S-400 gerçekleri

S-400 gerçekleri

6 Mayıs 2019 Pazartesi  |   MG Özel

Rusya’dan alınacak S-400 füzeleri konusu Türkiye için son aylarda dış politikadaki en önemli gündem maddesi haline geldi. 

Kısaca hatırlatmak gerekirse… 

S-400’lerin öyküsü Patriot füzeleri almak isteyen Türkiye’ye ABD’den arka arkaya “kırmızı ışık” yakılmasıyla başladı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Ankara’nın ABD başta Batılı ülkelerle ilişkileri bozulurken Rusya ile yakınlaşmasıyla hız kazandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ön ödeme yapıldığını ve ilk teslimatın temmuz ayında geleceğini açıklamasının ardından ABD’den sürekli tehdit ve şantaj sesleri yükselmeye başladı. 

Türkiye’nin tutumunu, ABD’nin tepkisini biliyoruz; bu konularda defalarca açıklamalar, yorumlar yapıldı. 

Peki ama konunun bir diğer muhatabı Rusya ne düşünüyor? Bu satış Ruslar için neden önemli? Bu oyunun “sessiz aktörü” gerçekte ne istiyor? 

Moskova geçen yıl silah satışından yaklaşık 19 milyar dolar gelir elde etti. S-400’lerin fiyatının iki buçuk milyar dolar civarında olduğuna göre Rusya 2018’deki toplam silah satışının yüzde 10’undan fazlasını tek bir kalemde kasasına koyacak. Rus ekonomisinin bir kaç yıldır krizde olduğu düşünüldüğünde, “Bu satış önemli mi” sorusunun yanıtı, “Evet, önemli.” 

Ama… 

Dünyanın hemen hemen her köşesinde askeri konu gibi gözükse de silah satışlarının aslında siyasi içeriğinin öncelikli olduğu bilinen bir gerçek. 

S-400 ve Rusya açısından da durum farklı değil. 

Yani, füzelerin satışından gelecek iki buçuk milyar dolar Ruslar için asıl öncelikli konu değil… 

Bu cümlenin altını doldurabilmek için Rusya’nın Türkiye’ye karşı izlediği siyasetin şifrelerini çözmeye çalışmak gerekiyor. 

Moskova, Vladimir Putin’in başa gelmesinden itibaren Ankara’nın karşısına hep aynı taktikle çıkıyor ve görünüşte iyi niyetli olarak, “Gelin, bölgenin iki büyük ve güçlü ülkesi olarak her konuda iş birliği yapalım” diyerek Türkiye’ye elini uzatıyor. 

Bu taktiğin amacı bir taşla bir kaç kuş vurmak: 

- Tarihsel rakibini karşısına almaktansa yakında tutarak kontrol etmeye çalışmak 

- NATO’nun bölgedeki duvarında gedik açmak 

- Türkiye ile ilişkileri ABD’ye karşı koz olarak kullanmak 

- Batı’nın saldırıları ve tecridi karşısında yalnız kalmamak 

Bu taktik 24 Kasım 2015’e, yani Türkiye’nin bir Rus uçağını düşürdüğü tarihe kadar, yaklaşık 10 yıl boyunca adım adım uygulandı. Putin’in uçak olayına olağanüstü sert tepki göstermesinin bir nedeni de bu taktiğin çökmesine duyduğu öfkeydi. 

9 Ağustos 2016’da “barışma” geldi, iki lider el sıkıştı. 

Pek çok kişi böylece “uçak olayı”nın geride kaldığını düşündü. 

Oysa, Rusları 24 Kasım 2015’i unutmamıştı. 

Unutmadılarsa barışmayı neden kabul etmişlerdi? 

Çünkü Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir kriz sürecine girmek üzere olduğunu, bunu kendileri için yeni bir fırsat yaratacağını görmüşler, öfkelerini içlerine gömerek “eski taktik”e dönmeye karar vermişlerdi. 

Zaman, deneyimli Rus diplomasisinin öngörüsünü haklı çıkardı, Batı ile ilişkileri hızla açıldıkça Ankara Moskova’ya yaklaşmaya başladı. 

S-400 satışı Ruslara tam da bekledikleri fırsatı verdi, oyun onların belirlediği kurallarla oynanacaktı. Ellerini avuşturmaya başladılar. 

Dikkat edilirse, S-400 konusunda en az açıklama yapan, çoğunlukla sessiz kalan ülkenin Rusya olduğu görülür. Sessizliğe aldanmamak gerekiyor çünkü doğuracağı sonuçlar açısından S-400 satışı Moskova için de son derece önemli. Rusya belki S-400 konusunda sık açıklama yapmıyor ama ABD’den F-35 uçakları alımı tehlikeye giren Türkiye’ye “İsterseniz SU-57 savaş uçağı da satabiliriz” mesajı göndererek aklını çelmeye çalışıyor. 

Peki, bundan sonra ne olabilir? 

Türkiye’nin, ısrarla açıkladığı gibi Rus füzelerini alması halinde, Batı ile dönüşü olmayan bir yola girmesi son derece yüksek bir olasılık. Bu durumda gidilecek yön belli: Kuzey, yani Rusya. Seçeneksiz kalan, üstelik ekonomik kriz içindeki bir Türkiye Ruslar için biçilmiş kaftan. Doğal gazının yüzde 47’sini Rusya’dan alan, ilk nükleer santralinin yapımını Ruslara teslim eden Ankara Suriye’de de zaten uzun süredir büyük ölçüde Moskova’ya bağımlı. 

Ankara’nın son anda almaktan vazgeçmesi ya da füzeleri kullanmayacağı bir çözüm üretmesi bile Rusların oyununu bozamayacak çünkü Türkiye sırtını kuzeye dönebilecek durumda değil, üstelik böyle bir durumda Ruslar “bedel” ödenmesini isteyecek. 

Son günlerde konuşulan ara çözüm ABD'nin isteğiyle Türkiye'nin füzelerin teslimatını 2020'ye ertelemesi. Bu, Türkiye'ye kuşkusuz zaman kazandırır ama sorunu çözmez, sadece askıya alır.

Fazla dillendirilmeyen bir seçenek daha var: 

S-400 satışı-taktik nedenlerle- bizzat Ruslar tarafından bozulabilir ya da ertenebilir ama bu durumda da köşeye sıkışmış Türkiye’ye can simidi atan ülke olarak Moskova yine kazanır, üstelik bu “yardım”ın karşılığını alır. 

Kısacası, Türkiye için de, Rusya için de, ABD için de asıl mesele ne S-400 ne de F-35. 

Geçenlerde Rus siyaset bilimci Vladimir Frolov'un Türkiye-Rusya-ABD eksenindeki S-400 çekişmesi için yaptığı şu ilginç yorum düşünmeye değer: "Putin bir kaç ay sonra tek bir kurşun atmadan, tek bir tank kullanmadan, hatta üstüne iki buçuk milyar dolar alarak NATO'nun birliğine, ittifakın güney kanadının savunmasına darbe indirebilir."