Risk yönetimi çok önemli

Risk yönetimi çok önemli

5 Eylül 2020 Cumartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç, serbest gazeteci 

Ortak düşünce ve proje platformu RE-SET Workspace, FutureBright Araştırma şirketinin katkılarıyla “Pandemi Sonrası İş Dünyası ve Çalışma Alanları Beklenti Araştırması”nı yayınladı. Araştırmanın sonuçlarına göre çalışanların sadece yüzde 36’sı şirketinin salgın sonrası çalışma koşulları için aldığı önlemler olduğunu belirtti. Diğer yandan yaklaşık her 10 çalışandan 6’sı, 6 ay içerisinde hayatın normalde döneceğini düşünürken, yüzde 35’inde ise bu sürecin 6 aydan fazla süreceği düşüncesi egemen … Salgın sonrası dönemde ise çalışanların özel araç tercihi bir nebze daha artacağı öngörülüyor. Bunun yanı sıra Covid-19 sonrasında evden yemek getirip yiyeceğini belirten oranı ise bir önceki döneme göre neredeyse üç katı oranda arttı. 

Korona insanların yaşamlarını tamamıyla etkiledi; çalışma, eğitim; kişisel yaşamlar ve bu etkilenme hali daha çok kısıtlamalarla bezenmiş oldu. Küresel ölçekte yaşanan bu sıkıntıyı her toplum yapısı kendince aşmaya çalıştı, çalışıyor…  Bugün bu meselenin geldiği noktada neler yapılıyor ve yapılmalı konusunda; ilaçlama sektöründe uluslararası alanda söz sahibi olan bir İngiliz firmasının Türkiye CEO’su Metin Acar ile konuşacağız…  

-Siz bir iş insanı olarak; öncelikle biraz da olsa işiniz ve organizasyon çapınızdan söz ederek; korona günlerinde çalışanlarınızı ve iş ve ilişkilerinize ilişkin gelişmeleri nasıl yönettiniz? Uluslararası bir firmanın Türkiye temsilcisisiniz; yurt çapında da şubeleriniz var. Bize bunlar arasında ve merkez şirket ile iletişiminizi nasıl kurduğunuzu anlatabilir misiniz? 

-Servis sektöründe görev yapan uluslararası ölçekte bir çevre sağlığı şirketiyiz. Şu anda 81 ülkede faaliyette olduğumuzu düşününce gerçekten bu sıfatı fiziksel dağılım ve organizasyon gücü olarak fazlasıyla hak ettiğimizi düşünüyorum. Halk sağlığı için tehdit oluşturan zararlılara (haşere) ve henüz bir sağlık riski oluşturmasa da yaşam konforunu bozan diğer zararlılara karşı resmi-özel, büyük-küçük, kurumsal-bireysel iş yeri, konut ve tesislerde mücadele servisi veriyoruz. Zararlılar deyince en basit anlamıyla: kemirgenlerden fare ve sıçanları; uçkunlardan karasinekleri, sivrisinekleri, meyve sineklerini, kanal sineklerini; böceklerden ise hamam böceklerini, karıncalarını vb. tahtakurularını aklınıza getirmeniz yeterli.

Türkiye’de de 81 ile hizmet götürecek bir servis ağımız olduğu için, pandemi sürecinde, korona günlerinin birçok yönüyle yüz yüze geldik. Bunlardan bir kısmı işimizin bir parçası olarak koronavirus ile mücadelede yer almak olurken; diğer kısmı işin organizasyonunu ciddi bir risk taşıyan servis alanlarına taşımak idi. Yani uygun dezenfektanlarla ve uygun yöntemlerle işin alt yapısını oluştururken, çalışanların ve özellikle servis teknisyenlerinin virüsten korunmasını sağlayarak servis-çalışan güvenliğinin üst yapısal koşullarını sağlamaktı. 

