NATO ile kriz kapıda mı?

NATO ile kriz kapıda mı?

3 Aralık 2019 Salı  |   Günlük

NATO’nun 3-4 Aralık Londra Zirvesi, Türkiye ve müttefiklerinin yoğun eleştirileri altında toplanıyor. Uzmanlara göre Türkiye-NATO ilişkileri, tarihinin ‘en derin güven bunalımını’ yaşıyor. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması ile başlayan gerilim, Türkiye’nin Suriye harekâtı ile tırmandı. Türkiye de bir süredir, NATO’yu terörle mücadelede kendisini yalnız bırakmakla suçluyor.

Türkiye ve NATO arasındaki görüş ayrılığının en önemli nedenlerinden biri olarak Suriye krizi gösteriliyor. DW Türkçe’nin konuya ilişkin görüşlerine başvurduğu, isim vermeyen ABD’li NATO yetkilisi, Suriye kriziyle birlikte Türkiye’nin NATO'daki durumunun farklılaştığını belirterek “Konsensüse ulaşmada Türkiye kendi cephesinden haklı nedenlerle güçlükler çıkardı. Görüş ayrılığının ana nedeni, terör örgütlerinin tanınmasıyla ilgili” dedi. Türkiye, YPG/PYD’nin terör örgütü olarak tanınmasını istiyor. NATO diplomatı devamında, “NATO’nun Avrupa Birliği ya da Birleşmiş Milletler gibi bir terör örgütleri listesi yoktur. NATO’nun ve ülkelerin savunma planlarında birtakım gruplar, ülke ve bölge bazında incelenir ve orada terör gruplarına atıflar yapılır. O planlar içinde kısa bir tehdit değerlendirmesi de yer alır” diye konuştu. 

DW Türkçe’ye konuşan ve NATO’da “homurdanmaların” ilk olarak Afrin Harekatı sırasında başladığını belirten İttifak’ta görevli bir Türk diplomat ise “Afrin Harekatı’nı anlattık ve PYD’ye terör örgütü olarak atıf yaptırdık. Barış Pınarı’ndaki gibi Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya dönük yoğun eleştiriler olmadı. YPG/PYD’nin olduğu alanlara Türkiye girmeye başladıkça, sıkıntılar patlak verdi” diyor. 

Karşılıklı güvensizlik 

“İlişkilerin bu kadar sorunlu olduğu başka bir dönem olmadığını” vurgulayan diplomatik ve askeri kaynaklara göre, “Batı, büyük ölçüde Türkiye’ye güvenini yitirdi.” İlişkilere güvensizliğin hâkim olduğunu belirten kaynaklar, “Türkiye’de de Batı’ya karşı zaten var olan güvensizlik iyice derinleşti ve bunun temelinde büyük ölçüde iç politika yatıyor” ifadesini kullanıyor. 

Diplomatlar, Batı’daki güvensizliğin kaynağı olarak, büyüyen popülizmin körüklediği İslamofobi ve mülteci sorununu görürken, Suriye krizi ve S-400’ün sorunu daha komplike hale getirdiğini vurguluyorlar. 

NATO’da görev yapan Türk diplomat, Batı’da Türkiye’ye bakışın farklılaştığını belirtiyor: “Türkiye’nin Cumhuriyet kurulduğundan beri izlediği yolun dışında başka bir yola gittiği, esas amacın Batı’dan uzaklaşmak mı olduğu şeklinde şüpheler var. Özellikle Batılı kurumlarla entegre olmuş bir ülkenin davranışının öngörülebilir olması önemli.” 

Kriz gerçek mi, söylemsel mi? 

Diplomatlar ve askeri kaynaklar, Türkiye ve NATO arasındaki mevcut durumun gerçek bir krizden ziyade “söylemsel” olarak tanımlanmasının daha doğru olduğu görüşünde. NATO’daki Türk diplomat, “İş başındakiler NATO’nun önemini gayet müdrik durumdalar ama hamaset uğruna bir takım siyasi gerekçelerle böyle bir retorik kullanıyorlar” dedi.

Aynı kaynak, “NATO ile Türkiye arasında bir kırılma beklenebilir mi?” sorusuna “Hayır kesinlikle olmaz. Türkiye’deki NATO tartışmaları tamamen retorik seviyesinde” derken Kadir Has Üniversitesi'nden Prof. Serhat Güvenç bu görüşe katılmıyor: 

“Türkiye’nin S-400 gibi stratejik bir tercihe karar verip, bunda ısrarı, güvensizliğin kaynağıdır. Hiçbir şekilde esneklik göstermiyor Türkiye, stratejik bir tercih yapmış gibi görünüyor ve bu tercih NATO ile bir noktada yollarını ayırmayı da içeriyor.” 

