Rus kadınları ve komünizm

Rus kadınları ve komünizm

30 Ağustos 2019 Cuma  |   Köşe Yazıları

Bugün Rus kadınları açısından toplum içerisinde saygın ve eşitlikçi bir konum söz konusu. Siyasette gerektiği kadar olmasa da kadınlar eğitim ve iş hayatında güçlü şekilde yer alarak topluma önemli katkılar sunuyor. Günlük hayatta, sanat ve spor alanında kadınlar oldukça aktif. 

Konuyla ilgili istatistiklere bakıldığında, örneğin Rusya'da 25-34 yaş arası kadınların yüzde 65'i üniversite mezunu. Genelde gelişmiş ülkelerin oluşturduğu OECD ortalaması ise yüzde 50 düzeyinde. Diğer taraftan Rusya'da kadınların iş gücüne katılımı oldukça yüksek ve %57 seviyesinde. Bir kıyaslama yapmak gerekirse bu oran Türkiye’nin neredeyse iki katı.

Rusya'nın Batılı olduğu kadar Doğulu özellikleri de dikkate alınarak bu noktaya nasıl gelindiğine bakıldığında en önemli pay komünist döneme ait kanımca. Dolayısıyla bu dönemdeki kadın politikasına göz atmakta fayda var. Fakat bundan önce Rusya'nın konuyla ilgili tarihsel ve kültürel arka planı hakkında birkaç örnek vermek istiyorum.

Ünlü Rus yönetmen Andrey Tarkovski'nin Rusya'nın 15. yüzyılına ayna tutan Andrey Rublev adlı kült filminin 76. dakikasında bir çocuk kutsal kitaptan şu satırları okur:

“Ama şunu bil ki, İsa erkeğin üstü… ve her kadının üstü erkek …ve İsa’nın üstü de Tanrı’dır… Erkek kadının değil, kadın erkeğindir.” 

Bir Yazarın Günlüğü adlı dergisinde edebi konular yanı sıra, din, ahlak, adalet, toplumsal konular, gündelik sorunlar gibi çeşitli konulara değinen Dostoyevski 1877 yılında şu satırlara yer vermiştir: 

“Bunca kahramanlıklar ve fedakarlıklar göstermiş bu kadını (Rus kadınlarını) eğitim, iş ve hizmet bakımından erkeklerle eşit kılmamakta diretmek bu kadar özverili davranan toplumumuzun tinsel yenilenmesinde, ahlaki olarak yükselmesinde bütün umutlarımızı bağladığımız böyle bir kadına reva mı?”  

Bir üçüncü örnek de Rusçadan iki kelime. Rusçada evli kadın için “zamujem” kelimesi kullanılıyor, yani erkeğin arkasında olmak, erkeği bir korunak olarak öne almak, ona destek olmak veya erkeğin arkasında ikincil kalmak gibi yorumlar türetilebiliyor buradan. Yine kadınlarda evlenmek için kullanılan “vıhodit zamuj” ifadesi Türkçede de yer alan “kocaya gitmek” anlamına geliyor. 

Dolayısıyla bu tarz kültürel kodların söz konusu olduğu bir toplumda kadınların bugünkü konumunu nasıl elde ettiği sorusu önemli görünüyor.  

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Bolşevik Devrim ile birlikte cinsiyet eşitliği ve kadınların özgürleşmesi bir devlet politikası haline gelmiş. Devrim sonrasında genel olarak okullaşma oranında çok hızlı bir yükseliş söz konusu olmuş.  

Kadının toplumdaki rolünün yalnızca aile ihtiyaçlarının giderilmesi değil daha farklı bir konuma getirilmesi hedeflenmiş. Hatta Jenotdel adında bir oluşum yoluyla parti içerisinde kadının durumunun geliştirilmesine dönük çalışmalar yapılmış. Kadının toplum hayatında aktif şekilde yer alan, kendine güveni olan, cinsel olarak özgür ve sadece ev içinde kalmaktansa sosyalizme katkı sağlayan bir konuma ulaşması için çaba gösterilmiş.

Tabii bu konuda kadının zihniyet olarak eğitilmesi yanı sıra erkek de böyle bir eğitim ve zihniyet değişikliği sürecine tabi olmuş. Diğer taraftan özellikle 30’lardan sonra ciddi bir sanayileşme söz konusu olduğundan kadın istihdamı önemli ölçüde artış göstermiş.

Ancak genelde ev işlerinin yine kadın ağırlıklı kalması ve kadınların hem çalışıp hem de ev işlerinin istenildiği gibi kamulaştırılamaması kadınlar açısından daha ağır bir sorumluluk doğurmuş.

Diğer taraftan özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra nüfusun azalması kadınların annelik rolü ve aile kavramını daha fazla ön plana çıkarmış. 

Fakat genel olarak bakıldığında komünist dönemde cinsiyet eşitliği ve kadınların eğitim ve iş hayatında aktif olarak yer alması bilinçli bir politika olarak uygulanmış. Geleneksel erkek tutumu ya da nüfus artışının desteklenmesi gibi sebeplerle belki istenilen hedeflere ulaşılamasa da başka hiçbir dönemle kıyaslanamayacak ölçüde kadınların konumunda ilerleme söz konusu olmuş. Bu nedenle çağdaş Rus kadını bugünkü konumunu büyük ölçüde komünist döneme borçlu görünüyor. Yani Rusya’da Bolşevik Devrim yerine liberal bir sistem ve piyasa ekonomisi söz konusu olsaydı da kadınların konumunda gelişme olurdu ama bugünkü kadar olamazdı kanımca. Bugün kadının konumunun nispeten daha güçlü olduğu İskandinav ülkelerinde komünizm deneyimi olmadı ama onların tarihsel ve kültürel kodları biraz daha farklı görünüyor. Yine de konu tartışmaya açık.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın