'Rusya diyalog kanallarını açmalı'

'Rusya diyalog kanallarını açmalı'

1 Mart 2016 Salı  |   MG Özel

Türkiye ile Rusya arasında son derece olumlu seyreden ilişkiler Suriye sorunuyla önce yavaş yavaş tökezlemeye başladı, ardından 24 Kasım'da yaşanan uçak düşürme olayının ardından neredeyse kopma noktasına geldi. Krizi başından beri en yakından bilen, izleyen isimlerin başında Moskova'daki Türk Büyükelçisi Ümit Yardım geliyor. Deneyimli Büyükelçi, uçak krizinin ortaya çıkmasından bu yana yaşanan gelişmeleri, Rusya'daki Türk vatandaşlarının maruz kaldığı davranışları, sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin görüşlerini ve Türkiye'nin Rusya'dan beklentilerini Medya Günlüğü'ne anlattı. Moskova'da yaptığımız bu söyleşi, yaşanan krizi bütün yönleriyle en iyi bilen Türk yetkililerden biri olan Yardım'ın şimdiye kadar medyaya yaptığı en kapsamlı değerlendirme olması açısından da önem taşıyor.

 

-Türkiye ile Rusya arasındaki uçak krizi üçüncü ayını doldurdu. Sizce şu anda krizin neresindeyiz?

-Tabii ki etkileri ve sonuçları bakımından her şey 24 Kasım'da olduğu gibi sürmeyecek. Bu krizin de Türk-Rus ilişkileri içinde birkaç safhası olacak, içinde aşama aşama kritik eşikler de olacak. Bence şu anda 2. ya da 3. aşamadayız. 24 Kasım'daki uçak olayı ilişkilerde büyük bir kriz doğurdu. Bu öngörülebilir miydi, bence evet öngörülebilirdi. Bu olayın ertesi günü iki ülkenin dışişleri bakanları görüşecekti, ondan 15 gün sonra da St.Petersburg'da liderler bir araya gelecekti, Suriye, petrol ve Akkuyu gibi konular ele alınacaktı. Heyetler gidip gelmeye başlamış, oteller tutulmuştu... İşte böyle bir anda bu krizin yaşanmasına görünüşte bir tesadüf denilebilir ancak arka planına baktığımızda bazı işaretleri de maalesef veriyordu. Çünkü 24 Kasım'a kadar Rusya'ya çok ciddi uyarılarımız oldu. Belki bu uyarılar, hava ihlalleri sokaktaki adam için küçük haber niteliğindedir ama şöyle bakmak lazım: Dönem itibarıyla Türkiye-Suriye sınırı belki de dünyanın en hassas sınırlarından birisi. Suriye'de bir iç savaş yaşanıyor, Türkiye milyonlarca insana ev sahipliği yapıyor, böyle bir sınırdan bahsediyoruz. Rus uçakları da, o sınırımız üzerinden U dönüşleri yaparak, kendilerinin DAEŞ dediği ama bize göre hiç de DAEŞ'le ilgisi olmayan ılımlı muhalifleri ve daha da önemlisi Suriye Türklerinin bulunduğu yerleri vuran bir takım operasyonlar yapıyorlar. Konuya bir de böyle bir psikolojiyle bakmak lazım. İhlallerle ilgili uyarıları Rusya'ya her düzeyde yaptık, en üst düzeyden teknik düzeye kadar. Eğer, 25 Kasım'da dışişleri bakanları toplantısı olsaydı konuşacağımız konulardan biri de buydu, bir kez daha uyaracaktık. Ama sonuç olarak uçak düştü ve bugün ikili ilişkilerde yeni bir sayfa açıldı. Elbette değerlendirmelerimiz abartılı olmamalı ama biz buna benzer bir krizi "Soğuk Savaş" döneminde yaşamadığımızı görüyoruz.  O krizler, dönemin doğasına ait krizlerdi. Bunları biliyoruz ama 100 yıl öncesine gittiğimizde, 1.Dünya Savaşı'nın arifesinde de 1914-15-16 yıllarında da Rusya ile benzer bir kriz yaşadığımızı görüyoruz, o zaman da buradaki, yani Rusya'daki Türk işadamlarına ve Türk mevcudiyetine yönelik uygulamalar  olmuş. Bazı anlamlarda özellikle, Türk kökenli insanlara yönelik olarak yaşananların 100 yıl öncesinin tekrarı olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan, elbette bir benzetme yapılabilir ama sonuçları itibarıyla bugünkü krizin mahiyetleri çok farklı. Birincisi, Suriye gibi bir iç savaşın yaşandığı ülke bağlamında gerçekleşmiş olması bu krizi ikili ilişkilerden çok daha farklı boyuta çıkarıyor24 Kasım'a dönersekBazı şeyleri açıkça tespit etmek gerekiyor. Sayın Başbakanımızın da söylediği gibi Türkiye tamamen Sovyetik bir propaganda cephesiyle karşı karşıya. Büyükelçi olarak, her ülkenin medyasının, yazarının, çizerinin son tahlilde ulusal refleks göstermesini anlayabilirim. Fakat iş tamamen kara propagandaya, kara mizaha dönüyorsa artık orada bazı şeylerin objektif tartışılmasının zemini yoktur. Bir vatandaş olarak Türkiye'ye baktığımda bu bağlamda Türk medyasında her şeyin tartışıldığını görüyorum. Aynısı Rusya'da görmüyorum, işte bu nedenle Sovyetik medya terimini kullanmayı tercih ediyorum. Rusya gibi basın ordusunun, Şarkiyat enstitülerinin bulunduğu bir ülkede eğer bütün kurum ve kuruluşlar bazı talimatlarla bazı görüşleri ortaya koyuyorsa, bazıları dışında ki, bunların sayısı 3-4'ü geçemiyorsa, bunlar bize görüşlerini ancak baş başa kaldığımızda söylüyorlarsa ortada vahim bir durum var demektir. 

