Pandemi sonrası yeni dünya düzeni

Pandemi sonrası yeni dünya düzeni

6 Nisan 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Tüm dünya  bir yandan koronavirüs küresel salgını ile uğraşırken, bir yandan da salgın sonrası yeni dünya düzeninin nasıl olacağı konusunda senaryolar üretiliyor. Hangi senaryo olursa olsun bu küresel salgının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel çok önemli sonuçlar doğuracağını söylemek herhalde kehanet olmaz. 

Dünya tarihine bakarsanız her önemli savaş, salgın, doğa olayı veya devrim gibi sosyal olaylar sonrası ülkelerin her konuda yapısal değişikliğe uğradığı ve çok yönlü dönüşümler  yaşadığı görülür. Bu konuda yüzlerce örnek vermek mümkün.

Koronavirüs salgını sonrası da muhakkak ki birçok ülke geleceğini ve yatırımlarını yeniden gözden geçirecek ve yeni bir planlamaya gidecektir. 

Sınırların ve geçişlerin kapatıldığı, ülkelerin içine kapandığı, en yakın komşuları ile ilişkisini kestiği şu günlerde kendine yetebilmek gerçekten çok önemli bir hale geldi. Hani okul yıllarda öğrendiğimiz  klasik "kendi kendine yetebilen ülkeler" kavramı şimdi bir kez daha gündeme geldi ve önem kazandı. 

Pandemi sonrası yeni dünya düzeninde  artık kendi topraklarını işleyebilen, su kaynaklarını en iyi kullanan, doğru sanayi kollarına yatırım yapan, insan kaynaklarını iyi eğiten, yani gerçek anlamıyla kendi kendine yetebilen ülkeler bir adım öne çıkacak, bu kesin... 

Kesin olan başka bir konu da, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma olmadan sorunların çözümünün çok zor olacağıdır. Yani artık tüm devletler, bir yandan ülkelerinin her türlü maddi ve manevi kaynaklarını güçlendirirken öte yandan diğer devletler ile yardımlaşarak sorunlara çözüm üretmek zorundalar. Şu an süper güç denilen ABD bile çaresiz ve Rusya'dan yardım istiyor. İtalya-İspanya, İngiltere'de başta sağlık  hizmetleri olmak üzere birçok konuda hizmetler yetersiz ve aksamalar yaşanıyor. 

Ülkemizde de  bu küresel salgın sonrası çalışma ve planlamalar yapılmalı, gelecekte bu tür sorunlarla karşılaşıldığında hazır olmak için yeni düzenlemelere gidilmelidir. Tarım, hayvancılık ve su kaynaklarının doğru kullanımı artık daha da önem kazanmıştır. Ayrıca ülke kaynaklarına dayalı ulusal bir ekonomi modeli tercih edilmelidir. 

O yüzden bu konuda vakit geçirmeden gereken adımlar atılmalı, tarım sektöründe yer alanlara, büyük ve küçükbaş hayvan üreticilerine destek verilmeli, kooperatifçilik yeniden özendirilmeli. Bunlardan daha önemlisi köylerden kentlere yapılan göç tersine çevrilerek tarım ve hayvancılıkla uğraşan nüfus arttırılmalıdır.  

Böylece hem büyük kentlerde oluşan şişkin ve nitelikli iş gücüne sahip olmayan nüfus azaltılır, hem de kırsal kesimde üretim yeniden canlandırılmış olur. Ayrıca kentlerde oluşturulan sağlık, eğitim, sosyal vb. tesislerin daha küçük yerleşim birimlerinde de yapılması sağlanarak buralarda yaşayanların kentlere gelmesi önlenir. 

Yapılacaklar tabii ki bunlarla sınırlı ve yeterli değil. Ekonominin her alanında yeni projelerle yapılanma ve dönüşüm artık şart. 

Neler yapılması konusuna gelince, bu konuda Atatürk'ün Cumhuriyet sonrası yaptıkları hala güncel ve geçerli... 

Tekalif-i Milliye Emirlerini örnek verenlerin Genç Cumhuriyet'in milli iktisat politikalarını gözden geçirmeleri yeterli... Bütün bunlar yapılır mı bilemem ama yeni ve doğru önlemler alınmazsa gelecek çok aydınlık görünmüyor. Sadece inşaat, yol, kanal, AVM yaparak yeni dünya düzeninde öne çıkmak pek olası değil. 

Atatürk, o yıllarda  ekonominin içinde bulunduğu çok zor koşullar altında, bağımsızlık ilkesinden ödün vermeden ülkenin sınırlı kaynakları ile kendi gücüne güvenerek kalkınmasını hedeflemişti. Politik bağımsızlığın ana koşulunun ekonomik bağımsızlık olduğunu çok iyi kavrayan Atatürk, bu amacını çok büyük olanaksızlıklar içinde gerçekleştirmişti.  

"Siyasal, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner" diyen Atatürk'ün asıl üzerinde durulması gereken yönlerinden biri de  savaşlardan, yokluk ve yoksulluktan bitkin düşmüş bir toplumu ayağa kaldırarak gerçekten kendi kendine yetebilen  bir ulusa dönüştürme başarısıdır. 

Bu salgının gösterdiklerinden biri de tüm dünyanın sağlık hizmetlerinde yetersiz ve çaresiz kalmasıdır. Öyle ki, birbirlerinin sağlık malzemelerine el koyan, bunları elde etmek için daha yüksek fiyatlar teklif eden ülkeler gündemin ilk sıralarında yer alıyor.  

Bundan 6 ay önce birileri çıkıp "yakında dünyanın süper güçleri arasında maske savaşları yaşanacak" deseydi, hangimiz ciddiye alırdık? Belki çok sıradan bir malzeme ama özellikle başta sağlık çalışanları için hayati önem taşıyan maske  bulabilmek bu aralar çok zor... 

Artık bundan sonra yine böyle bir durumla karşılaşmamak için ülkeler, sağlığa, sağlık hizmetlerine ve sağlık çalışanlarına  çok daha büyük yatırımlar yapmak zorunda. 

Bu salgın sonrası insanların  birçok konudaki alışkanlıklarının değişeceğini düşünenlerdenim. Bana göre insanların çoğu artık lüks tüketim alışkanlıklarından ve uzun vadeli yatırım hedeflerinden vazgeçecek. Marka ve gereksiz tüketim anlayışı yerine daha minimal yaşamaya, sağlıklarına daha çok önem vermeye ve bu dünyanın tadını daha çok çıkarmaya çalışacaklar. 

Kısaca tüm dünyanın ve insanların "bir musibet bin nasihatten iyidir" sözünden yola çıkarak en doğru dersleri alması ve uygulaması umuduyla... 

Sağlık ve esenlikle kalın.