S-400 gölgesinde seçim

S-400 gölgesinde seçim

27 Mayıs 2019 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Eski! Türkiye'de de sık sık ‘Milli birlik ve beraberliğe’ ihtiyaç duyulurdu. Dış güçlerle! birlikte komşularımız da Türkiye için ciddi tehdit oluşturuyordu. Şu resmi söylemi hatırlarsınız: “Türkiye, üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülkedir.”

Bilindiği gibi, farklı etnik kökenler açısından zengin olan ülkelerde, toplumu barış içerisinde bir arada tutabilmenin iki temel yöntemi vardır. Toplumun enerjisi ya ortak düşmana ya da ortak bir vizyona, hedefe yönlendirilir. Toplumu, ortak düşmana karşı bir arada tutabilmek aynı zamanda iktidarların mazeretlerini örtmek açısından önemli fırsatlar sunar. 

Erken Cumhuriyet döneminde, Türkiye tüm komşularıyla iyi komşuluk ilişkileri kurarken, diğer taraftan “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşma" hedefi koyulmuştu. Bu dönemde tam bağımsız Türkiye olgusu ön plandaydı. Dış politikamızın özü (core value) “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çerçevesinde şekillendirildi. Kurtuluş savaşından henüz çıkılmış olmasına rağmen, ortak düşman yaratma çabası görülmediği gibi, ortaya bir de hedef konulmuştu.

Bu cümleler sadece bir tespit, bir döneme övgü amacıyla yazmıyorum.    

2. Dünya Savaşı sonrası Türkiye, Batı ittifakının içerisinde yer aldı, NATO’ya üye oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yakın bir müttefikimiz olan sınır komşumuz SSCB ile ayrı düştük, düşman olduk. NATO üyeliği beraberinde askeri ve savunma alanında “egemenlik” haklarımızın önemli bir bölümünün NATO’ya devredilmesini de getirdi. Bir anlamda feragat ettik. Daha sonra, Batı sistemiyle iktisadi bütünleşme yolunda adımlar attık.  Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile başlayan Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde de iktisadi egemenliğimizin bir bölümünü AB’ye devrettik. Nihayet 1996 yılında gerçekleştirilen Gümrük Birliği ile Türkiye’nin siyasi sınırlarını AB gümrük sahası olarak konumlandırdık. Gümrük mevzuatıyla ilgili egemenlik haklarımızdan vazgeçtik.   

Kısaca, yapılan her ikili anlaşma veya üyesi olunan her uluslararası birlik veya kuruluş bir anlamda ülkelerin ilgili konularda egemenlik devrini de beraberinde getirir. Üyesi olunan birliğin kuruluşu felsefesine uygun olmayan adımlar atılması, üstelik bunu yaparken egemenlik haklarına vurgu yapılması berberinde bir dizi sorun yaratır. Bu aslında o birliğe üyeliğin sorgulanması gerektiğini açığa çıkartır. İşte aynı zamanda NATO üyeliği ve Rusya’dan S-400 alımı böyle bir süreçtir. Sanırım şu şekilde düşünmek yanlış olmaz: Demek ki Türkiye’nin NATO ittifakıyla ilgili sorunları ya da şüpheleri var. O halde neden NATO’yu tartışmıyoruz? Cesaret edemiyor muyuz yoksa? 

Uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukukta var olan egemenlik veya yetki devri konusunun ötesinde, egemenlik haklarının kullanımında reel dış politikanın getirdiği kısıtlamalar da olabilir. Mesela bugün, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki ülkelerle ilişkilerini geliştirebilme konusunda egemen devlet kabiliyetlerine sahip bir ülke olup olmadığını tartışabiliriz. Örneğin Saddam dönemi Irak, Suriye veya bugün özellikle İran ile ilişkilerimizde olduğu gibi.     

Türkiye, 1960’lı yıllardan itibaren başta Kıbrıs sorunu olmak üzere komşularıyla sorunlar yaşamaya başladı.1960-2000 dönemi dört tarafımızın düşmanlarla çevrili olduğu söylemlerinin yoğun olduğu dönemdi. 80’ler ve 90’lar içeride ağır terör sorunu yaşadığımız yıllardı.

AKP iktidarının ilk yıllarında Batı ittifakı ve AB süreciyle ilgili atılan adımlar aslında mevcut dış politikamızla uyumlu adımlardı. Davutoğlu dönemiyle başlayan “Komşularla sıfır sorun politikası” tartışmalarında, bu politikanın Atatürk dönemi "iyi komşuluk ilişkileri" politikasına dönüş anlamı taşıdığı dahi iddia edildi. Ancak uygulanan son derece hatalı politikalar, Türkiye’yi içerisinde bulunduğumuz değerli yalnızlık noktasına taşıdı. Bugün Türkiye’nin Doğu Akdeniz'de iyi ilişkiler içerisinde bulunduğu tek bir ülke yok. Üstelik, yıllardır masada olan Kıbrıs sorununa Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının paylaşım problemleri de eklendi. Kıbrıs sorunu daha da katmerleşti. Güney sınırlarımız tehdit altında. Güneydeki iki komşumuzla sorunlar yaşıyoruz. Suriye’de askeri birliklerimiz var. Suriye iç savaşıyla uluslararasılaştırdığımız  PKK/YPG sorunumuz var. Üstelik bu sorunun ortaya çıkmasına, hatalı Suriye politikamızla ciddi katkımız olduğunu da itiraf etmeliyiz. Doğu komşumuzla ABD’nin yaşadığı gerilim ve uygulanan ambargo askeri açıdan olmasa bile ekonomik açıdan ülkemiz için ciddi tehdit oluşturuyor. Batı cephesinde durum malum.  

İşte böyle bir dönemde, hava savunma sistemimizi güçlendirmek amacıyla satın aldığımızı iddia ettiğimiz S-400’ler, bu amaca hizmet etmek yerine acaba savunma zafiyeti mi yaratacak? Bir dizi sorun ve tehdit algısı ortadayken iki S-400 bataryası bizi koruyabilecek mi, yoksa Türkiye’yi her zamankinden çok daha fazla tehdide açık hale mi getirecek? Siyasi dış tehditlere ilaveten ekonomimizin içerisinde bulunduğu durum ve Batı sermayesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor olmamız da işin bir başka boyutu. S-400 alımıyla birlikte maruz kalacağımız hem askeri hem de iktisadi ABD ambargosu mevcut durumu daha da kötüleştirmeyecek mi? Bu gelişme karşısında, biz yine daha fazla milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duymayacak mıyız? Yoksa, ülkenin değil de yönetim elitinin beka sorunu mu bizi gerçeklerle yüzleşmekten uzaklaştırıyor. 

Böylesine kritik bir ortamda biz hala İstanbul seçimleriyle ilgiliyiz. Artık ortak dış düşmanlar yetersiz kalmış olmalı ki, toplumun birbirine düşman kamplara bölünerek, iç düşman yaratıldığı bir süreçte ayakta durmaya çalışıyoruz. Size abartılı gelebilir ancak, içerisinde bulunduğumuz bu zor şartlarda İstanbul’da belediye seçimi yenileyecek olmamız hala idrak sorunu yaşadığımızın bir göstergesidir.   

İşte böyle bir ortamda, Erdoğan’ın “Biz söz verdik, sözümüzden dönmeyiz, o iş bitti, Türkiye egemen bir ülkedir” şeklindeki sürekli tekrarlanan S-400 açıklamaları, bizi, yöneticilerimizin verdiği söz ile ülke menfaatleri arasında tercih yapma noktasına getiriyor. İşte bu noktada, "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır"  sözünü hatırlatmak gerekiyor.