Sana ne yapmışlar Bodrum?

Sana ne yapmışlar Bodrum?

18 Ekim 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Yasemin Özben

Yıllardır geldiğim Bodrum bana eski İstanbul’un yok oluşunu, gözümüzün içine bakıla bakıla katledilişini anımsattı. "Ah güzelim İstanbul" yerine buraya gelince, "Ah güzelim Bodrum" diye iç geçirdim resmen. 

Sizlere çoğunluğun bildiği o eski Bodrum’dan; barlarından, restoranlarından, turkuaz koylarından, şimdilerde adı "bük" olan o minik bakir köylerinden, Bodrum kalesini gezerken hayatımda ilk defa içtiğim o lezzetli üzüm suyundan, kale içinde verilen konserlerden, Zeki Müren’in evinden bahsetmeyeceğim. Az çok herkes bilir o eski güzelliklerini… Son yıllarda da eh ayakta durmaya, idare etmeye çabalıyor gibiydi lakin şimdi gelince gördüklerimden bahsetmek istiyorum biraz... 

Oysaki ekim aylarında in cin top oynardı. Şimdi virüs nedeniyle yüzde 87 doluluk oranı artmış. Bodrum’un merkezinde eskiden sadece bayram tatillerinde oluşan yoğun trafik şimdi günün her saatinde var. Trafik ışıklarının adım başı konulması da etken olabilir ama dur kalk şeklinde neredeyse bir saat sürüyor Bodrum–Ortakent arası… 

O nefis koylara inşaatlar yapılmış dere tepe, dağ sahil ayrımı yapılmaksızın her yere betonları dikmişler. Akıl almaz çirkin bir yapılaşma... Hani sanki çekirge sürüleri gelip bağ bahçeyi talan ederek yok edip çekilirler ya aynen o misal… Ve üstelik Bodrum evleri mimarisinden eser yok yeni betonlaşmada… 

Ta Bodrum’dan alıp İstanbul’a hiç üşenmeden taşıdığım renk renk begonviller; melisa, mavi yasemin, mandalina, limon, nar, zeytin ağaçlarıyla, rengarenk çiçeklerle dolu gezmesine bile bayıldığım fidanlıkların yerlerinde siteler korkuluk gibi konmuş ve binalar bomboş…. Zaten kim alabilir ki o evleri? Fiyatları uzaya kadar uçuşta… 

Yaşları 65 yaş üzeri çoğu emekli kişiler büyük şehirlere dönüş yapmamış bu yıl... Burada kışı geçirmeyi planlamışlar. Oysa Bodrum’un rüzgârı, fırtınası müthiş eser. Ege’nin soğuğu iliklerine kadar işler. Bir elektrik sobası ya da klima o yaştakilere nasıl yeterli olabilir ki? Tek düşünceleri şehirde evlere kapanmaktansa burada hiç olmazsa yürüyüş yapar, deniz havası, oksijen alırız. Oysa evleri yazlık, kışın ayazına karşı hiç dayanıklı değiller. O yağmur, fırtınada burunlarını bile dışarı çıkaramazlar. 

Düşüncesizce, saygısızca bağıra bağıra konuşmalar hele görüntülü telefon konuşmaları saatlerce… Kimsenin özeli kalmamış ve hiç de rahatsız görünmüyorlar bu durumlarından… Kimin gelini gelmiş, kimin kaç torunu var, oğlu ya da kızı ne iş yapıyor? Hangi şehirden gelmişler, ne kadar kalacaklar? Kim kimi çekiştiriyor? Kimin nerede arsası, malı, parası var? Her şeyi, tüm özellerini kısa zamanda işitebiliyorsunuz.  

Yazlığa insanlar huzur, sessizlik, kafa dinlenmek için gelirler biliyordum ki ben onu istiyordum. Lakin durumlar değişmiş. Yazlıklar tam bir curcuna! Ne yiyor? Ne içiyor? Kiminle konuşuyor? Kaçta kalkıyor, nereye gidiyor geliniyor hepsi ortalığa saçılmış durumda… 

Çarşı pazarda fiyatlar insanları resmen enayi yerine koyar cinsten uçuk! Bu kadar yüksek fiyatlar Bodrum’da yeni değil tabii olağan ve hatta yıllardır öyle doğal hale gelmiş ki insanları bir tür alıştırmışlar. Şikayet eden yok gibi… 

Bodrum’un her yeri ayrı güzellikte bir yarımada ve burada en çok Yalıkavak’ı severim. Sanırım şehirden ve diğer merkezlerden uzakta saklı kalmış gizli, sakin bir yer gibi gelirdi bana…. Ve yaşamak istediğim tek yer olarak seçerdim alternatif bile düşünmeksizin. Şimdiki halini görünce üzüntüyle yelkenlerim suya indi. Neredeyse yapısız alan kalmamış. Bir ağaçlık yer gördüm orada da koskoca satılık levhası… 

Her ton mavisini çılgınca sevdiğim, huzur bulduğum, dalgaların seslerini keyifle dinlediğim, yeldeğirmenlerini, kalesini, Tavşan Adasına denizden yürümesini, rüzgarını, hatta fırtınasını bile sevdiğim; yelkenlilerin denizde süzülürken sanki kendimi bir martının kanatlarında hissettiğim, gün batımlarında her yerden başka büyüleyici bir yanının olduğuna yüreğimle inandığım, Halikarnas Balıkçısı’nın denizine, balığına aşık olup demir attığı sevgili inci tanesi Bodrum! 

Seni ne hale getirmişler? Oysaki “inşaat yapmak ayrı, ihanet etmek ayrı şeyler….”