Sahte haber neden yaygın?

Sahte haber neden yaygın?

18 Ağustos 2019 Pazar  |   Günlük

Doğrulama platformlarının geçtiğimiz on yıllık dönemde büyük bir yükselişe geçtiği şüphesiz. Peki yanlış bilgi olgusunu veya yanlış bilginin nasıl önlenebileceğini tam olarak kavrayabiliyor muyuz? 

Bu soruyu yanıtlamaya çalışan çok sayıda araştırma bulunuyor. Medya uzmanları ve araştırmacılar farklı yanlış bilgi türlerinin farklı bağlamlarda nasıl kullanıldığı konusunda çalışmalar yapıyor. 

Bu yazıda, yanlış bilgi türlerinin yayılmasının ardındaki nedenleri araştıran ve doğrulama platformlarına faydalı olacak üç bulguyu ele alacağız.  

1) Yanlış bilgi yalnızca olguları değil, hikayeleri de konu alıyor 

İnsanlar, hikaye anlatma konusuna doğuştan hünerli varlıklar. Örneğin, Fransa’da bulunan 30.000 yıl öncesine ait çarpıcı mağara resimlerine bakıldığında hikayelerin binlerce yıldır insan yaşamında önemli bir yer tuttuğu rahatlıkla söylenebilir.  

Hikayeler oldukça etkileyici olabiliyor. Lincoln Ünivesitesinden Imke Henkel, gerçeklik yerine sürükleyici hikayeleri tercih etme eğiliminin, kişinin yanlış iddialardan veya söylencelerden daha kolay etkilenmesine yol açtığını öne sürüyor. 

Henkel, Avrupa Komisyonu’nun indeks hazırladığı “Euromyth” içeriklerinden (Avrupa Birliği ile ilgili abartılı veya uydurma popüler hikayeler) yedisinin haberlerde nasıl yansıtıldığını inceledi. Hikayelerin çoğunda aynı milliyetçi konular üzerinde durulduğunu tespit etti: 2018 yılının Şubat ayında Journalism Education isimli bir dergide yayımlanan çalışmasında konuyla ilgili olarak Henkel, “Hiciv ve kahkaha, hiçe sayma ve meydan okuma, İngiliz istisnacılığı ve gerçekleri ortaya çıkarma ve saçma kurallara karşı gelme kapasitesi,” ifadesinde bulundu. 

“Espri anlayışından yoksun bir iktidar karşısında İngiliz istisnacılığını destekleyen (çoğunlukla) gülen ve saygısız Büyük Britanyalı temalı, akılda kalan bir söylence yarattılar. Gücün arkasındaki saçmalığı gözler önüne sererlerken kahkaha ve meydan okuma kazandı.” 

Henkel’e göre kendileriyle ilgili olan bu hikayeye inanma ve bunu destekleme eğiliminde olan İngiliz haber okuyucuları gerçeklikten uzaklaşacak. Henkel bu kişilerin doğrulanan haberlere ilgi göstermelerinin mümkün olmadığını iddia ediyor. 

Diğer bir deyişle, teyitçilik tek başına yeterli değil. “Habercilikte karşımıza çıkan yanlışlar, olguların gerçek dışı temsiliyle sınırlı değil,” diye uyarıyor Henkel. Teyitçiler ve gazeteciler hikayelerin nasıl izah edildiğine ve insanların inanmak istedikleri hikayelerin söylencelerin ve aldatmacaların şekillenmesine nasıl yardım ettiğine daha fazla dikkat etmeliler. 

2) Sahte haber başlıkları yinelendiğinde insanlar o haberlere daha fazla inanıyor 

Teyitçiliğe yöneltilen yaygın eleştirilerden biri, teyitçilerin haber akışlarında yanlış bilgiye dikkat çekmesi; dolayısıyla da yanlış bilginin görünürlüğünü arttırması ve böylece etkisini yoğunlaştırması.

Yale Üniversitesi öğretim üyeleri Gordon Pennycook, Tyrone Cannon ve David Rand tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir çalışma ise her şeyin o kadar basit olmadığını gösteriyor. 

Çalışma kapsamında 500’den fazla kişi üzerinde yapılan anketin sonuçları incelendi. Sonuçlara göre sahte haber başlıkları sıklıkla gündeme geldiğinde -söz konusu haberler okurların siyasi eğilimleriyle örtüşmese de- insanların bu haberlere inanma ihtimali daha yüksek. 

2018 yılının Haziran ayında The Journal of Experimental Psychology General’da yayımlanan çalışmalarında “BLM katilinin selfieyle Başkan Trump’a yönelik protestosu… Silahı yanlışlıkla yüzüne ateşledi” haber başlığı hem Clinton hem de Trump destekçileri üzerinde test edildi. Her iki grubun da haberi okumadan önce başlığı bir kere görmüş olmasının, haberin doğru olduğunun düşünülmesine neden olduğu sonucuna varıldı. 

Bu bulgu, sırf insanların siyasi inançlarını destekliyor diye yanlış haber başlıklarına inanacakları anlamına gelmediğini ortaya atabilir; ancak akademisyenlerin makalede ifade ettikleri gibi “doğruyu bulmak zorlaştığında aşinalık cazip bir etken haline geliyor” ve okurlar, haber başlığına inanmaya başlıyorlar. 

