Mesele Ali Koç değil

Mesele Ali Koç değil

14 Ağustos 2020 Cuma  |   Mentor

Mentor

Ağzında "gümüş kaşıkla doğmuş", yaşamı tanımakta zorlanan biri olduğunu söylemiştim Ali Koç'un; bence doğruydu ama ligde alınan başarısız sonuçların ardından bir taraftar psikolojisi ile hak ettiği bir övgüyü yazmayı unuttum. Daha doğrusu biliyordum ama o an içimden gelmedi. 

Önce Koç ailesinin kurumsal kültür yaratmadaki başarısını söylemek lazım: Şu anda Türkiye'nin büyük sermaye gruplarının çoğu aile içi sorunlarla uğraşıyor veya ikinci kuşağa geçme konusunda büyük sorunlar yaşıyor ama Koç Grubu 3. kuşak tarafında en ufak sıkıntı yaşamadan yoluna devam ediyor. 

Aslında ben Ali Koç'lara karşı biriyim çünkü kaynaklar kıt olduğuna göre birinin aşırı zengin olması bir çok insanın sefaleti anlamına geliyor ancak her şeyin ortak olduğu sosyalist sistem de refah üretmede başarısız. Sanırım en iyisi İskandinav demokrasisi ancak konumuz bu olmadığı için uzatmadan yazımıza dönelim. 

Koç Ailesinin üçüncü kuşağı olarak Ali Koç'ta dededen gelen çok güçlü bir esnaf kültürü var. Çok zengin ve eğitimli olmasına rağmen züppe tavırları yok, insanlara saygı gösteriyor. 

Nezaketi içselleştirmiş, bunu bir mecburiyet olarak değil bir yaşam biçimi gibi görüyor. Holiganizmin bizim ülkemize özgü "Ezik (varoş) holiganizmi"ne dönüştüğü bir yerde çok önemli bir özellik. 

Kısaca bu "Ezik holiganizmini" de açıklamak lazım: Paraya pula kavuşmuş ama toplumda genel bir saygınlık elde etmede başarısız olmuş, yapı itibarıyla çoğu Türkiye'nin köyden kente dönüşümünde "fırsatçılıktan" para kazanmış insanlar. Futbola da eksik olan bu saygınlığı gidermek için giriyorlar ama maalesef onların kaba, vulgar, nezaketten uzak, fırsatçı ve çıkarcı tavırları yüzünden futbol kirleniyor. Bu yüzden Ali Koç'un nezaketi Türk futbolu için kesinlikle önemli. 

Koç Holding'in kültürüne uygun olarak günlük çıkarlara ve sonuçlara değil sistemlere ve uzun süreli planlara inanıyor. Tek başına kurtuluşa değil sistemin kurulduğu bir ortamda rekabete inanıyor. "Sadece ben kazanayım diğerleri ölsün" diyen bir varoş kültürünün hakim olduğu futbol için bu da çok önemli bir değer ve örnek oluşturuyor. 

Ayrıca "tutkulu", böyle bir tutku aslında ülkemiz iş adamı tiplemesi için çok uygun değil. İnandığı bir şey olması ve tavizsiz bunun arkasından gitmek Türk iş adamı için de örnek bir kavram ve topluma da fayda sağlayacak önemli bir özellik çünkü genelde Türk iş adamı "Ben paraya bakarım kardeşim, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" anlayışındadır ama Ali Koç para kazanmakla hiç ilgisi olmayan, tamamen sosyal bir konuda, bırakın parasını zamanını harcıyor, canının yanmasını önemsemiyor. Çok önemli, bugün Fenerbahçe, yarın kadın sığınma evleri, öteki gün olanağı olmayan çocuklar için okul yapacak iş adamlarına örnek. 

Bunlar yaşadığımız toplumda çok değerli özellikler... 

Aslında gördüğünüz gibi konu Fenerbahçe ve diğerleri değil. Türkiye'nin köyden kente geçişi çok hızlı olmuş, kente hızla akan insanları "kentlileştirememişiz." Ancak bu hızlı akış kaos ve fırsatlar yaratmış, bu kaos ve fırsatları kendi çıkarı için kullanan ve para kazanan, diğer ülkelerdeki burjuvazinin aksine bizde çarpık, varoş, görgüsüz, çıkarcı ve fırsatçı bir burjuvazi oluşmuş. 

Diğer ülkelerde köyden kente tarımdan sanayiye geçerken burjuvazi "mavi kanlı" aristokrasiyi tasfiye edip demokrasi, sanat, kent kültürünün gelişmesine öncülük etmiş ancak bizde bu yapı sağlıklı işlemediği için ortaya çıkan burjuvazi tam anlamıyla varoş burjuvazisi olmuş ve toplumun çöküşüne, geriye gidişine, ahlakının ve kimliğinin bozulmasına yol açmış.  

Bu nedenle konu Ali Koç ve Fenerbahçe değil, konu Türkiye'nin artık köyden kente göçün durduğu dönemde o hızlı geçiş esnasında oluşan anormallikleri tasfiye edip sağlıklı bir kent yapısı kurma süreci. 

Bu sürece elbette Koç önderlik etmiyor, bu kendiliğinden bir süreç ama şu anda o ve Fenerbahçe önemli birer örnek, Türkiye'nin kentlileşmesine katkı sağlıyorlar bir anlamda. 

Ben sportif konular dışında Fenerbahçe'nin sosyal olaylarda öne çıkmasına karşıyım, yazılarımı okuyanlar bilir çünkü bu konulara girince hedef oluyorsun ve futbolun önüne geçiyor, o yüzden doğru bulmuyorum. Ancak doğru bulmak başka şey, yaşamın kendisi başka şey; ben fakirliği de doğru bulmuyorum ama yaşamın içinde var. 

İşte Fenerbahçe'nin bu tür olaylarda sorumluluk alması doğasında var çünkü kulübün hikâyesi Cumhuriyet sonrası yaratılmaya çalışan, sonrasında sanayileşme ile kendiliğinden gelişmeye devam eden kent kültürü ile kesiyor. Ali Koç'lar, Murat Ülker'ler, Ferit Şahenk'ler boşuna Fenerbahçeli değil. Aslında çok farklı insanlar, çok farklı yaşam görüşleri var ama ortak noktaları kentli olmaları. 

Kentliyi de bir üstünlük olarak söylemiyorum. Bir organizasyon olarak söylüyorum, tamamen farklı dinamikleri var, yaşamak için sosyal bir kültür şart, nezaket, saygı, işbirliği şart ama köy daha çok kendine yeten bir organizasyon.  

Yani konu Ali Koç veya Fenerbahçe konusu değil, konu iyiyle kötü arasında ve maalesef ben istemesem bile Fenerbahçe tekrar bu işin merkezinde...