Osmanlı-Rus savaşlarından bugüne

Osmanlı-Rus savaşlarından bugüne

5 Haziran 2020 Cuma  |   Köşe Yazıları

Samih Güven

"Uçak Krizi" sırasında eski defterler açılınca ilginç tartışmalardan biri de Ruslarla Osmanlıların yaptıkları savaşlara ilişkindi. Çeşitli kaynaklara göre değişmekle birlikte 16 önemli savaştan ve bunlardan 11'ini Rusların kazandığından söz ediliyordu.  

Tabii Büyük Katerina'nın iki önemli savaş neticesinde Küçük Kaynarca ve özellikle 1792 Yaş Anlaşması ile Kırım'ı ilhak etmesi Osmanlılar için kolay bir şey olmadı. Yine yazının ilerleyen bölümünde değineceğim 93 Harbinde Rusların Yeşilköy'e kadar gelmesi de ilginçti. 

"Uçak Krizi" günlerindeki tartışmalarda bu konular gündeme getirilince Türkiye’den ileri sürülen kimi görüşlerde, kaybetme nedenlerinin bu savaşların genelde Osmanlı'nın yorgun ve zayıf dönemine denk gelmesinden kaynaklandığı belirtiliyor, Fatih ya da Kanuni dönemlerinin gücü sürseydi farklı olurdu denilmek isteniyordu. Rus tarafından ileri sürülen görüşlerde ise benzer dönemsel yorgunlukların kendileri için de geçerli olduğu söyleniyor, savaşların çoğunun kazanılmasının tesadüf olmadığı ima ediliyordu. 

Ünlü tarihçi İlber Ortaylı’ya göre ise aslında Osmanlı-Rus savaşlarının kazananı yoktu ve her iki taraf da savaşlar sonucu yorgun düşmüş ve zayıflamış oluyordu. En önemlisi de binlerce genç insan hayatını kaybediyordu. 

Gerçekten de hem Ruslar hem de Türkler özellikle 18 ve 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında aralarında ve diğer ülkelerle yaptıkları savaşlarda ciddi insan kaybına uğradı ve ağır ekonomik kayıplarla yüz yüze kaldı. Özellikle I. Dünya Savaşı sarsıcı oldu. Biriken sorunlar nedeniyle her iki devlet de dönüşüme uğradı ve yeni rejimler kuruldu. 

Dolayısıyla özellikle komşu ülkeler arasındaki tarihsel çatışmalara bakarak buradan siyasi argüman üretmek aslında çok da doğru bir şey değil. Komşu ülkelerin birbirleriyle jeopolitik ve ekonomik nedenlerle rakip olması ise gayet normal. Hem Rusya hem de Türkiye bugüne kadar birçok komşusuyla gerginlikler ve savaşlar yaşamış ama bugün herkes dostluk temelinde ilerlemek niyetinde. 

Geçenlerde Rus Çarı II. Aleksandr dönemindeki önemli reformlarla ilgili bir yazı yazmış, Aleksandr’ın Rusya açısından önemli bir reformcu olduğunu dile getirmiştim. Medya Günlüğü'nde yayımlanan yazıya ilişkin bir sosyal medya yorumunda Aleksandr’ın o dönemdeki Osmanlı-Rus Savaşı’ndaki acımasızlığına ve yaşanan göç sorununa değinilmesi gerektiği de ifade edilmişti. 

Bu yorum ister istemez 1877-78 yıllarında yaşanan ve her iki halkın hafızasında da iz bırakan savaşı hatırlatmış oldu. 

Malum bizim o dönem mali işler için kullandığımız Rumi takvime göre 1293 yılına denk gelmesi nedeniyle bu savaş halk arasında “93 Harbi” olarak biliniyor. 

19. yüzyılda Rusya'daki farklı fikir akımları arasında, içinde Dostoyevski ve Aksakov gibi isimlerin de yer aldığı önemli bir Slavcılık akımı bulunuyordu. Bu görüşe göre Slav halkların kardeşliği esastı ve o dönem Balkanlarda Osmanlı yönetimi altındaki Slavlara Rusya’nın bir ağabey olarak yardım etmesi gerekiyordu. 

Neticede, içinde Avrupa ülkelerinin de olduğu çeşitli tartışmalar arasında o sırada Balkanlarda Bosna Hersek, Karadağ, Bulgaristan, Sırbistan gibi yerlerde isyanlar çıkması ve Osmanlı Devleti’nin bunları bastırma girişimleri gerekçe gösterilerek Rusya tarafından 1877 yılında Osmanlı Devleti’ne savaş açıldı. 

Ruslar Balkan Cephesi'nde önemli bir üstünlük sağladılar ve hatta Yeşilköy’e kadar geldiler. Bu savaş sırasında bir diğer cephe de Kafkasya bölgesinde oluşturuldu ve Kars, Ardahan bölgesi işgal edildi. Ama Ruslar Balkanlarda olduğu gibi başarılı olamadılar. Ahmet Muhtar Paşa komutasındaki birlikler ve içinde Nene Hatun gibi halk kahramanlarının yer aldığı halk direnişi etkili olmuştu. Örneğin Erzurum halkının Tabya Savaşları oldukça önemliydi. 

Bununla birlikte 3 Mart 1878’de imzalanan Ayestefonos ve daha sonra bu anlaşmanın güncellendiği Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Bulgaristan, Romanya ve Karadağ'ın kendi başlarına birer prenslik olmalarının kabul edilmesi yanı sıra Kars, Ardahan ve Batum gibi yerler Rusların yönetimine geçmiş oldu. 

Bu savaş sırasında ve sonrasında önemli bir sorun da Balkanlar ve Kafkasya'dan binlerce insanın Türkiye'ye göç etmek zorunda kalması ve büyük insani dramların yaşanması oldu. 

Dolayısıyla II. Aleksandr döneminin Türkiye tarihi açısından ve II. Abdülhamit'in zor geçecek yılları açısından böyle bir sonucu da var elbette. 

Bu tür sorunlar tarihsel ve bölgesel rekabet içindeki birçok ülke arasında yaşanmış sorunlar ve halkların yaşadığı büyük acılar söz konusu maalesef. 

Ancak bugün bizlere düşen bu acılardan ders çıkarmak ve halklar arasındaki dostluğun zarar görmesine engel olmak. Birtakım siyasi argümanlar veya başkalarının da geri planda olabildiği bir takım planlar nedeniyle halkların yeniden acı çekmesinin önüne geçmek önemli olan. 

Bugün ortaya çıkan koşullarda Rus ve Türk halklarının dostluğu gerçekten de hem bölge hem de dünya istikrarı için önemli bir husus diye düşünüyorum.

Yazının orijinalini ve diğer yazıları okumak için tıklayın