Gerçek sorun S-400 

DW Türkçe’ye konuşan yetkililer, NATO’daki rahatsızlığın esas kaynağı olarak, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemini almasını ve bunu aktif hale getirmeye yönelik adımları gösteriyor. ABD’li NATO yetkilisi, “S-400’ler, NATO içinde ciddi bir krizdir. Rusya ile 2014’den sonra ortaya çıkan ilişkiler ağında Rusya gibi bir ülkeden S-400 alınması doğru değildir. ABD S-400’ün faaliyete geçtiğini ve sürekli kullanıldığını tespit ettiği anda ABD ile ilişkiler çok sıkıntıya girecektir” şeklinde konuşuyor. 

Yetkililere göre, NATO’nun hiçbir ülkenin alacağı silaha müdahale etmeye hakkı yok. Ancak NATO’da sadece üyelerle paylaşılan mekanizmaların olduğunu belirten yetkililer, NATO’ya tahsis edilmiş savunma sistemlerini, NATO üyelerinin faydalandığı istihbarat ve radar sistemlerini örnek gösteriyorlar. Söz konusu yetkililer, “Başka bir savunma sisteminin NATO’nun içine sokulması, Türkiye’nin vereceği bir karar değil. Bu kararı NATO verir. S-400’leri entegre edip, etmemekte NATO tek yetki ve söz sahibidir” ifadelerini kullanıyor. 

İki sistem birlikte çalışır mı? 

Türk tarafının tezine göre NATO’nun savunma ve saldırı aracı olarak kullanılacak Amerikan yapımı F-35 savaş jetleri ile ile Rusya’dan satın alınan S-400’ler bir arada çalışabilir. Savunma Bakanı Hulusi Akar geçen hafta Meclis’te bu teze örnek olarak Litvanya’yı göstermişti. Batılı kaynaklar ve Türk diplomatlar ise bu tezi doğrulamıyor. 

DW Türkçe'nin bilgisine başvurduğu ABD’li NATO kaynağı, “Litvanya’da S-400 yok, Kaliningrad’da var. Orası bir Rus toprağı ve bunlar kullanılmıyor” diyor. 

Litvanya’da S-400 olmadığını teyit eden Prof. Güvenç ise “Her iki sistemin aynı kullanıcının elinde olması sakıncalıdır çünkü bunlar birbirleri hakkında kısıtlamasız bilgi toplarlar. Bunun için beni ikna etmesi gerekmiyor F-35’in dokuz ortağını ikna etsin. Bu ortaklardan hiçbiri Türkiye’yi haklı bulmuyor” diye konuşuyor. 

Güvenç, “Bu bir hava savunma mimarisinin parçası olarak çalışamaz. F-35’ü ayrı, S-400’ü ayrı çalıştırmak da teknik açıdan mümkün değil” bilgisini veriyor. 

S-400’ün aktif çalıştırılması halinde, Türkiye’nin NATO’dan dışlanmayacağını ama birtakım önemli konuların Türkiye’yi dışarıda tutarak görüşebileceği belirtiliyor. Diplomatların ve askeri kaynakların ortak görüşü, F-35 toplantılarından dışlanan Türkiye’nin çeşitli alanlarda, dışlanmaya maruz bırakabileceği yönünde. 

Prof. Güvenç de, “Türkiye güvenilir müttefik konumunu kaybettiği için NATO içinde muhtemelen pek çok şey, Ankara ile görüşülmeden ya da Ankara’ya haber verilmeden başka kanallardan kotarılır ve Türkiye yalıtılır. Bu da Türkiye için NATO üyeliğini anlamsız hale getirir” öngörüsünde bulunuyor. 

5’inci madde tartışması 

NATO ile yaşanan gerginliklerden biri de, 5’inci Madde’nin çalıştırılmamasına ilişkin. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ekim’de “Biz bir NATO üyesi ülkeyiz. 5’inci Madde’yi gayet iyi biliyorlar. Terör örgütleri NATO üyesi olan Türkiye’ye saldırırken siz sessiz kalamazsınız” demişti. NATO’yu kuran 1949 tarihli Washington Antlaşması’nın 5’inci Madde'si herhangi bir üyeye silahlı saldırıya tüm İttifak’a yapılmış gibi ortak karşılık verilmesini düzenliyor. “Türkiye 5’inci Madde’nin işletilmesi için bugüne kadar talepte bulunmadı” diyen NATO kaynakları, bu maddenin sadece bir defa, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’da kullanıldığını hatırlatıyor. 

Öte yandan aynı kaynaklar, 1990’dan başlayarak, iki Körfez Savaşı ve Suriye krizi dahil olmak üzere İttifak içinde 4’üncü Madde’yi en çok işleten ülkenin Türkiye olduğunu ve başka örnek olmadığını vurguluyor. “Taraflardan herhangi biri, taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır” ifadelerini içeren madde, Türkiye tarafından Haziran 2015’den sonra sekiz ay içinde dört defa işletildi. 

(Aslı Işık, Deutsche Welle Türkçe)