Özgecan şiiri

Özgecan şiiri

25 Aralık 2018 Salı  |   Günlük

Sanat dergisinin "Özgecan Şiiri"nin yazarı Gökhan Yavuzel'le yaptığı eski tarihli söyleşiden bir bölüm:

- Gökhan Yavuzel kimdir?

- Kısaca söylemek gerekirse, Gökhan Yavuzel; sanatını baş uğraşı haline getirmiş, zorlu hayat yolculuğunda daima pozitif anı yakalamaya çalışan, üretici olmayı seven, sade mütevazi yaşantıyı kendisine prensip edinen, sıradan bir insan profilli, aciz biri. 

- Mesela neler yaparsınız? Bir gününüz nasıl geçer? 

- Mesela, tiyatro gösterilerine giderim. Sık sık yeni çıkan filmlere bakarım, izleyip notlar edinebileceğim vizyondaki filmlere göz atarım. Kitapçılara çok sık uğrarım. Daha çok sakin cafelerde kitap, dergi okurum. Sosyal medya hesaplarimdan okuyucularım tarafından yoğun mesajlar gelir, onlara cevap vermeye çalışırım. Kalan zamanlarda yazacağım konulara eğilirim. 

-Yani okuyucunun gözünde Gökhan Yavuzel, tipik bir edebiyat çalışması yürüten sadece bunu hayatında prensip edinen çokça mütevazi biri mi?

- Az ya da çok mütevazi olduğumu daha çok beni yakından tanıyan kişiler bilebilir. Tabii, sadece edebiyat odaklı değildir hayatım. Edebiyat; çalışmalarımı sürdürebildiğim ve sanatımı ifade edebileceğim bir meslek. Onun dışında, gezmeyi yeni yerler keşfetmeyi severim. Yeni arkadaşlıklık edinmek heyecan vericidir. Çünkü, hayatınızda yeni bir insan demek, yeni bir dünya demektir.

 - Bu kadar duygu yoğunluklu şiirlerin ortaya çıkmasını neye baglıyorsunuz? Hatta, bu ilk kitabınızı okuduğumuzda Türk şiirine yeni bir Nazım hikmet geliyor tanımlaması yapmıştık...

- Nazım, Türk şiir dünyasının hasıdır,öncüsüdür. Hepimiz onun şiirlerini okuyarak büyüdük. O, dünya edebiyat tarihine yeni bir şiir anlayışı getirdi.  Benden yeni bir Nazım Hikmet diye bahsetmeniz, sanırım harika bir duygu olsa gerek... Şiirlerimin çoğu, içinde yaşadığı topluma başkaldıran garip bir adamın, yaşadığı yoğunsal duygu trafiğinden esinlenerek yazıldı. Şiirlerimin okuyucular tarafından beğenilmesi ve mısralarımda kendilerini bulması, ürettiğim ürünün ruhen doyurucu aşamaya gelmiş olması beni daha çok yazmaya teşvik etti. 

- Özellikle Özgecan şiiri... Bir kadının dramını karakterize eden ve onu her okuyuşumuzda kanınımızı donduran, ruhumuzu yeniden sarsan çok dokunaklı bir şiir... Şiirden başka bir türe geçiş neden oluştu?