Ama bizim bu olaydan ne kadar üzüldüğümüzü, ne kadar trajik bir olay gördüğümüzü, Rus kamuoyunun bilmesi lazım. Rus yetkililer bunu çok iyi biliyor çünkü biz anlatıyoruz. Biz bu krizin ilk saatlerinden itibaren Rus tarafıyla konuştuk ancak aldığımız ya da alamadığımız cevapların ayrı bir konu olduğunu da söylememiz lazım. 24 Kasım'ın ardından Rus tarafı görüşlerini ortaya koydu, bunların tümüyle duygusal olduğunu söylemek de doğru olmaz. Elbette duygusal boyutu da vardır ama bunun bir hazırlık gerektirdiğini düşünüyorum. İlerleyen günlerde Türkiye'ye, Türkiye'nin Ortadoğu politikasına, hükümetimize, Cumhurbaşkanımıza ve işin daha vahim yönü buradaki Türk mevcudiyetine yönelik adımların son derece sistematik şekilde uygulamaya geçtiğini görüyoruz. İlk hedefler işadamlarımız, öğrencilerimiz, sıradan Türk vatandaşları, kısaca Türkiye'yi anımsatan her şey oldu. Bu sistematik kampanya Rusya'nın bütün kurumlarınca son derece koordine şekilde uygulandı. Bu, sokaktaki trafik polisinden FSB (gizli servis) yetkililerine, üniversite yetkililerinden şehir belediyelerine kadar sistematik bir baskı, yıldırma, Türk varlığını sona erdirmeye yönelik bir kampanyaydı. İşte krizin ilk aşamasında bunları yaşadık. Bu aşamada bazı önemli kararlar aldılar ve atacakları adımların hukuki çerçevesini çizdiler. Bugün hala etkilerini hissediyoruz. 

-Siz Rus tarafında herhangi bir yumuşama görüyor musunuz?

