Nere mi gider?

Nere mi gider?

29 Mayıs 2019 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Sözüm nere mi gider?

Ben söylerim o gider.

Zaten gelmiştir ki söylendi.

Nerden mi gelmiştir?

1951 suriçi Lekoşa’sından gelmiştir.

Sucu Mehmet’in atından.

Yenicami İlkokulundan, Haydar Paşa İlkokulundan, yaralanıp oyunlarından çocukluğundan, hisarüstünü siper belleyen ağabeylerden.

Toparlanıp gelen, göçe zorlanan Küçük Kaymaklı’dan üç günlük yengeden, Akaça’lı akrabalardan.

Atatürk İlkokulundan, minaresi havanla vurulan Yenicami’den.

Sokaktaki top oyunlarından, uçurgan uçurtmaktan, lingiri ocağı ve ballugasından, matsas götsas andirigitsas’dan…

16 yaşında ilk nöbet gecesinde 1-4 takım karargah nöbetinde, elimde su lastiği çiçek sularken uyumamdan.

Lise yıllarımda tanışıp futbolu terk etme nedenim olan renklerden resimden, iyi topcuydum ha, solak ve fettocu ( siz ona ayak dışı dersiniz şimdi )

Dinçer Raif hoca LTL’nin tenis sahasında bir minyatür kale maçta ara paslarımı görüp, “seni MTG’ye götüreyim” demişti. YAK’lıydım ben, asıl sebep o değildi, resim ve damarlarımda dolaşmaya başlayan dünyayı kurtarma hayalleriydi hayır dedirten.

Lise bitti bir sene daha mücahitlik ve burslu üniversite yıllarından.

İstanbul’dan geliyor söz.

Aynı gökyüzü altında yaşamaktan, Sinan Cemgil, Ülkü Cafer, Denizgiller, Mahirler, Dr. Kıvılcımlı ve binlerce Dev Genç’li ile daha niceleriyle.

İdamlar günü İstanbul’daydım.

Ve hava ne daha önce ne de sonrasında hiç o kadar ‘”kurşun gibi ağır” olmadı.

O günlerden de geliyor söz

Bilir nereye gideceğini.

Ezelden yolcudur ebede söz.