Neden 'Atatürk' diyemiyorlar!

Neden 'Atatürk' diyemiyorlar!

27 Kasım 2015 Cuma  |   Köşe Yazıları

Yıl 1919, emperyalist ülkeler yurdumuzun bir bölümünü işgal etmiş, tümünü bölüşmek için planlar yapıyorlardı.
Padişah ve yandaşları kendi geleceklerini garantiye almak için emperyalistlerle anlaşmak isterken, yurtseverlerin ise içi kan ağlıyor ve mutlaka bir şeyler yapmak gerektiği ateşiyle yanıyorlardı.

Bu ateşi yakacak bir lidere gereksinim vardı.

O lider, Trablusgarp'ta adı simge haline gelen Binbaşı, Çanakkale geçilmez destanını yazdıran, Seddülbahir'de, Anafartalar'da, Arıburnu'nda, Conk bayırında adeta devleşen Yarbay Mustafa Kemal Bey'den başkası değildi.

Mustafa Kemal, savaşlarda gösterdiği başarılar nedeniyle 6 Mart 1917 tarihinde tümgeneralliğe yükselmiş, bu rütbede iken 9.Ordu Müfettişliği göreviyle 19 Mayıs 1919'da Samsun'da bir güneş gibi doğarak Kurtuluş Savaşı'nı başlatmıştır.

Padişah, emperyalist işgalcilerin etkisiyle hemen İstanbul'a dönmesini isteyince, tasarladığı kurtuluş rüyasını gerçekleştirmek için İstanbul'a dönmemiş, 8 Temmuz 1919 tarihinde çok sevdiği ordudan istifa ederek güvendiği Türk ulusu ile bütünleşerek yoluna devam etmiştir. (11 Mayıs 1920 tarihinde hakkında verilen idam kararı, 24 Mayıs 1920 tarihinde Padişah tarafından onaylanarak resmen askerliğine son verilmiştir.)

Kurtuluş savaşında, ülkesinin kurtuluşu için canını vermeye hazır Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Sünni, Alevi herkes Mustafa Kemal'in arkasında yer aldı.

Bin bir zorluk ve binlerce şehit kanı pahasına devam eden kurtuluş savaşı, 9 Eylül 1922 tarihinde düşmanın İzmir'de denize dökülmesi  zaferi ile son buldu.
TBMM 19 Eylül 1921 tarihinde oybirliği ile Mustafa Kemal'e Mareşal ve Gazi unvanı verdi.

Kısaca özetlediğim bu başarılara imza atan Mustafa Kemal'i benimseyenler,  ATATÜRK'Ü neden içlerine sindiremiyorlar?
Neden ATATÜRK diyemiyorlar?
Yazının başlığını oluşturan bu soruyu, nedenlerini belirterek yanıtlamaya çalışacağım.
Çünkü ATATÜRK, uzun soluklu bir çalışma sonunda,kurtuluş kadar önemli olan ve devrimlerin gerçekleştirildiği kuruluş aşamasının eseridir.
Bu aşamada;

-Saltanat kaldırıldı.

-Ankara başkent yapıldı.

-En önemli devrim olan Cumhuriyet ilan edildi.

-Halifelik sonlandırıldı.

-Eğitim Birliği Yasası kabul edildi.

-Şer'iye mahkemeleri kaldırıldı.

-Tekke ve türbeler kapatıldı, tarikatlar yasaklandı.

-Şapka devrimi gerçekleştirildi.

-Uluslararası saat ve takvim kabul edildi.

-Laiklik ilkesi Anayasa'ya girdi.

-Türk alfabesi ve Latin rakamları kabul edildi.

-Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi.

-Türk Tarih ve Dil Kurumu kuruldu.

-Halk Evleri açıldı.

-Ezanın Türkçe okunması kararlaştırıldı ve okutuldu.

-"En Hakiki Mürşit İlimdir" denilerek, us (akıl) ve bilime önem verildi.

-21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Yasası çıkarıldı.

-24 Kasım 1934 günü TBMM oy birliği ile Mustafa Kemal'e anasının ak sütü gibi hak ettiği ATATÜRK soyadını verildi.

Sanırım, bu açıklamalardan sonra ATATÜRK'Ü neden sindiremedikleri ve neden ATATÜRK demedikleri konusunda başka bir açıklama yapmama gerek bırakmadı.

Kurtuluş savaşı destanını az da olsa inceleyenler, İsmet İnönü,Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele'nin, ATATÜRK'ün silah arkadaşları ve Kurtuluş Savaşı'nın birer kahramanları olduklarını göreceklerdir.

Devrimlerin gerçekleştirildiği kuruluş aşamasında ne yazık ki Kurtuluş Savaşı'nın bu kahramanlarından İsmet İnönü hariç, diğerleri devrimlerde Büyük Önder ATATÜRK'e ayak uydurmadıkları gibi askerliğe dönmeyip TBMM'de siyaset yapanlarda, devrimlerin gerçekleşmesinde daima karşı duruş sergileştirmişlerdir.

Bu devrimlerin hangi koşullarda gerçekleştirildiğini, kimlerin karşı durduğunu ve bu gün ATATÜRK'ü telaffuz etmeyenlerin, karşı duranların geleneğinden geldiğini tarih baba çok açık olarak altın sayfasına kaydetmiştir.

Meraklılar gerçekleri oradan okuyabilirler.

Güzel yurdumuzu işgalden kurtaran ve kurtuluşu devrimlerle taçlandıran ATATÜRK ve silah arkadaşları ile aziz şehitlerimizin anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Ne mutlu Atatürkçü'yüm diyenlere ve ATATÜRK ile gurur duyanlara.