-İkinci aşamadan söz etmem hiçbir şekilde yumuşama anlamına gelmemeli çünkü ortada böyle bir şey yok. Bazı çevreler bir yumuşamadan söz ediyor ama böyle bir kesinlikle söz konusu değil, sadece farklı bir aşamaya geçtik. Türk vatandaşlarının vizeye maruz kalması, en basit bir spor müsabakasına geliş gidişin bile bir sorun olabilmesi, sadece Fenerbahçe değil, bütün takımları kastediyorum, öğrencilerimizin bir bölümünün buradan kaçmak durumunda kalmasından, işyerlerine olan baskıdan, bazılarının kapatılmasına, işte bunlar hep birinci aşamanın sonuçları. İkili ilişkiler bağlamında Rusya'yı, liderlerini, devlet yapısını hedef alan bir tutum içinde olmadık. Elbette Ortadoğu politikalarını eleştirdik, bunlar doğaldır. Ama biz bunu yaparken tek bir temelden hareket ettik: Biz bin yıldır komşuyuz, komşuluğumuz bin yıl daha sürecek, eğer halklar arası ilişkilere bir zarar verirse bunun vebalini kimse taşıyamaz. Bu süreç içinde iki şeyden kaçındık, Rus yönetimini, sembolleri ve Rus halkını hedef almadık. Rus tarafı eninde sonunda oturup Türkiye liderliği hakkında yaptığı hakaretlerin ne anlama geldiğini, ne tür sıkıntılarına yol açtığını ve ilişkilerin geleceğine katkı sağlamadığını eminim anlayacaktır. Bu bir özür dileme keyfiyetini getirir getirmez bilemiyorum ama bu değerlendirmeleri yapacaklardır, yapmaları da gerekir. Biz Türkiye olarak bunları yapmadık çünkü bizim için bir devletin kurumları, hukuku, yasaları, bayrağı, kutsal değerleri sadece o anda iktidarda bulunanları değil, halkı temsil eder. Eğer halka karşı bazı adımlar atarsak bunun telafisi çok zor olur.
Demin Türk işadamlarından bahsettimTürk işadamları neden buraya geldiler? Çünkü Rusya'ya güvendiler, kendilerine yakın hissettiler, dost bir ülke olarak gördüler. SSCB'nin son günlerinde Türkler buraya geldi, bu durumu sadece maddi motivasyonla açıklayamayız, Sibirya'nın uzak köşesinde bir Türk'ün fırın açmasını nasıl açıklayabiliriz? Ama kriz sonrası Rus yönetiminin bu mevcudiyeti hedef alması son derece yanlıştı.

-Sizce amaç Rusya'daki Türk ekonomik varlığına zarar vermek mi yoksa sonlandırmak mı?

