Rusya ile ‘kritik eşik’

Rusya ile ‘kritik eşik’

25 Şubat 2019 Pazartesi  |   MG Özel

Bundan 520 yıl önce diplomatik ilişki kuran, tarih boyunca pek çok inişler ve çıkışlar, hatta savaşlar yaşayan Türkiye ile Rusya, Suriye’de başlattıkları iş birliğinin daha da ileriye taşınıp taşınmaması konusunda kritik bir eşikte bulunuyor. 

24 Kasım 2015’te yaşanan “uçak krizi”ni aşmış "görünen" iki ülke, sadece Suriye’de değil, Türk Akımı ve Akkuyu gibi enerji projelerinde de “ortaklık” yapıyor. Belki bütün bunlardan daha da önemlisi, Türkiye Rus yapımı S-400 füzelerini teslim almak için gün sayıyor. Pek çok silah anlaşmasında olduğu gibi, S-400’ler de askeriden önce siyasi nitelik taşıdığı için daha füzeler teslim alınmadan Türkiye ile ABD’nin arasında bir soruna dönüşmüş durumda. Ankara’ya “Patriot” füzeleri satmak isteyen Washington, birincil ve en önemli koşul olarak S-400’lerden vazgeçilmesinde ısrar ediyor. Oysa, Türkiye’nin ön ödemesini yaptığı füzeler şu an anda bu yıl sonundan önce teslim edilmek üzerine üretim aşamasında bulunuyor. Rus füzelerin alınmasının aynı zamanda siyasi yörüngesinin değiştirmek olacağını düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Diğer yandan, füze anlaşmasını iptal etmek için artık çok geç görünse de, tesliminden sonra kullanılmaması da hala bir seçenek olarak duruyor. 

Peki, gelinen bu nokta Moskova’dan bakılınca nasıl görünüyor? 

Türkiye’de gerçek Rusya uzmanların sayısının iki elin parmaklarını aşıp aşmadığı bile şüpheli ama Moskova’da durum hiç de öyle değil. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “sağ kolu” diyebileceğimiz sözcüsü Dimitriy Peskov’dan başlayarak Rusya’nın değişik yönetim kademelerinde Türkiye’yi ve insanlarını iyi tanıyan, Türk karakterini bilen çok sayıda kişi bulunuyor. 
 

 

İşte bu kişilerden biri de Profesör Aslambek Mozloyev… 

Rusya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Diplomatik Akademi’de Doğu Dilleri Bölümü Başkanı olan Mozloyev 1972’den beri Türkiye ile ilgileniyor. O kadar mükemmel ve nüanslı Türkçe konuşuyor ki, kelime hazinesinin ortalama bir Türk vatandaşından zengin olduğunu söylemek herhalde abartı olmaz. 

Sohbet sırasında Mozloyev’e “Türk-Rus ilişkileri…” der demez “Hayal ettiğimden de daha iyi” diyerek hemen araya giriyor ve ilişkilerin şu anda bulunduğu düzeyin son derece sevindirici olduğunu söylerken bu durumda mutlu olduğunu da gizlemiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı’na diplomat yetiştiren bir akademinin yöneticisi olan bir kişinin bu olumlu yaklaşımı son derece önemli. 

Mozloyev, ilişkilerin bugün ulaştığı düzeyden memnun ama iki ülkenin bunun da ötesine geçebileceği konusunda hayli iyimser, hatta Türkiye ile Rusya’nın bir “ittifak” çatısı altında buluşabileceğini düşünüyor. Bunu da “hesaplı bir evlilik”e, yani karşılıklı çıkarlara dayanan bir ilişki olarak görüyor. 

Sohbet ilerleyip konu Suriye’ye gelince Mozloyev, kelimelerini dikkatli seçmeye çalışarak ilginç bir yorumda bulunuyor: 

“Suriye’de yaptığımız iş birliği Türkiye’nin bir güç olarak uluslararası sahneye çıkmaya sağladı…” 

Ama hemen ardından, “Türkiye ile yaptığımız iş birliği Rusya’nın da küresel güç olarak yeniden sahneye dönmesini sağladı” diyerek bunun tek taraflı olmadığını vurguluyor. 

Özetle Mozloyev, iki ülkenin bulundukları “kritik eşik”i aşarak bağlarını bir üst aşamaya çıkarabileceklerine inanıyor. 
 

 

Diplomatik Akademi’de aynı görüşte olan sadece o değil, Dünya Kültürleri Merkezi’nden Türkolog Dr. Nina Belyakova da benzer bir yaklaşım içinde. 

Konuşurken “aynen öyle..” kalıbını kullanmasıyla “Yeni Türkçe”ye de hakim olduğunu gösteren Belyakova’ya, Türk-Rus iş birliğinin geçici nitelik taşıyıp taşımadığını soruyoruz. “Her şey o kadar hızlı gelişiyor ki, şu anda bir tahminde bulunmak çok zor. Düşünsenize, iki yıl önce bugünkü seviyeye ulaşabileceğimizi öngörebilir miydik” diye karşı bir soruyla yanıt veriyor. Belyakova, Ankara-Moskova hattındaki gelişmelerin sadece iki ülkeye bağlı olmadığını, uluslararası durumla da yakından ilgili olduğunu söyleyerek ABD faktörüne dikkat çekiyor. 

Mozloyev’le Belyakova’nın ortak yönü ikili ilişkilerin gelişmesinden yana olmaları. Ama Moskova’da tersi görüşte olanlar da yok değil, hatta belki onların sayısı daha fazla. 

2000’li yıllara kadar, daha doğrusu Putin’in iktidar döneminin başlamasından önce Rusya yönetiminin neredeyse tamamı Batı ittifakının parçası olması nedeniyle Türkiye’ye kesinlikle güvenmiyordu. Karşılıklı diyaloğun güçlenmesi ve ilişkilerin boyut kazanması Türkiye’ye duyulan güvensizliğin kısmen ortadan kalkmasını sağladı. Ancak, özellikle “uçak krizi” ve bu süreçte Kremlin’in “düşman Türkiye” algısını yerleştirmek için yaptığı yoğun propaganda o kesimde soru işaretlerinin yeniden doğmasına yol açtı. Dolayısıyla, aslında "uçak krizi"nin olumsuz sonuçlarının tümüyle ortadan kalktığını ileri sürmek güç.

Özetlemek gerekirse, öyle görünüyor ki, Türk-Rus ilişkilerinin bundan sonraki seyrinde en kritik eşik, S-400’ler konusu olacak...