Bütün bunlar, teyitçilerin teyitçilikten vazgeçmeleri anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, haber doğrulamaya ilişkin uyarı etiketlerinin okurların başlığa inanma ihtimalini daima azaltmadığını ama insanların karşılaştıkları haberlerin tümünün doğruluğu konusunda temkinli olmalarını sağladığını saptadı. 

Akademisyenler çalışmalarında, “Bu uyarı, genel şüpheciliği artırarak sahte haberlere daha hassas yaklaşılmasını sağladı” diyor. “Bu uyarı aynı zamanda insanların sosyal medyada sahte haber başlıklarını paylaşma isteklerini de oldukça azalttı.” 

Bununla birlikte araştırmacılar, teyitçilik uyarısının bulunmamasının, tekrar ve aşinalıkla aynı etkiyi yaptığına dikkat çekiyor. Dolayısıyla “insanların sahte haberlere inanmalarını engelleyecek daha kapsamlı çözümlere ihtiyaç var.”  

Araştırmacılar aynı yanlış iddiaları sürekli tekrar eden siyasetçilerin, insanları beyanlarına ikna etmede bir şekilde başarılı olabileceklerini de gösteriyor. 

3) Asılsız söylentiler sadece kendisini tekrar etmekle kalmıyor; gelişiyor ve güçleniyor 

Başka bir grup akademisyen, asılsız söylentilerin sadece kendisini tekrar etmekle kalmadığını, aynı zamanda geliştiklerini, ilgili siyasi bağlama uyum sağladıklarını ve “haber” olarak yeniden karşımıza çıktıklarını belirledi. 

Jieun Shin, Lian Jian, Kevin Driscoll ve François Bar Twitter’da 2012 ABD Başkanlık Seçimleri’nde 13 ay boyunca paylaşılan 17 popüler siyasi söylentinin zamanlamasını, geçirdiği dönüşümü ve kaynaklarını incelediler. 

Araştırmaya göre, asılsız söylentiler çoğunlukla belirli aralıklarla tekrar edilirken gerçek söylentiler tek bir kez paylaşılıyor ve yeniden gündeme düşmüyordu. 

Araştırmacılar bu konuyu şöyle özetliyor: “Bu örnek, söylentileri yayanların başkalarını etkilemek amacıyla asılsız söylentileri stratejik olarak yeniden gündeme getirdikleri anlamına gelebiliyor. Özellikle bu söylentilerin birçoğunun seçim günü yaklaşırken yeniden ortaya çıktığını, seçimden sonra ise birdenbire dolaşıma girmeyi bıraktığını gözlemledik.” 

“Bu bulgular siyasi yanlış bilgi olgusunun, bilgi manipülasyonuyla siyasi güç elde etmek isteyen medya uzmanları ve bireysel aktivistlerin kullanıldığı kampanya yöntemlerinin bir yansıması olabildiğini gösteriyor.” 

Geçtiğimiz yılın Haziran ayında “Computers in Human Behavior” isimli dergide yayımlanan çalışmada, çoğu gerçek söylentinin ana akım haber kaynaklarından çıktığı, asılsız söylentilerin kaynağının ise çoğunlukla nispeten bilinmeyen internet siteleri olduğu tespit edildi. 

Bu söylentiler zamanla yayılma eğilimi göstererek daha abartılı ve agresif bir hâl alıyor ve yanına daha fazla sıfat ve taraflı etiketler ekleniyor. Söylentiler, eski iddiayı geliştirip haber olarak yeniden sunacak olan “geleneksel olmayan çeşitli internet siteleri” tarafından yeniden ortaya çıkarılıyor. Bu durum araştırmacıların “yalnızca yanlış iddia üretmekle kalmayan aynı zamanda açığa çıkarılan eski söylentileri canlandıran bir grup söylenti kaynağı olduğu” tahmininde bulunmalarına neden oldu. 

Araştırmacılar genellikle tartışmalara yol açan asılsız söylentiler yaymanın, belirli tarafları desteklemek, o tarafla bağları güçlendirmek ve grup dayanışması yaratmak için kullanılan bir taktik olduğunu ileri sürüyor. 

Doğrulama platformlarının sürekli yeni iddialara yoğunlaşmak yerine yeniden gündeme gelen yanlış haberlere dikkat etmeleri ve söz konusu iddialarla ilgili hazırladıkları analizleri, yanlış bilginin internette yayıldığı zamanlar yeniden paylaşmalarını tavsiye ediliyor.   

Çalışmada aynı zamanda, yanlış iddialara maruz kalacakları konusunda uyarılan kişilerin sahte haberlere karşı daha dirençli olduğuna belirlendi. Teyitçiler, hangi iddiaların ne zaman yinelendiğine dikkat ederlerse haber tüketicilerini yanlış bilgi kampanyalarına karşı daha etkili bir biçimde hazırlayabilirler. 

(Teyit.org)

Yazının orijinalini okumak için tıklayın