-İlk aşamada son vermenin temel güdü olduğunu düşünüyorum. Ancak bunun bazı olumsuz yansımaları olduğu görüldü. Ama hangisi olursa olsun bu 100 yıl sonra tekrarlanan bir tecrübe oldu. Sonuçları itibarıyla çok vahim bir tablo teşkil etti. Ayrıca bu sadece ikili ilişkilerle ilgili bir konu değil. Türk işadamlarının maruz kaldığı davranışı buradaki diğer yabancı işadamlarının, mesela Almanların son derece yakından izlediğini düşünürsek işin vahameti daha iyi ortaya çıkar. 2014 yılında Rusya dışına kaçan yabancı yatırımların tutarının 60 milyar dolar olduğu söyleniyor. Bir de öğrenciler meselesi oldu. Öğrenciler tabii buraya eğitim görmek için geldi ama burayı tercih etmelerinin nedeni 30 yıla yakın süren dostluk ortamıydı. Her şeyden önce Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine güvenerek geldiler. Zaten ilerideki yaşamlarında da adeta Rusya'nın elçileri olarak görev yapacaklardı Türkiye'de. Ama krizin ardından öğrencilerimiz bir sabah karşılarında köpekli Rus polisini buldular. Kimi hemen ayrıldı, kimi ayrılmayı planlamaya başladı. Halklara verdiği zarardan bahsediyorum. O çevrelere hangi Rus yetkilinin mesajı bir çare olabilir? Hangisinin açıklaması o mağdur çocuklara bir ilaç olabilir, söz konusu değil. Tren kaçtı. Bir konu daha var, krizi izleyen günlerde onlarca üniversite, onlarca belediye Türkiye ile olan kardeşlik ilişkisine son verdi. Rus tarafı bunun ne anlama geldiğini, nasıl sonuçlara yol açabileceğini oturup düşünmelidir. Evet, işte tablo budur. Hala uzun vadeli düşündüğümüzü, diyaloğumuzun açık olmasını, komşular olarak her şeyi konuşmamız gerektiğini bütün kanallardan Rus tarafına iletiyoruz. Ancak buna bugüne kadar hiçbir tepki alamadığımızı da özellikle herkesin bilmesi lazım. Tabii Rus tarafı kolaya kaçarak bunları özüre bağladığını söyleyebilir ama hayır, bu tatmin edici bir açıklama değil. Bu kabul edilir bir argüman değil. Ayrıca bu konuyu, yani özür meselesini değil de uçak konusunu konuşmaya hazır olduğumuzu Rus tarafı çok iyi biliyor. Geldiğimiz nokta budur.

-Sizin Türk Büyükelçiliği olarak Rus makamlarıyla ilişkileriniz nasıl?

-Doğal olarak sürüyor. Çünkü hayat sürüyor, konuşmamız gereken konular oluyor. Ama tabii ki 24 Kasım öncesi düzeyde değil, yoğunluğunu ve dinamizmini kaybetti, kesinlikle onu da söylemem lazım.

 

 

-Türk vatandaşlarına yönelik baskıları Rus tarafının gündemine getiriyor musunuz, getirdiğiniz zaman karşılık alabiliyor musunuz?

-24 Kasım'ı takip eden bir ayda, aslında hala devam ediyor ama, Türk vatandaşları çok vahim derecede insan hakları ihlalleri, hukuk dışı uygulamalar yaşadı. Artık bunları hangi kelimelerle tanımlamak lazım bilemiyorum. Yüzlerce Türk turistin saatlerce havaalanında bekletilmesi, ülkeye sokulmaması, girebilenlerin kabul edilemez gerekçelerle sınır dışı merkezlerinde tutulması, fiziki saldırılar, bazı şirketlere, üst düzey yöneticilere yönelik tamamen caydırma, ezme, baskı politikaları oldu. Bunun yüzlerce örneği var. Tabii, burada Rusya gibi Türkiye'nin 25 katı büyüklükteki bir coğrafyadan bahsediyoruz. Her noktasında da bir Türk mevcudiyeti var. Hem zor durumda kalan vatandaşlarımıza yardım etmeye çalıştık hem de bu sorunları Rus makamları nezninde dile getirdik. Tabii önemli zarar görüldü, bunu söylemek lazım. O kritik aşamayı aştık, belki ilk günlerdeki sıcaklıkta değil ama sorunlar hala sürüyor. Ayrıca, girişimlerimizin sonucunda olumlu sonuçlar alabildiğimizi söylemem de kesinlikle mümkün değil.

-Yakın, orta  ve uzun vadede bu krizden çıkışı nasıl görüyorsunuz?