Beş ayı geride bıraktığımız “korona günlerinde” bereket versin olumsuz bir vaka ile karşılaşmadık. Umarım bundan sonra da devam eder… 

Bu sonuca gerçekten “şükretmek” gerektiğinin altını çizmeliyim. Mart ortasında ilk ölüm vakası açıklandığında başlayan panik neredeyse o ay sonuna kadar 7/24 hizmet talebini doğurdu. Nisan ve mayıs ayı da çok yoğun dezenfeksiyon taleplerini yerine getirmekle geçti. Hazirandan sonra nispi bir düşüş olsa da dezenfeksiyon hizmetimiz sürüyor. Tahmin edileceği gibi, Coronavirus bulaşma riski olan alanlara çağrıldığımız-gittiğimiz için çalışanlarımızın riski hayli yüksekti. Ancak önlemlerimiz çok iyiydi ve ta başından beri bu süreci çok iyi yönettik. Saha ve ofis ekiplerimiz kurallara tümüyle uydular. 

Kurallar basit ve açıktı: maske, koruyucu gözlük, kullan-at tulum, eldiven, el dezenfektanı, malzemelerimiz için yüzey dezenfektanları ve sosyal mesafe bizi korudu. Bu önlemler şu anda da geçerli ve devam ediyor. Kimsenin gevşememesini şiddetle öneriyorum.

Uluslararası bir şirket olarak farkımızın farkındalık derecesinde olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Sadece Türkiye gerçeklerine göre hareket etmek yerine her gün dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen bilgilerle olayın ciddiyetini çok iyi gördük. Örneğin Hindistan, Güney Afrika, İtalya, Kuzey Amerika, İngiltere, Uzak Doğu bu salgının gerçekten dünya çapında ve yeni bir sorun olduğunu gösteriyordu; nitekim “pandemi” olarak tanımlanması tam olarak buna karşılık geliyordu.

İlişkilerin yürütme biçimi ise esas olarak “uzaktan” oldu. 18 Mart’tan itibaren ofis çalışmalarını kaldırdık ve teknolojik alt yapımızla kesintisiz ve çok sıkı bir iletişimi hayata geçirdik. Dijital ve teknolojik avantajlarımız, raporlama sistemlerimiz kesintisiz internet olanaklarımız ile her çalışanımızla temasımız bir an olsun bile kesilmedi.

-Kısaca zaten uzun yıllardır; kimi çalışanlar ve yöneticiler için var olan ‘Home Office’, bu dönem nasıl uygulanır hale geldi? Verimli olabildiniz mi? Merkez, başka çalışma koşulları ve standartlarına alışkın.. Sizin onlarla eşgüdümlü ve birlikte iş yönetme/yürütme kapasitenizi kullanmanızı nasıl karşıladı? Siz neler yaptınız? Yani kimilerinin dediği gibi (Türkiye koşullarında bu, biraz da böyle olduğu için); örneğin; işe gelip giderken trafikte harcanan zamandan kazandık veya iş yerindeki hijyen koşulların yaratılmasının maliyetlerinden kurtulduk gibi mi düşünüyorsunuz?

-Hem bizim hem de tüm dünya için “yeni” olan bir konuda soruyorsunuz. Evet, “yeni” çünkü herkes için böyle. Şimdi tüm dünya bazı sonuçlar çıkarmaya çalışıyor. Ama benim düşünceme göre bazı tespitlere varmak için henüz erken. Belirttiğiniz bazı noktalarda hem fikir görünüyor olsak da bunlardan hangilerinin kalıcı olacağını bilmek pek mümkün değil.  

Yine, hepimizin kabul edeceği gibi; 

- Dünya çapında 

- Yeni 

- Sosyal 

- Ticari 

- Kişisel 

- Politik 

- Hukuki 

- Teknolojik 

- Psikolojik  

- Ekonomik 

Sonuçları olan bir sağlık sorunundan konuşuyoruz. Aşı ve diğer medikal gelişmelerle salgını, ölümleri kontrol altına alsak bile yukarıdaki etkileri kontrol altına almak, “normalleştirmek” pek de kısa sürede olacağa benzemiyor. 