- Evet, çoğu okurum aslında sizin de beklentiniz gibi, yine bir şiir kitabı bekliyordu. Ancak ben, tek bir dalda üretmek istemedim sanatımı. Daha farklı türlere yönelip, olabildiğince kendimi geliştirerek, diğer yazı boyutlarına girmek istedim. Edebiyatın tek bir alanında üretici olmak yerine, çok faktörlü yazı alanına yönelmek beni daha fazla kamçıladı. Çünkü, bir şeyi yapabiliyorsanız, o artık avucunuzda saklıdır, ancak denenmemiş ya da gün yüzüne çıkmamış yeteneklerinizi keşfetmeye başladığınızda uğraştığınız meslek size farklılıklar yansıtır ve bu farkındalığı dönüşür. Bu sayede her gün alışkanlık haline getirdiginiz işinizi çok boyutlu düşünüp, farklı türlerini de üretme ihtimaliniz doğar. Bu size işinizi daha çok sevdirir. Şiirden , hikaye ya da deneme türüne geçişim zor olmadı. Yani aslında hepsi edebiyatın bir parçasıdır, ancak şiir diğer yazı türlerinden ayrı bir daldır. Diyelim ki; iyi bir kültürel birikiminiz var, duygu ve düşüncelerinizi yaratıcı bir yazı dili ile kaleme dökebiliyorsanız harikulade öykü ya da romanlar yazabilirsiniz ancak şiir yazamazsınız... Herkesin bir hikayesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur. 

- Peki, İsmail Küçükkaya gibi demokrat bir aydın, kendi programında sizin 'Katiller Hep Yalnızdır' kitabınızdan hayranlıkla bahsetti. Bu size neler hissettirdi?

- Çok nadir televizyon izlerim. Bir sabah, misafiri olduğum bir ev de, TV'nin açık olduğunu fark ettim. O esnada, kitabimdan bahsedildiğini TV sesinden anladım. Dönüp baktığımda, kitabımın İsmail Küçükkaya'nin elinde olduğunu gördüm... hoş bir tesadüf, Şaşırtıcı bir an oldu. Duygulandım. İsmail Bey'in, milyonların önünde, kitabıma olumlu yönden yaklaşım göstermesi elbette ki, müthiş bir sevinç duygusu verdi bana. Ama benim için, esas ölçü bu değildir. Okurlarımın kitaplarima olan olumlu yahut olumsuz tepkileridir. Tabii, tüm bunlar üçüncü kitabimı yazmaya konsantre edici teşviklerdir. 

- Uzun zamandır sizi ekranlarda göremiyoruz. Bunun sebebini öğrenebilir miyiz?

- Bunda sorun teşkil edecek bir mecra yok. Ekranlara çıkmayı biraz erteledim açıkçası. Her gün çok sayıda program davetleri alıyorum. Ancak, ben bir yazarım. Daha çok kitaplarımla ve edebi çalışmalarımla bilinmeliyim. Benden çok kitaplarımın konuşulması gerekir. Üretici bir yazarın şahsı önemli değildir. Önemli husus, onun kitaplarıdır. Yazarın eserleri bilinmelidir,kendisinin özel hayatı şahsi fikirleri sorun teşkil etmemelidir. Siz bile özel hayatıma ilişkin sorular sorarken olabildiğince kısa bilgiler vermeye çalışıyorum. Çünkü ben, özel hayatımla bu camiaya girmedim, eserlerimle ve yazdıklarımla girdim. Bu sebepten, olabildiğince daha kısıtlı olarak ekranlara çıkmaya karar verdim. Ki zaten, çıktığım programları incelediğinizde kendimden çok, kitapları, kültür-Sanat, edebiyat dünyasına ait teşhisleri, kadın sorunları ve şiir okuma gibi formatlara yogunlaştığımı görebilirsiniz.

- Peki, siyasi olarak kendinizi nasıl tarif ediyorsunuz? Yani, bir parti ya da örgüte üye misiniz? 

- Hayır, asla! Hiçbir örgüt ya da partiyle ilişkim olmadi. Kaldı ki, ben siyasetçi değilim, yazarım. Kendimi, insan olarak tarif ediyorum. Şu ya da bu görüşü fanatik yahut milliyetçi bir söylemle savunmadım. Desteklemedim. Elbette ki, gercek bir sanatçının ideolojik birikimi mutlaka vardır. Örneğin ben, sosyalist ilkelere sempati duyarım. Ancak kati surette, milliyetçi savunucusu olmadım. Durum bundan ibarettir.