Nostaljizm: Bir çocukluk hastalığı

Nostaljizm: Bir çocukluk hastalığı

13 Temmuz 2019 Cumartesi  |   Köşe Yazıları

Nostalji, hem Julio iglesias'ın kadife sesinde dile gelen unutulmaz şansonda hem büyük Sovyet film yönetmeni Andrey Tarkovskiy'in son yapıtında; hem de bunlar gibi sayısız toplumsal, sanatsal ve kültürel eserde fenomenolojik olarak dahi ele alınan, özel türde bir birey ve kitle psişik halinin karşılığı bir sözcük.

Uzun yıllardır insanlığın gündeminde olan; her toplumda, her insan kitlesinde, belki de tek tek her bireyde belirli dönemlerde ortaya çıkan, canlanan, baskınlaşan nostalji kavramı; çoktandır kimi topluluklarda, coğrafyalarda artık patolojik bir kitle psikolojisine tekabül eden bir durumu ifade ediyor. SSCB dağıtılalı neredeyse çeyrek asır geçmesine karşın; eski Sovyet dünyasının genelinde, özel olarak ve daha çok da Rusya ve Ukrayna gibi zamanın büyük Sovyet cumhuriyetlerinde bitmek bilmeyen bir eski dönem nostaljisi, yani "geçmişe duyulan aşırı özlem" haleti ruhiyesi hâkim olmaya devam ediyor. 24 yılı aşkın zamandır, her geçen gün derecesi, yoğunluğu artarak süren Sovyet nostaljisinin çok farklı sosyolojik nedenleri ve yol açtığı sosyal sonuçlar mevcut.    

Yapıcı da olabilir, yıkıcı da...

Geçtiğimiz haftalarda Rusya'nın birinci kanalında, Vladimir Salovyev'in sunduğu ve ülkenin en popüler ve önemli siyasi tartışma-münazara televizyon programı olan "Voskresnıy Veçer"de, bayram değil seyran değil denilebilecek bir ortamda, durduk yerde konu "Sovyetler Birliği döneminde Rusların hayatının nasıl olduğu" üzerindeydi. Komünist Parti lideri Züganov, ünlü sinemacı K. Şahnazarov gibi, söz konusu programların ve benzer buluşmaların vazgeçilmez müdavimlerinden olan katılımcıların sahne aldığı oturumdaki tema açıkçası, çok özel bağlamı olmaksızın defalarca ele alınmıştı bugüne değin. Belli bir kişinin, belirli bir toplumun nostalji havasına girmesinin ya bir yapıcı ya da bir yıkıcı etkisi olabilir. Geçmişin herhangi bir anlamda olumlu, ilerici ve daha iyi yanlarını örnek almak suretiyle yapıcı; şimdiki zamanın olumsuz ve kötü taraflarını bir nevi ört bas edici şekilde kendini sürekli tekrar eden bir geçmiş övgüsü, iftiharı yapmak suretiyle ise yıkıcı bir işlev görmektedir. 

Bugünün övüncünde geçmiş cephaneliği     

90'lı yıllardan bu yana adım adım daha fazla yoksulluk ve yoksunluk girdabına sürüklenen eski Sovyet halkının bugün hayatta kalan temsilcilerinin azımsanmayacak bir kesiminde nostalji duygusunun birinci dereceden tezahürü; bitmek bilmeyen bir geçmişle aşırı övünme durumu ile sanki bunun başka halklar ve milletler karşısında şimdi halen devam eden bir üstünlük konumuna dayanak yapılmaya çalışılmasıdır. Başta Ruslar olmak üzere, eski Sovyet dünyasını oluşturan halkların değil sadece günümüzde, çok uzun bir süredir, dünyanın eskiden beri en gelişmiş ülkeleri ile, son on yıllarda çok hızlı kalkınmakta olan bir takım toplumlar karşısında ekonomik, teknolojik, bilimsel, kültürel ve sanatsal alanlarda övünecek hemen hemen hiçbir artısı, avantajı ve özelliği bulunmamaktadır. Zamanında kendi ayarlarında tahayyül ettikleri batılı ülkelerin insanları, kendileriyle esas olarak aktüel düzeylerini baz alarak övünç duyarlarken, eski SSCB topraklarının bugünkü sakinleri ise hemen hemen yalnızca bundan onlarca yıl öncesini temel alarak, sürekli suretle "o altın dönemi" ön çıkartarak bir gurur duygusu içine girmekte ve olayı dengelemeye çalışmaktadır. Kısacası gelişmiş Batı veya Uzakdoğu ülkelerinin "bugünü" ile Rus dünyası ancak "dün"ü ile yarışabilmekte, ancak bu şekilde bir toplu rahatlama ve kolektif orgazmlar yaşayabilmektedir.   