Haliyle evden çalışmanın, başka bir ifadeyle “uzaktan yönetmenin” fayda ve zararları arasında ilk görünenlere biraz kuşkucu yaklaşmalıyız. Neler söyleniyor? İşin tasarruf yönüyle ilgili olarak ulaşım giderleri-personel servisleri, yemek hizmetleri, rutin ofis giderleri, daha küçük ofis ihtiyaçları, yolda kaybolan süreler vb. Yukarıda listelemeye çalıştığım çok bilinmeyenli denkleme işin uzmanları başka maddeler de ekleyecektir mutlaka. Özetle şu anda gördüğümüz etkinin bütünü ne kadar yansıttığından emin değiliz. Umarım, insanlık adına, daha iyi çalışma koşulları adına, daha adaletli bir dünya adına gelişmeler olur. Her ülkenin kültürü ve ekonomik durumu ise kendine has şekillenmeleri oluşturacaktır. “Doğru” ya da “yanlış” şu anda en son tartışacağımız konu olmalı. 

Pratiğe indirgersek, günlük gerçeğe iş yaşamına dönersek; eğer kesintisiz bir iletişim ağınız var ise “yönetmenin” artık uzaktan da olabileceğini anlamış durumdayız. İleride tercih lüksünüz olursa “uzaktan” mı, “iş yerinde” mi yoksa “karma” bir modeli mi tercih edeceksiniz? Birden fazla faktörün rol oynayacağı kesin. Hiç bir faktörü küçümseme şansımız yok. Örneğin İstanbul için sabah ve akşam trafik sorunu tercihlerinizde kuvvetli bir rol oynarken; aynı soruna Kırşehir’in yaklaşımı farklı olabilecektir. 

Elbette bunlar “normale dönüş” koşulları için söylenenler. Yoksa, salgının devam ettiği, ölüm riskinin bulunduğu koşullarda kurallar çok daha sert oluyor ve size tercih bırakmıyor.  

İş hayatının sadece ofis çalışanlarıyla sınırlı olmadığından hareketle,,, 

Söylediğim gibi bir hizmet şirketiyiz ve teknisyenlerimiz iş yerlerine, konutlara, okullara, resmi kurumlara, askeri birliklere, hastanelere, restoranlara, otellere, depolara, havaalanlarına, istasyonlara, otobüs terminallerine giderek yerinde servis veriyor. Sokağa çıkma yasakları ve seyahat kısıtlamaları başladığında işleri virüsleri öldürmek olan bizler de sokağa çıkamadık. Hemen yeni bir ihtiyaç belirdi: “temel servis hizmeti”, “kamu hizmeti” vb. adlarla ayrıcalıklara sahip olmamız gerektiği anlaşıldı. Valilikler, Sağlık Kurulları, Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı gibi kurum ve kuruluşlardan izinler almamız gerekti. Aksi takdirde iyileştirici hiçbir aksiyonu alamazsınız. Bereket versin, yaptığımız başvurularda işimizin özelliği nedeniyle birçok ilde engelleri aşabildik. Örneğin bu durum yeniydi ve ilk defa başımıza geliyordu. İşimizin profesyoneli olan bizler bırakın iş yapmayı kısıtlamaları aşıp servise çıkamıyorduk, salgın kol geziyorken… 

Bu örneğe, ülkemizde ve dünyadaki yetersiz eldiven, maske, tulum ve dezenfektan stokunu da eklersem resim daha iyi anlaşılabilir. 

Kısaca, sağlık riski varken yasaklarla şekillenen iş dünyasının yönetim ve çalışma şekli “normale dönüş” ile birlikte nelere devam edeceğini nelerden vazgeçeceğini belirleyecek. 

Sorunuzdan uzaklaştık biraz özür dilerim. Ama temel olduğunu düşündüğüm bazı noktalara da parmak basmak gerekiyordu. 

