RTÜK kararının perde arkası

RTÜK kararının perde arkası

2 Ağustos 2019 Cuma  |   Günlük

Türkiye’de basın özgürlüğüne ilişkin en vahim tabloyu, bu yılın başında Türkiye raporunu açıklayan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ortaya koydu. Rapor, aslında bilmediğimiz bir şeyi söylemiyordu. Ancak ülkede yaşananların bilançosunu rakamlar halinde görmek, meselenin vahametini katmerli hale getiriyordu. IPI’ın rakamlarına göre, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 170 medya kuruluşu ve basımevi kapatılmıştı. Raporun en acımasız tespiti şuydu: Türkiye'de medyanın yüzde 95’i doğrudan ya da dolaylı olarak iktidarın etkisinde. 

Basın özgürlüğü savunucuları yüzde 95’i kendine dert edinirken, iktidar geriye kalan yüzde 5’i kontrol etmenin yollarını aramaya koyuldu. Hali hazırda döviz kuru nedeniyle ekonomik sıkıntılar yaşayan alternatif medya kuruluşları, bu yükleri yetmiyormuş gibi davalarla etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. Geriye, internet medyası kalmıştı. 

Daha önce 5651 sayılı yasayla internette yazılı haberleri kontrol altına alan hükümet, bu kez RTÜK üzerinden dijital platformları kontrol çemberine aldı. İnternet üzerinden yayın yapan TV’lerin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) denetimine tabi tutulmasına ilişkin yönetmelik, bugünkü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.  

Bireylerin videolarında sorun yok ama... 

Ankara’nın medya üzerinde yüzde 100 denetim amacıyla çıkardığı yönetmeliğin kapsamı net olarak, Netflix, Blu TV ve Puhu TV gibi online televizyonları kapsıyor gibi görünüyor. Ancak, "Denetim kapsamına girmeyecek" yayınların tanımlandığı yönetmeliğin 2. maddesinde oldukça muğlak ifadeler yer alıyor. Bireysel iletişim hizmetleri, yani bireylerin video streaming gibi paylaşımları RTÜK’ün görev alanına girmeyecek. 

Buraya kadar sorun yok. Ancak aynı maddedeki bir başka ifade sansüre kapı aralıyor. Yönetmeliğin istisnaları arasında sayılan "yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar" ifadesi, yurtdışından Türkçe yayın yapan dijital mecraların da RTÜK denetimine girebileceğini gösteriyor. Çoklu medya ilkesiyle hareket eden dijital yayıncılardan hangisinin, "internete özgülenmiş" hangisinin "özgülenmemiş" olduğunu ayırt etmek bu çağda pek mümkün değil. 

Yönetmelik, sadece RTÜK denetimi de getirmiyor. Dijital yayıncıların, RTÜK’ten lisans almalarını ve Türkiye’de şirket kurmalarını zorunlu hale getiriyor. Dijital platformlar, Ankara’yı kızdıracak yayınlar yapmayacak olsalar bile büyük mali yüklerin altına girecek. Lisans ve şirket kurma zorunluluğu, küçük girişimlerin önünü kesecek, sermaye yapısı güçlü medya tekellerini daha da avantajlı konuma getirecek. 

Yönetmeliğin yayınlanmasına ilişkin zamanlama da, nasıl uygulanacağına ilişkin ipuçları veriyor. İktidara yakın SETA Vakfı’nın Türkçe yayın yapan yabancı kurumları fişlemesi ve Netflix’in "Eşcinselliği teşvik ediyor" propagandasına maruz kalmasından sonra yayınlanan yönetmeliğin ilk hedefinin kimler olacağı aşikâr.  

İnternet yayınları nasıl denetlenecek? 

Peki, internet yayınlarının içeriğine RTÜK denetimi ne anlama gelecek? Bunu anlamak için televizyonların cezalarla karşılaşmamak adına aldıkları abartılı önlemlere bakmak yeterli. Sigaranın mozaiklenmesi bir tarafa, masada duran boş kadehler bile karartılıyor. Hadise’nin klibini yayınladıkları için "müstehcenlik"ten ceza alanlar, giyinen bir kadının duvardaki gölgesini bile buzluyor. 

