Prof. Haluk Savaş’ın savaşı

Prof. Haluk Savaş’ın savaşı

14 Mayıs 2019 Salı  |   Köşe Yazıları

Gerçek midir, söylence midir bilmiyorum. 

Ne var ki… 

Kimi zaman söylenceler dilden dile aktarılır, gün gelir öyle bir gerçeklik kazanır ki, doğru olmasa da acı yaşamın aynası olur. 

Bizim Eskimo dediğimiz İnuitler, çoğunluğu Kanada’nın kuzeyinde yaşayan Aborjin topluluklardır. Kabile reislerinin emriyle Eskimo’lar, yaşlı ve hasta insanları kuş uçmayan, kervan geçmeyen, ucu bucağı görünmeyen buz çöllerinde ölüme terk ederlermiş. 

Ne ana, ne baba, ne kardeş, ne eş, ne dost, ne hısım, ne akraba, ne doktor, ne ilaç, ne din adamı, ne başka bir şey…  

Çevre göz alabildiğine beyazdır.  

Buzulun ortasında tükendiğini biliyor hasta adam, çığlık atıyor.  

Duyan yok… 
                                            *              *                * 
“Adana Valiliği’ndeydim; pasaport için önce tahditlerin sorgulandığı odaya girdim. Memura KHK’lı olduğumu, yargılanıp beraat ettiğimi, mahkemenin yurt dışı yasağımı kaldırdığını, iki kez tekrar etmiş kanser hastası olup yurt dışında tedavi olmak istediğimi belirttim. Memur bilgisayardan baktı, KHK ile pasaportumun iptal olduğunu, bu nedenle pasaport çıkaramayacaklarını belirtti. Yani, mahkemenin benim yurt dışına çıkış yasağımın kaldırması hiçbir anlam ifade etmiyor. KHK bizi yurt içinde ölüme mahkum ediyor.” 

Noktasına virgülüne dokunmadan yazdığım tırnak içindeki bu sözler, FETÖ üyeliği iddiasıyla yargılanan, bir süre hapse atılan, CHP’li olduğunu her fırsatta vurgulayan Prof. Dr. Haluk Savaş’a ait. 

Yaşadıklarını kısaca sosyal medya hesabından paylaşan Prof. Savaş, söyle devam ediyor: 

“…Benim ortalama ömrüm 39 ay. Bunun 30 ayı geçti. Geri kalan 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile geçireceğiz. Sağ kalırsam önce, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)’ne, başarılı olamazsam Danıştay’a, başarılı olmazsam AYM’ye, başarılı olamazsam AİHM’ye başvuracağım. Türkiye’de devletle uğraşmak mı daha zor, yoksa azraille mi bilemedim.”  
 

 

Bazı basın yayın organlarına açıklamalarda bulunan, ÖDP’nin kuruluşunda da yer aldığını belirten Savaş devam ediyor: 

“… Ben sosyalist bir Müslümanım. Böyle bir kişiyi FÖTÖ’ye destek verdi diye hapse attılar. Hapiste yatarken bile yurt dışından eserlerime atıf yapıldı. Bu ülkenin üretici gücüne, zihinsel akıl gücüne vurulan darbeyi göstermek için söylüyorum: Türkiye’de yüzde 6 oranında akademisyen görevinden atıldı. Akademik yayınlar yüzde 12 düştü. Hapiste iken hasta olduğum anlaşıldı. Ameliyat oldum. Hastanede 4 asker başımda bekliyordu. Düşünün öğretim görevlisi olduğum üniversitedeki yoğun bakımda kelepçelenmekten bahsediyorum. 9 buçuk saat süren ameliyattan bahsediyorum. Bırakın kaçmayı yere dahi basamazsınız. Rektörün beni hapse göndermek için doktorlara baskı yaptığını öğrendim. Bütün bunları totaliter rejimlere benzetiyorum. Ben yaşama hakkımı dileniyorum. ” 

Kısa adı KHK olan, “Kanun Hükmünde Kararname” ile işinden edilen, hapis yatırılan, sağlığını kaybeden, kanser hastası bir bilim insanına, bir profesöre reva mıdır bunlar? 

Daha da acısı: 

- Yaşama hakkımı dileniyorum, diyor Haluk Hoca. 

Acıdan öte, bir çaresizlik çığlığı, çırpınışıdır bu! 

Bir sosyal devlette böyle bir şey olabilir mi? 

Olursa, o devlette, “Adalet” nasıl “Mülkün Temeli” olacak? 

Yargılanmış, beraat etmiş bir insanın “yaşam çığlıklarını” kim duyacak? 

Sorumlusu kim, ya da kimler? 

*            *              * 

“Borsa Kralı” adlı kitabın yazarı, dostumuz Nasrullah Ayan’la dün konuştuk bu konuyu.  

Sağ olsun, eksik olmasın… 

Sosyal medya üzerinden bir kampanya başlattı Nasrullah Ayan.  

“#HalukSavaşaPasaport” etiketi ile başlatılan kampanya ses getirdi. Twitter’da paylaşanların sayısı (bu yazıyı yazdığım sıralarda) 50 bini çoktan geçmişti.  

Bu kampanya durmamalı…  

Ses vermeye, Haluk Hoca’nın yaşam çığlıklarını duyurmaya devam etmeli.  

Aksi halde, buzullarda terk edilmiş hasta insanların ölüm fermanlarına bizler de imza atmış oluruz.