Önemsizliğin önemi

Önemsizliğin önemi

16 Nisan 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Ekonomi bilimine göre; büyük bir ülkeyle küçük bir ülke dış ticaret yaptıkları zaman, bir noktadan sonra küçük ülke iç maliyet koşullarından dolayı avantajlı duruma geçer. Bu ticaret devam ettikçe süreç küçük ülke lehine olmaya devam edecektir. 

Ekonomistlerin 'önemsizliğin önemi' adını verdikleri bu olaydan hareketle bir analoji yaparak, dünyanın şu anda yaşadığımız küresel çaplı salgından ötürü sürüklendiği, derin ekonomik ve sosyal, yani insani kriz ve bu krizin ardından gelmesi çok muhtemel olan güçlü sarsıntılar ve değişimler, bizim gibi nispeten küçük ve gelişmekte olan ülkeler için yeniden yapılanma, ekonomik ve sosyal gelişme fırsatları sunabilir mi, olursa bu imkanlar neler olabilir? Bu soru şu süreçte üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gereken hayati bir soru olmaktadır kanımca. 

Ülkemizin iç yapısındaki büyük sorunlarından kaynaklanan bugünkü bunalımlı durumu, ekonomik ve askeri gücünün sınırları, yani devlet kapasitesinin ölçülerinden dolayı, uluslararası ilişkilerdeki belirleyiciliğinin zayıf olması, dolayısıyla ikincil güç konumunda bulunması karşısında, tam da bu sırada yaşanan büyük salgın ve bu salgın sonrasında ortaya çıkacak olan yeni koşulları, biz kendi lehimize çevirerek içeride ve dışarıda daha güçlü bir toplum olabilecek miyiz? 

Tarihin bizlere gösterdiği üzere büyük savaşlar, geniş çaplı salgınlar gibi felaketler, toplumlar ve devletler üzerinde yarattıkları derin travmalar ve altüst oluşlardan dolayı, tarihi hızlandırırlar. Olağan koşullarda gerçekleşemeyecek ya da zamanla gerçekleşecek kimi olgular söz konusu bu süreçlerde ortaya çıkabilirler. Öte yandan bu tarihsel değişimler olumlu olabilecekleri gibi pekala olumsuz da olabilirler. Mesela; uzun süredir demokrasisini geliştirmeye ve olgunlaştırmaya çalışan Avrupa, 1. Dünya Savaşının ülkeler üzerinde yarattığı güçlü travmalardan dolayı, 1930'larda hızlı ve şaşırtıcı bir şekilde faşist ve nasyonel sosyalist yani totaliter rejimlere teslim olmuştur. İşte bu rejimlerin yol açtıkları 2. Dünya Savaşı ise, toplumlar açısından çok daha büyük altüst oluşlarla ve yıkımlarla sonuçlanmıştır maalesef. Yine bu savaş sonucunda totalitarizmin yenilmesi, olumlu bir gelişme olarak tüm dünyada demokrasi kavramının öne çıkmasını ve gelişmesini sağlamıştır. 

Peki biz bütün bir toplum olarak bu büyük felaketin ardından nasıl bir tavır almalıyız? Büyük felaketlerin tüm dünyada ekonomik ve sosyal durumu hızla kötüleştirmeleri ve felaket sonrasında ise tersine hızlı ekonomik gelişme süreçlerinin yaşandığını ve ayrıca büyük, gelişmiş ülkelerin sosyal ve ekonomik yapılarının büyük ölçüde oturmuş olması, baskı gruplarının güçlü olması ayrıca ekonomik gelişme potansiyellerini büyük ölçüde gerçekleştirmiş olmaları gibi nedenlerle değişmelerinin zor oluşu, buna karşın bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin sosyal ve özellikle ekonomik gelişme olanaklarının çok daha fazla oluşu gibi nedenler bundan sonraki süreçte, iyi değerlendirebilirsek eğer, bizim gibi ülkelere oldukça geniş bir alan açmaktadır bana göre.  

Bugünden sonra Türkiye toplumu olarak bizler, enerjimizi boşa harcamamıza neden olan, sosyal ve ekonomik gelişmemize ket vuran kutuplaşma olgusunu ortadan kaldırıp, toplumsal uzlaşıyla ve ortak akılla geleceğimize dair büyük bir karar verebilirsek, bu trajik olayın yol açtığı travmanın ötesinde yarınlarımıza dair güçlü bir umut yaratmış olacağız sanırım. 

Şöyle ki; siyasal sistemimizi rehabilite ederek istikrarlı, çoğulcu ve demokratik bir sistem geliştirebilir ve hukuk devletinin kurum ve kurallarını bu yapıya eklemleyebilirsek, bu yapı ile beraber gelecek olan toplumsal barış  ve ekonomik kalkınma olguları ile güçlü ve güvenli yarınlarımıza giden yolun taşlarını döşemiş olacağız kanımca. 

İnan Özbek