Medya ve 'demokraaasi' tarihimizden…

Medya ve 'demokraaasi' tarihimizden…

22 Haziran 2020 Pazartesi  |   Serbest Kürsü

Adnan Genç

Medyada 44 yıldır varım; yazıyorum, yapıyorum; kuruyorum ve kapatıyorum… Kapatma kısmından başlayayım, çünkü hakkımızda dava açıyorlar ve ya paramız yok diye ya da bu yaşta bununla uğraşmayalım diye, efendice uzaklaşıyoruz sektörden, fakat başka iş de bilmiyoruz; kıyıdan bacadan derken, sektörün içine dalıyoruz gene…  

Size medya ve demokrasi konusunda ahkâm keseceğim; şaka şaka, birkaç anıdan süzülen notları, aktaracağım…

Biliyorsunuz, kimi gazeteci bildiğimiz arkadaşlarımız üzerinden; ‘Medya mensubu böyle mi olur; araştırmadan mı yazar; nesnel habercilik nerede kaldı, koca Yaşar Kemal’e dil uzatmak da neyin nesi; taaaa Amerikalar’dan kalkıp burada yasal düzlemde mücadele eden siyasiler için akla hayale gelmeyen iddialarda bulunmak’ gibi konular, bizi de demokrasi ve medya konusunda ilginç bulacağınızı düşündüğüm bir hikâyeyi yazmaya yöneltti… 

Süleyman Demirel, Zincirbozan günlerini arkasında bırakmış ve bal rengi şahsi Mercedes’i ile Cağaloğlu Milliyet’in önüne çekmiş, arabasını… Yazı İşleri Müdürümüz, kapıda karşılayıp, 2. kattaki yazı işleri toplantı salonuna aldı, eski başbakanı. Bütün konuşması tastamam, bir demokrasi havarisi kıvamında. 

Medya şöyle iyidir, böyle şaaahanedir, demokraaasi için elimizden geleni ardımıza koymayalım falan diyor. Yarım saat sürdü zaten. Ayağa kalktı hepimizle tokalaşıp, aman işinizin önemini unutmayın, sizler bir tanesiniz tadında epeyce laf daha edip, adlarımızı öğrenerek asansöre yöneldi. Biz de kapının önüne koşuşturup; ‘abdesthane ibrikleri’ gibi yan yana dizilerek, yolculuyoruz muhteremi.

Baktı ki kalabalık 20 kişi falan. Caddede zaten olur o kadar kişi; hemen geri döndü ve sıra başından başlayarak, gene aynı şeyleri söyledi ve ekstradan bir de öpüp, kokladı. Bir arada dönüp baktı ve 200 kişi falan bir kalabalık görünce, son iki arkadaşımızı da öpmeden arabasına yöneldi. Şapkasını çıkardı ve havalandırarak geniş biçimde salladı ve gülümseyerek arabasına bindi, gitti. 

Böylece 200 kişinin hayatına karışmış oldu. Hayli pratik bir kurnazlık…

Son bir not: Musa Ağacık da Melih Aşık yanında çalışıyor. Gece kimseciklerin olmadığı sokaklara, pencereyi açıp, ‘Babaaaa, bizi kurtaaaarr’ diye, bağırıp durdu. Ama.. Neyse, bu amadan sonrası da üç ciltlik bir kitap olur, yazmayalım…