Rus kültürü deyince…

Rus kültürü deyince…

3 Ocak 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Günlük hayatta sıkça kullandığımız kültür kelimesi aslında tanımı ve kapsamı itibarıyla üzerinde önemli tartışmalar olan bir kavram. Genel olarak bir toplumun veya ülkenin davranışları, gelenekleri ve inançlarının bütünü olarak tanımlamak mümkün. Toplumun ortaya koyduğu müziği, sanatı ve edebiyatı da buna eklemek gerekiyor. 

Bu basit tanıma karşın antropologlar arasında önemli tartışmaların ve yaklaşım farklılıklarının olduğunu görüyoruz. İlginç tartışmalardan biri dil ve kültür ilişkisi üzerine. Kimi antropologlar dili kültürün bir parçası olarak görürken Claude Levi-Strauss gibi antropologlar geniş anlamda dili kültürün kendisi olarak görüyor. 

Başka bir tartışma konusu da kültürleri ve toplumların farklılığını belirleyen unsurlar hakkında. Bazı düşünürler farklılıkları ulusal ruh kavramı ile açıklamaya çalışmış. Bazıları da kültürleri farklı kılan unsurların fiziksel çevre koşullarının getirdiği farklı beslenme ve yaşama olanaklarını, dilin ve teknik becerilerin sunduğu imkanları, ekonomik gelişme düzeyini gündeme getiriyor. Tabii bunlara toplumsal örgütlenme biçimlerini, sosyal sınıfları ve özellikle dinlerin getirdiği etkileri ilave etmek gerekiyor. Kentli ya da kırsal temelli veya göçebe yaşayış biçimlerinin de önemli etkileri var. Bir diğer nokta da toplumların birbiriyle olan etkileşimi. 

Karl Marks’a göre toplumun, tarihin ve kültürün şekillenmesinde en önemli rolü ekonomik alt yapı ve üretim ilişkileri oynuyor. Genelde alt yapı üst yapıyı belirliyor ama bunlar arasında bir etkileşim de söz konusu oluyor. Ekonomik alt yapı kültüre etki ediyor ama din ve düşünüş biçimlerinin ekonomik gelişmeye olan etkisi de oldukça önemli kanımca. Örneğin kimi toplumlarının akılcılığı öne alması ve icatçılığı farklı ekonomik sonuçlar ortaya çıkarıyor. 

Neticede zaman içinde her şey değişiyor ve toplumların gerek alt yapı unsurları ve gerekse kültür gibi üst yapı unsurları sürekli gelişiyor. Dahası küreselleşme süreci ile birlikte toplumlar arasında yoğun bir etkileşim söz konusu oluyor. 

Peki giriş niteliğindeki bu açıklamalar çerçevesinde bakıldığında örneğin Rus kültürü denince hangi hususlar önem kazanıyor? Geçmişten bugüne değişmeden gelen ne gibi özellikler var ya da var mı? Rus tarihindeki hangi önemli dönemler ya da dönüm noktaları ne gibi kültürel etkiler ortaya çıkarmış?  

Tabii öncelikle Rusya tarihini belli dönemlere ayırmak gerekiyor. Bu dönemleri kabaca 10. yüzyıl öncesi, yani Hristiyanlık öncesi dönem, Hristiyanlığın kabulünden Büyük Petro’ya kadar olan dönem, Büyük Petro'dan Bolşevik devrime kadar olan dönem, Sovyetler dönemi ve 90'lı yıllardan sonraki, yani piyasa ekonomisine geçilen dönem olarak belirlemek mümkün. 

Ruslar genel olarak 10. yüzyıla kadar birçok toplumun deneyimlediği gibi Pagan inancına sahipti. Bu inanç temelinde, doğa ile bütünleşik bir yaşam, doğa güçlerine saygı duyulması, onlara tapınılması, törenler ve ayinler yapılması gibi özelliklerden söz edebiliriz. Özellikle gün ve mevsim dönümleri ile doğa olayları önemli kültürel sonuçlar doğurmuştu. 

10. yüzyılda Vladimir Rusların üç büyük dinden birini seçmesi gerektiğini düşünmüş ve bu dinlerin yaşandığı toplumlara heyetler göndermişti. Sonunda Hristiyanlık inancında karar kılınmıştı. Bu noktada ilginç bir konu Rusların Hristiyanlık inancını benimsemesine rağmen Ortodoks yaklaşım temelinde özellikle süregelmiş kültürlerini ve geleneklerini dini inançları ile birlikte yaşatmaları. Kendi dillerini ve kültürlerini güçlü tutmaları ve bunların bozulmaması için gayret göstermeleri. Bugün Hristiyanlık öncesine dayanan birçok gelenek, örneğin buzlu suya girilmesi, Maslenitsa, Ivan Kupala, yılbaşı kutlamaları gibi gelenekler aslında Hristiyanlık inancıyla bağdaştırılarak ele alınmış oluyor. Tabi Hristiyanlık inancının ahlaki öğretileri insan davranışları üzerinde önemli etkileri olmuş. 

