Rusya artık 'saldırıyor'

Rusya artık 'saldırıyor'

28 Mart 2019 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Venezuela’ya Rus askeri ve askeri malzeme gönderilmesi Moskova’nın uluslararası alanda uzun süredir bulunduğu “savunma” pozisyonunu terkederek ilk kez “saldırı”ya geçtiğini gösteriyor. 

Başkent Caracas’a 100 civarında Rus askeri ve 35 ton askeri teçhizat taşıyan iki nakliye uçağının indiği yolunda Batı medyasında çıkan haberler Moskova tarafından da doğrulandı. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mariya Zaharova, söz konusu Rus askeri uzmanların iki ülke arasındaki askeri-teknik iş birliğine yönelik anlaşma doğrultusunda Caracas’a gittiğini açıkladı. 

Rus askerlerin sayısı az olsa da bu gelişme Moskova’nın nasıl tutum değiştirmeye başladığını göstermesi açısından son derece önemli ve çarpıcı. 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından Batı, eskiden “Varşova Paktı” üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerini de içine alarak Rusya’nın sınırlarına dayanmaya başladı. Bu kuşatma taktiğinin amacı, büyük potansiyeli bulunan ancak her alanda çöküş yaşayan Moskova’nın yeniden ayakları üzerinde doğrulmasını engellemekti. O dönemde kendi derdini düşse de “emperyalist” geleneğinden vazgeçmeyen Rusya Batı’nın sınırlarına dayanması karşılığında en azından “arka bahçesi” olarak gördüğü eski Sovyet topraklarındaki hakimiyetine göz yumulmasını istiyordu. Ama karşı taraftan böyle bir anlayış görmeyen Ruslar hem Batı’nın Kosova’nın bağımsızlığını tanımasına misillemede bulunmak hem de Gürcistan’ın NATO’ya üye olmasını engellemek için 2008 yılında savaş çıkması için ortam hazırladı. Tiflis’in kendi toprağı gördüğü Güney Osetya’ya müdahalesi Rusya’ya beklediği fırsatı verdi ve altı gün süren savaşta yenilen Gürcistan NATO rüyasını ertelemek zorunda kaldı. Moskova açısından bakıldığında savaş, Batı tarafından kuşatılmasına karşı biraz da panikle yapılan bir savunma hamlesiydi. 

Ancak Rusya’nın sinir uçlarına basmaya devam eden Batı’nın çabasıyla Ukrayna’daki Moskova yanlısı Viktor Yanukoviç’in 2014 yılında devrilmesi işleri yeniden karıştırdı. Moskova’nın buna yanıtı Ukrayna’ya bağlı olan Kırım’ı ilhak etmek ve Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçıları desteklemek, hatta asker göndermek oldu. Bu iki olay da aslında emperyalist geleneğini sürdürmek isteyen Rusya’nın köşeye sıkıştırılmışlık duygusu içinde yaptığı savunma hamleleriydi. (Her ne kadar Kırım'ın ilhakı Rusya'nın başarı hanesine yazılsa da, Batı Ukrayna üzerinden Rusya'nın tam sınırına dayandı)

Böylece 2015 sonlarındaki Suriye müdahalesine gelindi. Bu aynı zamanda Moskova’nın 1991’den, yani Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra o coğrafya dışındaki ilk askeri müdahalesiydi. 

Rusya’nın Suriye’ye müdahale etmesinin-en az 10 tane sayabileceğimiz- çok farklı gerekçeleri arasında tıpkı Ukrayna’da olduğu gibi “savunma hattı”nı önde kurmak da yer alıyordu. Çünkü “Arap Baharı”nın Batı’nın projesi olduğuna inanan Ruslar, Suriye’de rejimin değişmesi halinde sıranın önce İran’a, ardından da kendine geleceğine emindi; "düşmanı" evinden mümkün olduğu kadar uzakta tutmak gerekiyordu.

İşte, yaklaşık son 30 yılda yaşananlara bakıldığında, ABD'ye meydan okuyor görünen, yüksek perdeden konuşarak "güçlü" olduğu imajını vermeye çalışan Rusya'nın “saldırgan” eylemlerinin perde arkasında aslında hep savunmada kalan, pozisyonunu korumaya çalışan bir ülke vardı.

Ta ki Venezuela’daki gelişmeye kadar. 

Elbette 100 kadar askerin bir “kıymetiharbiye”si olduğunu ileri sürmek güç ama bu olay asıl Rusya’nın ilk kez pozisyon değiştirmeye, yani Batı’ya karşı ilk kez “saldırı”ya geçmeye başladığını göstermesi açısından son derece önemli. Böylece Ruslar ABD’ye ilk kez “Bak senin arka bahçene kadar gelirim” mesajını vermek istiyor. (Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesiyle ilgili gerçek tam bilinmediği için o konuyu ayrı tutmak gerekiyor) 

Venezuela’daki askeri-ve ekonomik- varlığının gelişmeleri yönlendirme olasılığı zayıf olsa da Ruslara hem uluslararası hem de iç kamuoyu önünde “gövde gösterisi” yapma olanağı verdiği açık. 

Kısacası Rusya artık daha "büyük" oynuyor.

Etiketler:  Jeopolitik