Moskova'ya selam vizeye devam

Moskova'ya selam vizeye devam

24 Şubat 2019 Pazar  |   MG Özel

Yoksa gitmesini değil de, gidebilme ihtimalini mi seviyoruz aslında?.. Nereye mi? Moskova’ya tabii… 

Geçenlerde Rusya’ya vizenin kalktığı haberleri bayağı bir heyecan yarattı ama işin aslının öyle olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Bu kadar az Türk vatandaşının (2018’in ilk altı ayında 40 bin) gittiği bir ülkeye vizelerin kalktığı söylentisinin bile manşetlere çıkması ilginç bir durum haliyle… 

“Kuzey cephesinde yeni bir şey olmadığı için” yine vize alarak Moskova’nın kapısına dayandık! Avrupa Birliği (AB) ülkelerine vize almak, özellikle istenilen belgeleri toplamak açısından zorlu bir süreç. Rusya ise tam tersi: Vize almak kolay, girmek biraz zor. 

Bilenler bilir, Rus bürokrasisi insanı resmen süründürür, kendi vatandaşını da, yabancıyı da… Vize kuyrukları eskiden dillere destandı; Moskova’ya giden Türkler uçaktan çıkar çıkmaz ellerinde torbalarla rekortmen atletleri kıskandıracak şekilde depara kalkar vize kuyruğunda önlerde yer kapmaya çalışır, doldurulması zorunlu “deklarasyon formu”nu vakit kaybetmemek için sırada doldururdu. Bir kişinin pasaport kontrolünden geçme süresi 3-5 dakika sürdüğü için haksız da sayılmazlardı. Öyle ya, önünüzde 10 kişi olsa bile sıranın size gelmesi en az yarım saat sürüyor. 

Şimdi durum biraz düzelmişe benziyor, örneğin formu artık pasaport görevlisi dolduruyor, sizin sadece imzalamanız yetiyor. Yine de pasaport kontrolünden geçmek hala üç dakika kadar sürüyor. 

Eskiden havaalanından çıktıktan sonra “taksi mafyası”na teslim oluyor, Moskova’ya fahiş fiyat ödeyerek gitmek zorunda kalıyordunuz. Şimdi hemen hemen bütün havaalanlarından şehre trenle hesaplı şekilde ulaşmak mümkün. Örneğin, Domodedova Havaalanı'ndan kent merkezindeki Paveletskiy Vokzal'a (gar) 40 dakikalık tren yolculuğu 550 ruble (yaklaşık 40 lira)

2018’deki Dünya Kupası yabancı turistlerin işlerini kolaylaştırmış, çoğu yerde İngilizce yazılar var; metroda bile Rusçanın yanı sıra İngilizce anons yapılıyor. 

Moskova metrosunun (Moskovskiy Metropoliten) ününü duymuşsunuzdur, çoğu müzeye benzeyen 200’den fazla istasyonu her gün 7-8 milyon yolcuya hizmet veriyor. Özellikle 2000’li yıllarda sıkça yaşanan terör saldırıları nedeniyle girişlerde hala arama yapılıyor, trenlerde sık sık olası saldırılara karşı vatandaşların dikkatli olmasını isteyen anonslar duyuluyor. 1935 yılından beri hizmet veren metro, dünyanın trafiği en kötü kenti Moskova için ciddi bir seçenek. Yine de, özellikle lüks araç sahipleri “halka karışmamak için” trafik sıkışıklığını göze alıyor. 

Rusların çok okuduğuna ilişkin yerleşmiş bir kanı vardır. Tam da biz oradayken bu konuda bir istatistik açıklanıyor: Geçen yıl Rusya’da toplam baskı adeti tam 432 milyona ulaşan yaklaşık 117 bin kitap yayınlanmış.  

Peki metroda durum nasıl? 

Bulunduğumuz vagonda ayak üstü bir anket yapıyoruz… 30 kişi var, bunlardan 12’si cep telefonuna bakıyor, biri defter okuyor, kalanlar da -bizde olduğu gibi- sabit bakışlarla etrafı seyrediyor. Tabii, bizim anketimizin bilimsel bir yanı yok… 

Söz ulaşımdan açılmışken taksi meselesine değinmemek olmaz… 
 

 

Moskova’nın en büyük sorunu mucizevi bir şekilde çözülmüş. 

Eskiden Moskova sokaklarında damalı taksi bulmak son derece zor olduğu için yola çıkar, elinizi kaldırır, önünüzde duran herhangi bir arabayla pazarlık yapmaya başlardınız. Şimdilerde ortalık taksiden geçilmiyor, üstelik Yandex Taxi ve Uber dahil en az beş şirketin uygulamaları sayesinde cep telefonunuzdan ayağınıza taksi çağırmak mümkün, hem de gayet hesaplı ücretle. 