-Tabii, Rus tarafı ne düşünüyor bilemiyorum ama bize göre yapılması gereken işler var. Özellikle uzun vadede iki tarafın da ilişkilerin uzun soluklu, uzun perspektifli olduğu inancına bir kez daha gelmesi lazım. Nasıl Türkçede komşulukla ilgili laflar varsa, Rusçada da var, yakın komşunun uzak kardeşten daha önemli olması gibiÇünkü yan yana yaşıyorsunuz, sorumluluklarınız, yükümlülükleriniz var. Biz bunu başından beri söylüyoruz. Rus tarafının da eninde sonunda bu anlayışımızı paylaşacağına, krizin çok süratli şekilde çözülmesi için adımlar atacağına inanmak istiyorum. Bu inancımızı her düzeyde ortaya koyabilirsek bu, bir sürü gelişmenin yolunu açacaktır, aksi takdirde birbirimizin yüzüne bakacak halimiz olmayabilir, nasıl masaya oturacağız? Yakın vadede ise bizim Rus tarafına çok somut önerilerimiz var, bir araya gelinmesi gerektiği konusunda. Basına da yansıdı, diyalog kanallarını açmamız lazım, daha doğrusu bizim zaten açık, Rus tarafının da açması lazım. Yapılması gereken şeyler var. Birincisi, düşmanınla bile olsa ki, biz Rusya'yı kesinlikle düşman görmüyoruz, kesinlikle oturup konuşmak lazım, derdin nedir? Sonuçta ortaya bir fatura çıkacaksa, birisinin ödemesi gerekir. Ortada bir kriz var, ya Alman usulü hesabı paylaşılacaktır ya da birisi ödeyecektir. O konuda da içimiz rahat çünkü biz her şeyi konuşmaya hazır olduğumuzu başından beri söylüyoruz, Rusya'nın da rahatsız olmaması lazım. Diyalog ve onu şekillendirecek olan bir vizyon. Gereken bunlar. Tabii, bu acı tecrübe aklımızın bir köşesinde kalacak, yok saymak mümkün değil. Umarız uzun sürmez. Örneğin Rus turistlerin Türkiye'ye gidişiBiz bunu basit bir turizm olayı olarak görmüyoruz ki, yanılgı burada zaten. 20-25 bine yakın aile var kayıtlara geçmiş. 3-4 milyon Rus turistin Türkiye'ye gidişinin engellenmesini çok rasyonel ve sırf ekonomik boyutu olan adımlar görmüyoruz. Sonuçta bunlar Rus halkının kendisini cezalandırıyor. Biz belki zarar görürüz ama zarar iki tarafa da olur. Evet, sıkıntı yaşarız ama Türk turizmi batmaz. Ben Rus turistlerin yeniden gideceğine, öğrencilerimizin yeniden geleceğine inanıyorum çünkü biz komşuyuz ve Türkiye-Rus ilişkilerinin dokusunu benzeri şekilde doldurabilecek iki ülke yok. Bunu da anlamak lazım. Hangi Kafkasya, Balkanlar, Karadeniz Orta Asya ya da Ortadoğu konusu vardır ki Türkiye ile Rusya arasında konuşulması gerekmesin? Rusya bunu başka hangi ülke ile yapabilir? İran söz konusu bile değil. Size çizdiğim çerçeve Avrasya'nın kendisi. Bu kadar büyük bir coğrafyayı dünyada başka hangi iki ülke konuşuyor? İşin özü budur. Düşmanlık politikalarını sürdürmek hiçbir işe yaramaz.

-Sizce Rusya uçak olayını Suriye'deki konumunu güçlendirmek için kullandı mı?

-Tabii, planlı, plansız o ayrı bir konu ama oradaki bazı gelişmelerin önünü açtığına şüphe yok. Bunun işaretleri daha önceden görüldü, iktidara Rus Meclisi'nde bazı yetkilerin verilmişti.

-Suriye konusu olmasaydı, böyle bir olay mesela Karadeniz'de yaşanmış olsaydı Ruslar aynı tepkiyi gösterir miydi?

-Suriye bağlamında yaşanmış olması konusu çok daha kritik ve hassas hale getirdi bölgenin konumu itibarıyla. Belki başka bir yerde yaşanmış olsa farklı bir tablo ortaya çıkabilirdi ama bu tamamen o andaki konjonktüre, siyasi duruma,o bölgenin ortamına bağlıydı. İkinci unsur olarak egemenlik konusunun üzerinde durmak gerekir, her ülkenin kendi hava sahasını korumasının doğal bir hak olduğunu görmek gerekir...