Nostalji kolektif ataletin kılıfı 

Rusya Federasyonu'nda (RF) kendilerini hala yeryüzünün birinci liginde görme halüsinasyonundaki kitlelerin azımsanmayacak bir kısmı için zaman 80'lerde hatta ve tercihen Leonid Brejnev döneminin "istikrar yıllarında" donup kalmıştır. Aradan geçen onlarca seneyi bir bakıma "zoraki" yaşayan bugünün fiili bağımsız devletler topluluğu üyesi ülke vatandaşları, içine çekildikleri ve bir türlü cayamadıkları nostaljizm psiko-patolojik pozisyonunu; epeydir kendilerini bir türlü ve gerçek anlamda ilerletmemek, uygarlık seviyeleri üzerine hakiki bir tuğla daha koymamak ve çağın en ileri bilimsel-teknik çıtasını yakalamamak adına çaba sarf etmemek için paravan olarak kullanmaktalar adeta. Onlar çoktandır için kolayını bulmuştur ve onlara bakılırsa, kendilerine asla tükenmez bir yakıt sağlayan "eski toplumlarının nostaljisi",bugün bile kendilerini kiminle kıyaslarsa kıyaslasınlar onlara kurgusal bir aşkın yer atfetmektedir. Öte yandan, Rusların giderek artan biçimde ana dilleriyle böbürlenme alışkanlığının dolaylı bir nedeni de, gelinen noktada kabarmalarını sağlayacak yaşayan rezervlerinden kala kala bir tek lisanlarının kalması gerçeğidir. Rusça konuşanlar adına işin trajikomik tarafı ise; dünyanın en büyük kelime ve kavram sayısına sahip dili İngilizce, tarihi manada felsefe dili olan Almanca ile 2. Cihan Harbi'ne kadar yerkürenin lingua-frankası niteliğindeki Fransızca'yı konuşanların, sadece bir dili kıvanç vesilesi haline getirmeyi asla akıllarına getirmemeleri, bu komplekse malik olmamalarıdır.      

Nostaljizmde bile samimiyet yok  

Eski SSCB dünyasının RF merkezli kayda değer bir oranı, bir yandan sosyalizm dönemi nostaljisi ile yatıp kalkarken, bir diğer yandan da adı geçen hissiyatlarındaki samimiyet kıstaslarında sınıfta kalmaktadır. Bir taraftan, sabah akşam eski Sovyet filmlerini izlerken, zamane Sovyet şark-türkülerini dinlerken, evinin-işyerinin her bir köşesini Sovyet amblem-rozet-poster-flama ve resimleri ile süslerken, karakol ve istihbarat şubelerinde bile halen Feliks Dzerjinskiy fotoğrafları asmak moda olmayı sürdürürken; bir diğer taraftan ise eskinin tüm değer ve kalıtını organik olarak yaşatma, geleceğe taşıma ve en mühimi de onu praksise yansıtma noktasında çoğu zaman kıllarını bile kıpırdatmamaktadırlar. Saçlarını bir kez nostaljizm-kolaycılığı rüzgârına kaptırmış milyonlarca Rus-dünyası sakini, ne savunuyor gözüktüğü dönemin ideolojik-fikri platformunu müdafaa eden partilere güç verir, onların eylem-gösteri ve yürüyüşlerine katılır, ne özlediği izlenimini verdiği "eski dünya"nın yeniden kurulması mücadelesine zihinsel-eylemsel ve maddi destek verir, ne de sosyalist devrin tüm pozitif karakteristiklerini yeni kuşaklara aktarma namına emek sarf etmeye girişir.                 

En üst aşaması: Körleşme  

Birincisi; sonu gelmez bir nostaljizm sarmalında kaybolan eski Sovyet jenerasyonları, içine düştükleri yarı-paradoksal eksende hem muazzam bir tembellik kimliği kazanmakta ve bu sayede muazzam boyutta enerji kaybetmekte ve bu biçimde her açıdan yerlerinde saymaya devam etmekteler. İkincisi; bir yerde hayatın gerçeklerinden kopmakta, kaçmaya çalışmakta; verili, güncel durumu, sorunları görme, analiz etme ve yorumlama refleksleri giderayak körelmektedir. Üçüncüsü; buradan hareketle yakıcı, acil ve somut çözümler bulma, alternatifler geliştirme noktasında devamlı bir çıkmaza girmekte, kilitlenmektedirler. Çünkü nostaljizmin ulaştığı en son safha, toplu bir körleşmenin yaygınlaşması ve katmerleşmesidir.

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.