Burada tekrar, dünyayı okumanın ve zamanında hazırlık yapmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamalıyız. Dışa açık olan toplumlar, ülkeler-hükümetler hatta şirketler yönetimsel bir yanlış içinde değillerse hazırlık yapabildiler. Ben somut olması açısından işimizle ilgili konuşursam; yaklaşık 100 yıllık bir şirket olmanın avantajıyla Çin’den başlayan yayılmayı görünce şirketimiz evden çalışma ihtimali olan 40 kadar kişinin laptoplarını Ocak ayında tedarik etmişti bile. "Server"larımız yenilenmiş, muhasebe programlarının eksiksiz çalışması için takviyeler yapılmış, banka ilişkileri çoktan elektronik hale getirilmişti. Başka bir ayrıntı ise yabancı uyruklu yöneticilerin olası seyahat engellerine karşı gerekli vekâletler yerel yöneticiler için hazırlanmıştı bile. Sahadaki tüm çalışanların gerekli uygulamalarla donatılıp raporlamaya direkt katkıları sağlandı. İnternet kesintilerine karşı mobil wifi cihazları evden çalışan herkese sağlandı. En önemlilerinden bir tanesi ise zaten var olan “uzaktan eğitim” portalımızın mesleki eğitimde müthiş bir performans sergilemesi idi. Örneğin eğitimde kullandığımız “uzaktan” modeli devam ettireceğimizi kesinlikle söyleyebilirim. Neden daha önce bu yoğunlukta kullanmadığımızı halen kendime soruyor ve eleştiriyorum.  

Düzenli ve verimli bir çalışma için plan ve programa duyulan ihtiyaç çok açık bir gerçekti. Örneğin, kararlaştırılan saat ve dakikada çeşitli ülkelerden, farklı şehirlerden, farklı mekânlardan insanlarla dakikasında buluşuyor, tartışıyor, kararlar alıyor ve paylaşıyorduk. Yani, zamanın değerini çok daha iyi anladık. Normalleşmeye geçince zamanı daha iyi kullanma yönünde ciddi bir birikimi kullanacağız. Normal ya da kriz koşullarında, en büyük endişem ise; çalışan insanın mutluluğunun ve varsa özgürlüğünün verim, karlılık, mekan özelliği, teknoloji bahaneleriyle zarar görmesi, yok edilmesi. Belki başka bir tartışma konusuna geliyoruz: Hukuk. Çalışmanın hukuku da değişecek.  

-Anladığım kadarıyla sizin firmanız ölçeğinde bu iş bir sorun olmaktan çıkmış ve verim odaklı bir çalışma ortamı oluşturabilmişsiniz… Ne dersiniz; uygun zaman geldiğinde hem ofisler çalışacak, hem de evde bir iş yaşamı mı başlayacak? Uyum sağlayabilme ve gelişmelerin çapına göre; dönüşüm ve değişim olanakları sizce Türkiye’de yeterince yaygın olabilecek mi?  

Türkiye’de bu işin nasıl şekilleneceğine gelince “kurumsal” yönetilen şirketler ile “geleneksel” yönetilen şirketler farklı yöntemler izleyebilirler.  

Evet, evden çalışmaya hazır olalım. Belki yarı zamanlı işlerle tanışacağız, hazır olalım. Aynı anda birden fazla işte bile çalışabiliriz buna da hazırlıklı olalım. Yüz yüze görüşmeden işe alınıp işten çıkarılacağız ya da istifa edeceğiz bunlar da hazır olalım… 

-Hem çalışanlarınız hem de iş ilişkileriniz açısından ‘herkesin keyfi yerinde mi?’… Teşekkürler… 

-Tartışmasız bir şekilde sağlıklı olmanın önemi anlaşılmıştır. Bir üst kategori olarak sağlıkla ilgili beklentiler öne çıkmıştır. İş yeri ve çalışanın güvenliği çok daha fazla gündem de olacaktır. Bunu sağlayan şirketler tercih edilecektir. Düşüncelerimi paylaşmama olanak sağladığınız ben size teşekkür ederim. Saygılarımla.