Mesele İdlib değil

Mesele İdlib değil

2 Mart 2020 Pazartesi  |   Günlük

Gazeteci Cenk Başlamış, Türk-Rus ilişkilerini Cumhuriyet gazetesi için yazdığı makalede değerlendirdi:

Türkiye ile Rusya arasında uzun süredir devam eden “İdlib çekişmesi”, 36 Türk askerin şehit edilmesiyle iyice tehlikeli bir sürece evrildi. 

Saldırının ardından iki ülkenin liderleri, Recep Tayyip Erdoğan’la Vladimir Putin’in telefonda konuşması yüksek tansiyonu bir nebze aşağı çekse de nasıl bir finale sürüklendiğimiz hâlâ meçhul. Türkiye ve Rusya’da, özellikle iktidarın kontrolündeki medyada sert yorumlar, suçlamalar, felaket senaryoları havada uçuşuyor. Saygın Rus gazetelerinden Kommersant bile manşetinde iki ülkenin tehlikeli şekilde çatışmanın eşiğine geldiğini yazıyor, hatta başlıkta kelime oyunu yaparak “İdlib’de ya savaş ya da barış” diyor. 

Günlük siyaseti ve iki taraftan savaş çığırtkanlığı yapanları bir kenara bırakarak Türk-Rus ilişkilerine bir adım çekilip baktığımızda yaşananların çok da sürpriz sayılmayacağı, dahası meselenin aslında İdlib olmadığı görülüyor. 

İlişkilerin yakın geçmişini değerlendiren her yazıda 24 Kasım 2015 tarihine, yani Türkiye’nin hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağını düşürdüğü güne mutlaka atıfta bulunulması gerekiyor. 

“Uçak krizi”, taraflar arasındaki göreli dengeyi bozmak ve inisiyatif üstünlüğünün Rusya’ya geçmesine yol açmakla kalmadı, “vazo”yu kırarak iki ülkenin tarih boyunca, son olarak 1990’larda yaşadığı güven sorununu yeniden canlandırdı. 

Türkiye’yi yönetenlerin son dönemde Moskova’ya yönelmiş görünmesi taktik nedenlere mi, yoksa alternatifsizliğe mi bağlıydı bilinmez ama Rusya 24 Kasım sonrası gardını hiç düşürmedi. 

Hırslı ve iddialı iki ülkenin Suriye’deki iş birliği koşulların dayattığı geçici bir birliktelik(ti). 

2000’li yılların başından beri Rusya’nın taktiği hiç değişmiyor: Bölgesel rakibi Türkiye’yi “kontrol edebileceği” yakınlıkta tutarak hem ikili ilişkilerde hem de uluslararası alanda maksimum yarar sağlamak. Türkiye Rusya’nın oyun planına sadık kaldığı sürece sorun çıkmıyor, tersi olunca Moskova’da kaşlar çatılıyor. 

İdlib’deki yüksek gerilimin nasıl son bulacağı, iki tarafın sınırlı da olsa bir çatışmaya kadar gidip gitmeyeceği şu an için belirsiz. Yine de, çıkarların ve sağduyunun ağır basacağı ve iki bölgesel rakibin sıcak temastan kaçınacağı varsayılabilir, en azından öyle olması umut edilir. 

Ama öyle görünüyor ki, Türk medyasındaki “Türk-Rus balayı” ve “stratejik ortaklık” methiyelerinden bir süre mahrum kalacağız! 

Rusya ne dostumuz ne de düşmanımız; ulusal çıkarlarımızı önde tutarak pek çok alanda iş birliği yapabileceğimiz, yapmamız gereken bir ülke sadece.