Mesele sadece görüntüde de değil. Altyazılar bile, ceza sebebi olabiliyor. RTÜK’ün gazabına uğramamak için "Bir bira ister misin?" cümlesindeki bira, "içecek"e dönüşüyor. "Prezervatif" sözcüğü bile, sakıncalı bulunarak "susturucu"ya çevriliyor. 

RTÜK’ün bu "susturucu" tavrını her yayın kuruluşuna eşit olarak göstermediğini de biliyoruz. RTÜK, Sözcü gazetesi okurlarına "it, köpek, morfinlenmiş, haysiyetsiz, ahlaksız, foseptik çukuru, bidon kafa" diyen TGRT Haber programcılarına ceza vermemişti. Kadına şiddeti özendirdiği gerekçesiyle "178 Alo RTÜK" hattına en çok şikayet edilen ATV’nin "Sen Anlat Karadeniz" dizisi ise hiçbir cezai yaptırımla karşılaşmadı. 31 Mart akşamı, yasaklar kalkmadan AKP’nin kazandığını ilan eden 18 hükümet yanlısı kanal da… Çizgi filmde, Atatürk’ü "çocuklara kötü şeyler yapan" biri olarak gösteren devlet televizyonu TRT’de RTÜK’ten herhangi bir ceza almadı. 

Oysa eleştirel yayınlarıyla bilinenler RTÜK’ün gazabından kurtulamıyor. Türkiye’nin en çok izlenen haber bülteni "Fox Ana Haber" ve izlenme rekorları kıran Uğur Dündar’ın "Halk Arenası" programları, tam da yerel seçimler öncesinde çok sayıda yayın durdurma cezasıyla karşılaştı. Tekrarı halinde “lisans iptali” tehdidiyle hem de. 

Bildirici: RTÜK izleyici ile platform arasına girmesin 

Böyle bir sicile sahip RTÜK’ün internet yayıncılığını da denetleyecek olması, sadece izleyicileri değil konuyu yakından takip eden uzmanları da endişelendiriyor. Uzun yıllar Hürriyet Gazetesi’nin okur temsilciliği görevini yapan Faruk Bildirici’ye göre, devlet "kendi aralarında sözleşme yapan kişiler ile platformlar arasına girmemeli." 

Geçen ay CHP kontenjanından RTÜK üyeliğine seçilen Bildirici, "İnsan hakları, ırkçılık, nefret söylemi, şiddete açık teşvik, savaş yanlılığı, cinsiyetçilik ve ayrımcılık gibi temel kriterler dışında bir kırmızı çizgi olmamalı. İnternet medyasının da özgürlüğü sınırlanmamalı. Burada da aynı çizgiyi savunuyorum" açıklamasını yaptı. 

Deneyimli gazeteci, yönetmelikte "denetime girmeyecek kurumlar" tanımlanırken kullanılan "özgülenme" sözcüğünün de gri bir alan yarattığı görüşünde: "Açık olmayan tanımlar büyük sorun yaratır. ‘Özgülenme’nin ne olduğu tam olarak belirtilmiyor. RTÜK’ün başka bir mevzuatında da tanımlanmış bir şey değil. Dolayısıyla tanımlanmayan bir şey üzerinden lisans vermek, denetim yapmaya kalkmak çeşitli sorunlar yaratır. Bu gri alanlar, medya özgürlüklerinin genişletilmesi için yorumlanmalı ve bu tür kuruluşların kapsama girmediği şeklinde değerlendirilmelidir." 

Yönetmeliğin ne şekilde uygulanacağını, RTÜK’ün hamleleriyle öğreneceğiz. Ancak interneti bu yöntemlerle denetim altına almanın pek işe yaramayacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. Türkiye’de yüzbinlerce internet sitesine erişim, çeşitli sebeplerle engellenmiş vaziyette. Ama dijital ortam bu içeriklere bir şekilde ulaşmaya olarak sağlıyor. İçki tüketimini çeşitli yasal düzenlemeler ve fahiş vergilerle durdurmaya çalışmak da işe yaramamıştı. İçki tüketimi azalmadı, sadece içkiden ölümler arttı.  

(Bülent Mumay, Deutsche Welle Türkçe)