Arkadaşımla bir taksi çağırıyor, oturuyoruz. Aramızda Türkçe konuştuğumuzu duyunca “Türk müsünüz” diye soruyor. Adının Rahim olduğunu, Azerbaycan’ın Gence kentinden geldiğini, oğlunun Malatya’da okuduğunu anlatırken, aniden torpido gözünü açıyor, “Yer misiniz” diyerek Türk baklavası ikram ediyor. 

Bir başka seferinde ise, yine Rus olmayan sürücü önce tipimize bakıp, “Hristiyan mısınız” diye soruyor, cevabımız üzerine “O zaman selamünaleyküm” diye bizi selamlıyor. Adının Sabir olduğunu, Özbekistan’ın Buhara şehrinden geldiğini anlatıyor, Rus’a benzememesi nedeniyle trafik polisinin sık sık durdurmasından yakınıyor. 

Moskova yollarındaki değişim taksilerle sınırlı değil, bir süredir devrim niteliğinde bir olay yaşanıyor. Eskiden sürücüler yayaların haklarına hiçbir şekilde saygı göstermez, hatta Rusçada “zebra” denilen yaya geçidinde durmak, yavaşlamak bir yana, inadına gazı köklerdi. Birkaç yıl önce çok sayıda çocuğun öldüğü bir kazanın ardından yaya geçidinde durmak yasayla zorunlu hale getirildi. Kısa sürede yerleşen bu kural inanılmaz bir başarıyla uygulanıyor, tıpkı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ayağınızı “zebra”ya uzattığınız an bütün arabalar hemen duruyor. Tabii ucunda ceza var ama yine de güzel… 

Bir seferinde de, arkadaşımla adres ararken bir kadın yanımıza yaklaşıyor ve İngilizce “Yardım edebilir miyim” diye soruyor. “Başımıza taş yağacak” dedirten güzel bir değişim daha… 

Değişim bunlarla sınırlı değil, özellikle Moskova’nın merkezi neredeyse baştan aşağı yenilenmiş, çağdaş bir görünüme kavuşmuş. 

Dört yıldır Batı’nın yaptırımlarıyla körüklenen ekonomik krizin pençesindeki Rusya’da bu alanda fazla bir değişiklik yok ama insanlar artık kriz koşullarına uyum sağlamış durumda. Merkez Bankası'nın 2019 için koyduğu yüzde 4.3 enflasyon hedefine küçük bir sapmayla da olsa ulaşılması bekleniyor. Döviz cephesinde ise durum aynı: Şu anda bir Amerikan doları 65, bir Euro ise 74 ruble civarında. 

Neredeyse 10 yılda bir krizle karşılaşan Ruslar bir türlü huzura eremedi. Tabii asıl yıkıcı olan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının yarattığı psikolojik travmaydı. 

Biz oradayken, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dimitriy Peskov’un Hürriyet’ten Nalan Koçak’a yaptığı açıklamadan o günleri hatırlatan bir paragraf haliyle dikkatimi çekiyor. Peskov, Koçak'ın "Milliyet'in Moskova ofisinde çalışmak istediğiniz bir dönem vardı…" demesi üzerine şunları söylüyor: 

"Evet. Gazetecilik okumadım, bu yüzden benim için kesin bir çekiciliği yoktu. Cenk Başlamış Milliyet'in Moskova ofisindeydi, biz de arkadaştık o zaman. Yine de öğrenmek ve bilgi almak ilgimi çekiyordu. Gazetecilik benim için bilinmeyen topraklardı." 

Gerçekten de, Moskova’ya ilk gittiğim 1989 yılında kısa süre sonra ortak arkadaşımız Tunç Topkara vasıtasıyla Dima'la (Dimitriy’nin kısaltılmışı) tanışmıştık. Bir süre sonra samimi olduk ve onun kırmızı Lada’sıyla sık sık lokantalara, gezmeye gitmeye başladık. Moskova’ya yeni geldiğim ve Rusça bilmediğim için üçümüzün ortak dili Türkçeydi, Moskova'daki Lomonosov Üniversitesi'ne bağlı Asya-Afrika Enstitüsü’nde okuyan Dimitriy son derece güzel konuşuyordu. Sonradan Türkçesini resmi görüşmelerde tercümanlık yapacak kadar iyice geliştirdi. İşin Milliyet Moskova Bürosunda çalışma kısmını doğrusu hatırlamıyorum ama gerçekten de arkadaştık. Sonradan Allah Dimitriy’e “yürü ya kulum” dedi, biz de onun başarılarıyla gurur duyduk. E malum, insanın arkadaşı her gün Kremlin sözcüsü olmuyor! 

Peskov’un aynı açıklamasında Rusya'nın Türk vatandaşlarına uyguladığı vizeyle ilgili bir bölüm de var: 

“Vize konusunun giderek daha iyi bir hâl almasını umuyorum. Vizenin getirilmesi için iyi bir neden olduğunu unutmayalım, yani kriz. Bu sanki bir dövüşten sonra bir insanın vücudunda kalan ve iyileşmesi zaman alan morluklar gibi… Bunun için de zaman gerek…" 

Kısacası Moskova'ya selam, vizeye devam...