Modern mağaramız

Modern mağaramız

15 Ekim 2020 Perşembe  |   Köşe Yazıları

İnan Özbek

Platon’un (Eflatun) felsefenin temel ayırımı olan idealizm-materyalizm denkleminde esas olarak idealizmi temsil etmesinden ötürü, pozitivist ve maddeci düşünürlerce felsefesi kimi açılardan eleştirilse de, çoğu düşünüre göre bütün bir Batı felsefesi onun ayak izlerinin toplamıdır. Hatta Emerson’ın deyişiyle, "Bugüne kadar düşünülen ve konuşulan her ne varsa ucu Platon’a çıkar." 

Felsefesiyle tıpkı kutup yıldızı gibi ortada parıldayan ve diğer yıldızların onun etrafında döndükleri Platon, düşüncelerini anlatırken çeşitli alegorilere (benzetmelere) başvurmuştu. Bu benzetmelerden biri de hocası Sokrates’i konuşturduğu diyaloglarından oluşan “Devlet” adlı ünlü eserinde geçen “mağara” benzetmesidir. 

Filozofun olağanüstü incelikteki mağara benzetmesi özetle şu şekildedir: İnsanlar bir mağarada ellerinden, ayaklarından ve boyunlarından zincirlenmiş, yüzleri duvara dönük bir halde oturmaktadırlar. Boyunlarından da zincirlenmiş bulundukları için sürekli karşıya bakan insanların görebildikleri tek şey, tepeden sızan bir parça ışığın duvara yansıttığı kendilerinin ve etraftaki çeşitli nesnelerin gölgeleridir ve insanlar yaşamdaki tek gerçeğin işte bu gölgeler olduğuna inanmaktadır. Mağaradan çıkıp dışarıdaki gerçek dünyada olanı biteni gören birisi mağaraya dönerek oradakileri, duvarda gördüklerinin gerçek olmadığına, gölgelerden ibaret olduğuna, dışarıda bambaşka bir dünya bulunduğuna ikna etmeye çalışsa da bunda çok zorlanmış, tek gerçekliğin mağarada gördükleri olduğuna inanan insanların hücumuna uğramıştır. 

Platon’un işte bu muhteşem benzetmesi, binlerce yıl sonra bugün günümüz insanının durumunu çok berrak bir biçimde anlatmaktadır aslında. İnsanı insan yapan düşünme yetisini gittikçe daha az kullanan, iktidarın, cemaatin ya da ait olduğu sosyal çevrenin kişiye, gerçeğin bilinmesinde sakınca bulunmadığı kadarını ya da çarpıtılmışı veya düpedüz yalan olanı göstermesi ve anlatması, bireyin de bu verilenlerle yetinmesi, sorgulamadan, soru sormadan ve herhangi bir çekince koymadan peşinen kabul edip yegane gerçekler olarak düşünmesi, günümüz bireyini Platon’un mağarasına hapsetmiştir. 

Düşünme becerisini askıya aldığı için dünyayı daha çok görerek ve duyarak algılayan, zor ve zahmetli bir iş olan düşünmektense gösterilene ve anlatılana inanma kolaycılığını seçen modern birey mağaradaki ikametini sürdürmektedir. 

Her gün televizyonundan, bilgisayarından ya da işte telefonundan gösterilen sayısız görselin ve sunulan bilginin üzerinde düşünmeyen, tartmayan ve bunları hızlıca kabul eden birey, yalanlar ve çarpıtılmış bilgilerle dolmakta olan hafızasına yeni şeyler eklemektedir. 

Çıkılması oldukça zor olan mağaradan kurtulabilen ender insanlar, düşünerek ve cesaretle sorgulayarak elde ettikleri gerçek bilgileri mağaradakilere anlatmaya, onları gerçeklerle yüzleştirmeye çalışmakta fakat benzer şeyleri seyretmekten körleşmiş, aynı şeyleri dinleyip durmaktan sağırlaşmış bireylere seslerini duyuramamaktadırlar. Çünkü gerçekleri anlatmaya çalışanların cılız sesleri, mağaranın gürültüsünde kaybolup gitmektedir. 

Yalan ve abartı, hele ki kişilerin işlerine yarıyorsa pazarlanması oldukça kolay ve de güvenlidir. Oysa ki, gerçeği anlatması zor ve risklidir; onunla yüzleşmek cesaret ister. Yalan ve çarpıtma aslında bir şeyleri olmadığı halde hasta olduklarını düşünen insanlara verilen ve onlarda psikolojik bir rahatlama sağlayan ancak gerçekte hiçbir etkileri olmayan ilaç benzeri "plasebo"ya benzer; oysa ki gerçek acı fakat iyi bir ilaç gibidir, yutulması zor olsa da iyileştirir. 

O zaman bireyin yapabileceği en akıllıca iş sızan zayıf ışıkla gölgeleri gösterecek kadar az aydınlanan mağarada bir mum yakmak ve çıkışın yolunu aramaya koyulmaktır.

Kaynak: Devlet-Platon