Olmayan adalet, olmayan vicdan

Olmayan adalet, olmayan vicdan

20 Temmuz 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Erdal Çolak

İnsanlık tarihi boyunca üzerinde en fazla tartışılan, konuşulan, durulan, kritik yapılan, hakkında sayısız, düşünce, kuram üretilen, adalet kavramı, insan olmanın bir gereğidir.

Bu adalet duygusu sadece insana yönelik değil, aynı zamanda evrene, doğaya, hayvana, bitkiye, eşyaya karşı da geliştirilmek zorundadır. Son günlerde vicdani anlamda en çok ihtiyaç duyduğumuz, adalet olgusu olsa gerek. Hepimizin bildiği yargılamalar yolu ile yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar ve siyasal konjonktürün ihtiyaçlarına göre, ideolojik perspektifi ise yaşanan dönemin egemen gücüne göre değişen bir hukuk anlayışı. Hukuk sisteminin haksızlığa göz yuman, tecavüzcü, hırsız, katil, sapık, rüşvetçi, dolandırıcı ve cinsel istismarcıdan yana boş bir hukuk anlayışı etrafında sıkıntıların yaşandığı günlerden geçiyoruz. Bu sebeple bu hafta biraz adalet olgusunun, duygusunun, insanların vicdanlarında yer etmesi umuduyla bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.

Adalet nedir? İnsanda ve toplumda adalet ve vicdan nasıl olmalıdır? Bu adalet olgusunun kökeni nedir? Ayrıca kendimiz için istediğimiz bu hak ve hukuku gözetme ve adil olma durumunu başkaları için de nasıl istemeliyiz? Bu tür sorulara cevap olması umuduyla insana, insanlığa, adalet olgusunun yerleşmesi dileğiyle. 

Her insan bir "ben"le yaşar fakat aynı anda da, başka insanlarla ilişki, iletişim hâlindedir. Belki kendisine karşı adaletli olmak zorunda değildir. Fakat ilişki kurduğu insanlara karşı adalet duygusu içinde olmak zorundadır. Burada belirtmek istediğim, benliğin saygınlığı, kişide başkalarına duyulan ahlaki sorumluluk olarak ortaya çıkar. Bu adalet olgusu insanda kurumsallaşırsa, toplumun huzuru, refahı daha da artar. Çünkü insanın, çabaları, becerileri, yetenekleri ve topluma katkıları ölçüsünde hak ettiğini alması gerektiği düşüncesindeyim. 

Yunanlı filozof Ulpian'ın dediği gibi herkese, her kesime adalet, “Dürüstçe yaşamak, kimseyi incitmemek ve herkese sahip olduğu şeyi vermek demektir.” Herkese hakkı olanı vermek, bu anlamda adalet, herkesin kendi işine, sınıfına, yapısına uygun ve durumuna bakarak adalete bağlı olmaktır. 

Adalet herkesin doğumdan ölümüne kadar hatta öldükten sonra bile yasalarla sahip olduğu hakların herkes tarafından özgürce, herhangi bir baskı görmeksizin kullanılmasının sağlanmasıdır. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı alması, vermesidir. Adalet olmadan insanlar arasındaki düzen ve barışı sağlama imkânı yoktur. Adalet, toplum içerisinde sosyal, fiziksel eşitsizliği olan insanlar arasındaki dengenin sağlanabilmesi için güçlü ile zayıf, iyi ile kötü, çirkin ile güzel, saf ve temiz ile cani ve zalim arasındaki dengeyi sağlamak bakımından gereklidir. Toplumsal huzur, barış ancak yasalarla korunursa gerçekleşebilir. Adalet kavramı, üzerimize düşen görevleri yapmak ve diğer insanlara hak ettiğini vermek anlamında eşitlik üzerinde durduğumuz en önemli erdemdir. 

Platon’a göre adalet, diğer erdemlerden önce gelir ve hepsinin en tepesindedir. İnsanı kişilik olarak var eden bütün erdemlerin en soylu olanı adalettir. Adaleti kendi içinde gerçekleştirmiş olan insan en mükemmel insandır. 

Aristoteles’e göre adalet, devlette bulunması gereken, amaçlanan en yüksek iyiliktir. Adalet, insanı, toplumu huzura, mutluluğa götüren bir erdemdir. Bir toplumda, devlette adalet yasayla sağlanır. Bu yasalar dürüst, adil, adaletli, eşit uygulandığı sürece gerçekleşir. 

Fârâbî’ye göre, adalet duygusu gibi bir erdemin insanın içine sinmesi ile erdemli bir toplum adalet üzerine bina edilir. Adalet hayatın içinde elde edilen, uygulanan ve elde edilen neticelere bağlı olarak da varlığını sürdüren derin, somut bir olgudur. Adalet, bir insanın haklarıyla diğer insanların hakları arasında bir uyumun sağlanması ve bu uyumun düzenli bir şekilde uygulanması anlamını da içerir. 

