Neden ısrarla CEO?

Neden ısrarla CEO?

27 Ocak 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Son yıllarda yazılı ve sözlü iletişim organlarında bir CEO lafıdır gidiyor. İngilizce Chief Executive Officer sözünün baş harfleri. Kimisi “si-i-o” olarak okuyor, kimisi de daha beter bir şekilde “siyo” diyor.  

Bu sözcük Türkçe karşılığı bulunması olanaksız bir sözcük müdür? Elbette hayır!  

Ticaret hukukundaki karşılığı "İcra Kurulu Başkanı", işletme ve yönetim biliminde kullanılan yaygın adı ise "Yürütme Kurulu Başkanı"dır. Dünyada ağırlıklı olarak çokuluslu ya da kurumsal sermayeli şirketlerde, ülkemizde de şirketler topluluklarında en üst düzey profesyonel yöneticilere verilen unvandır. Bu kişilerin profesyonel olmaları, onları ana sermayedar haklarına sahip olan "Yönetim Kurulu Başkanı"ndan ayırıyor. Buna “Başkan” denirken, şirketin icraatından sorumlu en yüksek profesyonel yöneticilere şimdilerde CEO deniliyor... ABD’de bu ikisi aynı kişi olabiliyor. Avrupa’da ve ülkemizde ise ender görülen bir durum. Yani bir şirketin sahibi çıkıp da kendine pek CEO demeyi tercih etmiyor. Çünkü bu, üzerinde başka birinin ya da sorumlu olduğu bir yönetim kurulunun olduğu ifade ediyor. 

"Yürütme Kurulu Başkanı" için kısaca "Yürütme Başkanı" denilebilir. Doğrusu budur. Son yıllarda "Üst Yönetici" diyenlerin sayısında artış var. Bu da anlaşılır. Anlaşılmaz olan böylesine düzgün bir karşılık varken tüm basının inatla CEO sözünü kullanması. Üstelik bunu yapanlar Türkiye’nin en yüksek düzeydeki basın yayın kurumlarının çalışanları. Bir taraftan “dilimden utanmıyorum!” sloganı ile Türkçe savunması yaparken, aynı sayfada CEO sözünün yer aldığını görmek gerçekten üzücü bir durum. Medyadaki yaygın kullanımına karşın, TDK’nin henüz sözlüğüne almamış olması ise şimdilik tek avuntu. 

Bu durumu bilgisizlikle açıklamak olanaksız. Bu düzeylere ulaşmış kişilerde böylesine bir bilgisizlik olamaz. Özenti olarak adlandırmak da güç. Öyle özenilecek ne bir yazılışı, ne de bir söylenişi var. Tam tersine yazılış olarak da, okunuş olarak da dilimize uymayan, kulağı tırmalayan bir tarafı var. “Onun siiosu”, “bunun siyosu” demenin nesi güzel? Basmakalıpçılık belki daha çok gerçeği yansıtan bir tanımlama olabilir. Sözcüklerin anlamını kavramadan olduğu gibi kullanmak gibi kötü bir alışkanlığımız var toplum olarak. Gerçek anlamının ne olduğunu bilmediğimiz yüzlerce sözcük kullanıyoruz. Yeterli öğrenim olanağını bulamamış kişileri kastetmiyorum. En iyi öğretim kurumlarını bitirmiş kişiler de aynı işi yapıyorlar. Bu aslında uzun süredir genlerimize işlemiş bir durum. Yüzyıllardır anlamadığımız sözlerle dua etmiyor muyuz? İçeriğini bilmediğimiz dualara amin demiyor muyuz? 

Dil ihtiyaçla büyür. Yeni kavramları karşılamak her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle pek çok ülkede dilin gelişimine yön vermek için kurumlar oluşturulmuştur. Buna rağmen dile ters gelen yabancı sözcüklerin dile hızla girmesi, bu çalışmaların önüne geçebilir.  

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki baş döndürücü teknolojik gelişime Japonlar hazırlıksız yakalandılar. Bugünün teknoloji devi Japonya, o yıllarda henüz feodal üretim ilişkilerinin egemen olduğu, kapitalistleşme aşamasına tam olarak geçmemiş ve askeri alan dışında teknolojinin gerisinde kalmış bir ülkeydi. Teknik sözcükleri dillerine adapte etmeye zaman bulamadan,  dillerinin yapısına son derece ters olan İngilizce sözcükleri, dillerinin içinde buluverdiler. Bilgi işlem için “konpyutaa saiensu” (computer science), tescilli marka için “toreedumaaku” (trademark), satıcı için “seerusuman” (salesman), el kitabı için “handobukku” (handbook) sözlerini aldılar. Böylesi yüzlerce sözcük Japoncaya yerleşti. Bugüne kadar da bunlardan kurtulamadılar...  

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya, kendini birdenbire henüz tanımadığı pazar ekonomisinin içinde buldu. Kapitalist sistemin kavramlarının çoğunun Rusçada karşılığı yoktu. İngilizce hazır sözcükleri olduğu gibi kullanmaya başladılar. “İş adamı” diyemediler “businessman” (Rusça biznismen olarak) sözünü aldılar, tüccar diyemediler, Fransızca “commerçant”ı (Rusça komersant olarak) aldılar. Pazarlama bile diyemediler. Ne olduğunu bilmiyorlardı çünkü. “Marketing” demek zorunda kaldılar. Bunlara doğru Rusça karşılıklar bulmak çok mu zordu? Bence değildi ama fazla uğraşmadılar. Hazır yemek kolay geldi. Aradan neredeyse otuz yıl geçti ve bu sözcükleri artık Rusçadan atmak pek de mümkün değil. 

CEO sözü, Türkçede güzel karşılıkları bulunan bir sözdür. Aydın sorumluluğu taşımaları gereken kişilerin böylesine gereksiz sözcükleri dilimizin içine zorla iteleme çabaları anlamsız olduğu kadar, dilimize karşı da sorumsuzluktur. Gelecek kuşaklar, “Zamanında bu sözlere kimse karşı çıkmadı mı?” diye sorma hakkını da kendilerinde bulurlar.