18. yüzyılda Büyük Petro’nun getirdiği modernleşme süreci ve akılcılığın öne çıkarılması özel bir önem arz ediyor.Örneğin Petro öncesi dönemi değerlendiren kimi yazarlar kilise hakimiyetinin sanatın gelişmesine engel olduğunu, enstrümantal müziğin günah sayıldığını, edebiyatın geri kaldığını, ikonalar dışında resim ve diğer sanatların da gelişmediğini ileri sürüyor. 

Petro ise aydınlanma ve akılcılık anlayışıyla eğitimden kültüre, ekonomiden, idari ve askeri alanlara önemli reformlar devreye sokmuştu. Bu durum insanların davranışlarından, giyinişine birçok değişiklik getirmişti. 

Bolşevik Devrime kadar olan dönem açısından bir diğer önemli nokta ise üretim ilişkilerinin, toplumun sosyal katmanları ve sınıflarının, örneğin soylular ve serfler ayrımının giyim kuşamdan, davranışlara, adet ve geleneklere kadar farklı kültürel etkiler doğurmasıydı. Rusya’da serfliğe ancak 1861 yılında II. Aleksandr tarafından son verilmişti. Fakat Avrupa ve Rusya’da soylu sınıfın sanat ve edebiyatı himaye etmesi oldukça önemliydi kanımca. 

Rusya'da Komünist Parti dönemi ekonomiden eğitime, dine olan bakış açısından insan davranışlarına kadar birçok önemli etki doğurmuştu. Ekonomide planlı kollektivist yaklaşım belirlenmişti ve özel teşebbüs büyük ölçüde sona ermişti. İnsanlara eğitim, sağlık ve iş garantisi veriliyordu. Bu durum şüphesiz insan davranışları üzerinde ve kültür üzerinde önemli etkiler meydana getirmişti. Komünist dönemde hemen herkesin eğitimine büyük önem verilmişti. Kadın hakları son derece önemliydi. Müzik, resim, heykel ve özellikle bale himaye ediliyordu. Ancak edebiyatta özellikle toplumcu bakış açısının ve edebiyatın sisteme hizmet edecek bir araç gibi görülmesinin olumsuz etkileri olmuştu kanımca. İnsanlar arasındaki ekonomik rekabetin sona ermesi belki de yardımlaşmayı ve dostluğu daha fazla öne çıkaran bir sonuç doğurmuştu. Nitekim o dönemi anlatanlar, insanların daha dostça olduğunu ve birbirine daha fazla güvendiğini ifade ediyor. 

90’lı yıllarda piyasa ekonomisine, deyim yerindeyse dramatik bir geçiş yapılmasının toplum üzerine çok önemli etkileri olmuştu şüphesiz. Rusya'nın var olan kültürel birikimleri korunmaya çalışılırken, ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan bireyler özellikle ilk başlarda sisteme ve birbirlerine daha az güven duymaya başlamıştı.  

Dolayısıyla bütün bu dönemlerin insanların davranışları ve inançları üzerinde önemli etkileri söz konusuydu. Yine belirtilen dönemler açısından özellikle devletin ve toplumun sanata, edebiyata ve müziğe bakış açısı da önemliydi. 

Konuyla ilgili bir diğer nokta da Rus ruhu tartışması. Bu bakış açısına göre hiç değişmeyen ve toplumun gelişmesine etki eden bir durumdu bu. Bu yaklaşıma göre Rus ruhu genel olarak sıra dışı hayatta kalma yeteneğini, fiziksel, zihinsel ve ahlaki direncin yüksekliğini, bilgiye duyulan yüksek ihtiyacı ve otoriteye mesafeli olmayı simgeliyordu.  

Ayrıca Batılı ruhu ve Rus ruhunu karşılaştıran yaklaşımlara göre Rusya’da duygusal bakış açısı günlük hayatta daha yüzeydeyken Batı'da daha derinlerdeydi ve normlarla sınırlandırılmış durumdaydı. 

Bugün genel olarak Rusların ayırt edici davranışları ve kültürel simgeleri üzerine çok şey söylenebilir elbette. Rus kültürü genel olarak edebiyat, bale, resim ve klasik müzik, renkli halk kostümleri ve dini semboller açısından önemli bir derinliğe sahip. Ama bütün bu hususlar üzerine söz konusu dönemsel ayırımların getirdiği etkileri de dikkate almak gerekiyor kanımca. 

Fakat Rus tarihinde en ilginç olan şey, Hristiyanlık inancının güçlü olduğu dönemde de, bir Sovyet insanı yaratılması yaklaşımına rağmen komünist sistemin uygulandığı dönemde de, 90’lar sonrası dönemde de Rusluğun, Rus geleneklerinin ve Rus dilinin her zaman önemli olması ve korunmaya çalışılmasıydı kanımca.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın