibi; insanları kutuplaştıran, değersizleştiren ve savaş kültürüyle büyüyen bir nesil doğurdukları bilinen bir gerçektir. Bu yüzden, okumanın ve kültürel yönelimlerin öncülüğünü yönetilenlerden önce kendileri üstlenmek zorundadırlar.  

Sanatın değiştirici ve dönüştürücü gücü, gelişkin ve halkçı bir ideoloji ile desteklenirse, devasa kazanımları doğuracağının inancına sahibiz. Sanatın doğayı ve toplumu ilerletebilecek bir paradigmayı kitlelere enjekte edebilmesi, kitlelerin analitik düzeyde düşünce gücüne ulaşmasına yapabileceği katkılar kitlelerin beyninde bir kıvılcım gibi büyüyebilir... 

Sanatın kollarından biri olan yazı, bir toplumu şekillendirebilecek ve yön verebilecek en güçlü araçlardan biridir. Yazının türü önemli değildir, onu okuyanın neler çıkardığı ve nasıl etkilendiği önemlidir. İster akademik ister entelektüel yönüyle olsun bireyi ilerletebilecek en önemli sanat dallarından biridir. Değişim bir kişiyle başlar ve zamanla tüm bir topluma yayılır. Bu yüzden bilinç kültürü kazanımında; yanlışları, dayatımları sorgulayabilecek, eleştirebilecek ve alternatif modeller sunabilecek beyinleri yetiştirir. Orta Doğu coğrafyasında bitmek bilmeyen savaşların ve nefret politikalarının geldiği noktayı, bu alana yönelişin azınlıkta olmasının neticesine yorumlayabiliriz. Yani eğitimin -eğitimden kasıt diploma değil(!)- ve kültürel boşluğun getirdiği sürü toplumu, medeniyetin başlangıcı olan coğrafyayı parçalamış,köreltmiş ve yıkmıştır. 

Tarihin çoğu döneminde gerçek sanatçılar, içinde yaşadığı toplumdaki baskılara ve yıkımlara karşı mazlumların yanında yer almış; kalemiyle, sazıyla, türküsüyle, çizimleriyle -sanatsal aktiviteleriyle- duruş ve sözleriyle insanlara ışık olmuş, üretkenliğini daima korumuş, yol gösterici misyonunu geliştirmiş ve pratik mücadele içerisinde yerini almıştır. Tüm bunları yaparken kendi toplum ve halkından kişisel bir menfaat beklentisi içerisine girmemiş, daima diktatör rejimlerinin hedefi haline gelmiştir. İlerici sanat (toplumcu sanat), kişiye güzel ve rahat bir yaşam sunmaz aksine zorluklarla dolu bir yaşam içerisinde, baskınlığa karşı yılmamanın mücadelesini verdirtir.

Bu yüzden sanat deliliktir!  

Halkının fedakarlığını yaptığı, hayatını adadığı halde çoğu zaman uğruna bedel ödediği toplumu zalimlerle iş birliği yapabilmekte, sömürü düzeninin efendilerine kuklalık görevini üstlenebilmekte ve sanatçılarını yok edebilmektedir.  

Halkların bu tutumu zalim diktatörleri doğurmuş, toplumun kutsal değerlerine ve insanlık onuruna sahip çıkmaya çalışan nice insanlar ise, ya öldürülmüş ya zindana atılmış  ya da sürgün edilmiştir...

Gökhan Yavuzel