Toplumsal anlamda adaletin amacı, toplumu oluşturan fertlerin genel olarak birbirleriyle kurmuş oldukları ilişkileri düzenleme hedefini gözetir. Toplumu oluşturan bütün kişi, kurum, kuruluşlar herkesin değişmez bir biçimde eşit haklara sahip olduğuna dair sarsılmaz bir inanca sahip olmalı; kimsenin bu duygudan en ufak bir şüphesi bile olmamalıdır. 

Adalet bilinci, insanlara toplumsal yaşamın devamlılığı için gerekli ilkeleri ve ayrımları verir. 

Adalet, toplumsal gereklilikleri anlayan, kavrayan, tanımlayan ve toplumun, devletin herhangi bir grubun devamlılığı açısından gerekli olan pratik davranışları organize eden, olumlu bir düzeye getiren, yönlendiren bir erdemdir. Alman filozofu Kant, adalet konusunu üzerinde çalışırken üç ayrı ilkeye dikkati çekmiştir. Bu üç ilke Roma hukukundan kaynaklanan “şerefli yaşa, kimseye zarar verme, herkese payına düşeni ver” ilkeleridir. İşte buna bağlı kalarak adalet kavramının üç temel unsuru olan eşitlik, karşılıklılık ve rasyonellik bugünkü adalet kavramının günümüz koşullarında kabul edilebilirliği görülür. 

Eşitlik kavramı, mutlak eşitlik olarak bahsettiğimiz eşitlik hiçbir ayrım gözetmeksizin herkese eşit hak ve pay vermektir. Nitelik ya da nicelik yönden meydana gelen göreceli eşitlik ise; adaleti sağlayan mekanizma burada devreye girip insanlar arasındaki farklılıkları doğuran özelliklerin dikkate alınarak hareket edilmeli ve adalet duygusu, düşüncesi adil bir şekilde sağlanmalıdır. 

Eğer birey, sahip olduğu konumun, özelliklerin, yeteneklerin ve verdiği emeğin karşılığını alamadığına inanıyorsa adalet duygusu sarsılır. 

Rasyonellik adalet kavramı içerisinde öznel, şahsi yargılar yerine daha akılcı ve belirli verilere dayalı olarak karar verme ve davranmayı adalet için gerekli muameleyi sağlar ve mağdur olmasının önüne geçilir. İşte bu üç ilke adalet gibi yüce bir erdemin yerleşebilmesi Kant’ın dediği gibi “akıl” ve “ahlak” ile gerçekleşebilir. 

Günümüzün en önemli liberal filozoflarından Robert Nozick de, adalet anlayışını özgürlük ve haklar üzerine kurar. Nozick bir makalesinde “Toplum içinde bireyin özgürlük ve haklarına herhangi bir gücün müdahale etmesi ahlaki değildir" der.

İnsanda var olan durum adalet duygusu üzerinde olumsuz etkilerde bulunur. Bunlardan ilki kişinin sevdiği, beğendiği, ilgi duyduğu şeye hemen inanıp bağlanmasıdır, onu yüceltme eğilimidir. Kişi çok değer verdiği, sevdiği kişinin kusurlarını göremez ve dolayısıyla ona karşı tarafsız, objektif ve adil olamaz. Üçüncü eğilim de tartışmadan, kırmaktan, kırılmaktan, mücadeleden, kavgadan ve çatışmadan uzak durarak karşı tarafa beslediğimiz olumsuz duygu ve davranışların ruhumuzda yük olup bizi sürekli mutsuz etmesine sebep olur. Bu tür durumlar bizdeki adalet duygusunun zayıflamasına, körelmesine sebep olur. Adalet, hakların eşitliğine, bireylerin eşitliğine saygıdır. Adalet, herkesin her konuda eşit olması değil, liyakati ölçüsünde hak sahibinin hakkını elde etmesidir. Burada eşitlik duygusuna vurgu yapılmaktadır. 

İnsanoğlunun yaşadığı sürece öğrendiği, uyguladığı bütün erdemler kazanılıp korunduktan sonra kişide davranış hâline geldiğinde, adalet erdemi oluşur. İnsan da adalet erdemi sayesinde ebedi mutluluğa ulaşır. 

Eğer özgürlük ve eşitliğin uyumlu birlikteliği sağlanabilirse, doğan çocuğun ismi adalet olur. İnsanların toplumsal mantık içerisinde özgür ve eşit bir şekilde hareket ettikleri sürece iyi bir adalet anlayışı ortaya çıkacaktır. Adalet de insanların neyi hak ettikleriyle ilgilenir, o yüzden, önce insanlara sırf insan oldukları için eşit muamele edilmesi adaletin vazgeçilmez birincil şartıdır.

İmmanuel Kant'ın dediği gibi, “Adaletin olmadığı bir dünyada insan olarak yaşamanın da bir değeri yoktur."

Ben ise adaletin olmadığı bir ailede, toplumda, devlette, ülkede yaşamın bir değeri yoktur diye düşünüyorum.