Medusa ve İstanbul Sözleşmesi

Medusa ve İstanbul Sözleşmesi

28 Ekim 2020 Çarşamba  |   Köşe Yazıları

Emre Dilek

Bir çift evlerinde 3 kız kardeşe ev sahipliği yapmaktadır. Kızlardan bir tanesi çok güzel ve alımlıdır. Evin erkeği bu kıza ilgi duymaya başlar. Bir müddet sonra arzularına hâkim olamaz ve kıza tecavüz eder. Bunu öğrenen eşi ise kızı cezalandırır hatta öldürmek için adam tutar. 

Böyle bir haberi nasıl atladığınızı mı düşündünüz? Merak etmeyin olay güncel değil, mitolojideki Yılan Saçlı Medusa’nın hikâyesi. Atina'daki Athena tapınağında üç kız kardeş Sthenno, Euryale ve Medusa yaşıyormuş. Bütün kadınlar Medusa'nın güzelliği kıskanırmış ama o kendisini tanrılara adamış. Athena da kızı kıskanıyormuş ama kendisi tanrıça, Medusa ise ölümlü olduğu için umursamıyormuş. Tanrıçanın eşi Poseidon da Medusa’nın güzelliğinden etkilenip ona âşık olmuş aynı şekilde o da bir tanrı olduğu için bunu açıkça ifade edememiş. Arzularına yenik düşen Poseidon bir gün Medusa’ya tapınakta tecavüz ediyor. Kendini aşağılanmış kabul eden Athena kızı yılan saçlı yeraltı canavarı olan Gorgonlar’a çeviriyor ki, yüzüne bakan herkes taş olsun. 

Kadınların tıp okumasının yasak olduğu başka bir diyarda bir kadın yurt dışına tıp okumaya gider. Ülkesine döndüğünde erkek kılığında doktorluk yapmaya başlar. Fakat sadece kadınlara baktığı için dikkat çeker. Diğer doktorlar kadınları baştan çıkarmaya çalıştığı şikâyeti ile ölüm cezası ile verilmesi için onu mahkemeye çıkarır. Hangi ülke acaba diye merak mı ettiniz? Etmeyin. Çünkü Antik Yunan’dan Agnoice’nin hikayesi. 

Antik Yunan’da kadınların hekimlik yapması ve tıp okuması yasaktı. Bu yasağa karşı çıkan, en büyük ideali hekimlik olan Agnodice erkek kılığında Mısır’a tıp okuluna girer ve Herophilos’un öğrencisi olur. 

Eğitimini tamamladığı dönemlerde Atina’da gezerken doğum sancısı çeken bir kadının çığlıklarını duyar. Kadının yanına koşarak yardım etmek ister ancak Agnodice’in erkek olduğunu düşünen kadın ona izin vermez. Agnodice kıyafetlerini kaldırarak kendisinin kadın olduğunu kanıtlar ve kadına doğum yaptırır. Ağızdan ağıza yayılan bu hikâye tüm kadınların tedavi için Agnodice’i istemesine sebep olur ve çok aranan doktor olur. 

Diğer doktorlar bu durumu kıskanır, Agnodice’i kadın hastaları baştan çıkarmakla suçlarlar üstelik kadınların da onu görmek için hasta numarası yaptıklarını öne sürerler. Bu suçlamalar ile mahkemeye çıkarılan Agnodice halk mahkemesi önünde Atina’nın önde gelen adamları tarafından mahkûm edilir ve idam cezası alır. Hayatını kurtarabilmek adına Agnodice gerçek cinsiyetini açıklar.

Bu defa da kadın olarak tıp eğitimi aldığı ve hekimlik yaptığı için ölüm cezasına çarptırılır. Ancak başta yargıçların eşleri olmak üzere tüm kadınlar ayaklanır Agnodice’in ölmesi halinde tüm kadınların da onunla birlikte ölüme gideceklerini söylerler. Kalabalığın ve eşlerinin baskısına dayanamayan yargıçlar Agnodice’in mahkûm etmekten vazgeçerler ve bu tarihten itibaren “kadınlara bakmak" şartıyla kadınların da hekimlik yapmasına izin verilir. "Tarihteki ilk jinekolog" diye adlandırabiliriz.  Ek bir bilgi: Jinekololoji Yunanca kadın (γυνή-gyne) kelimesinden gelmektedir. 

Neyse devam edelim... Kızının resim yapmaya yeteneğini fark eden baba ona ünlü bir ressamı hoca olarak tutar. Fakat kız gelişip serpilmeye başlayınca hoca kıza tecavüz eder hatta ciddi şiddet uygular.  

Korkmayın bu da ülkemizden güncel bir haber değil. 17. yüzyılın Caravaggio sonrası en iyi ressamlarından kabul edilen Artemisia Gentileschi’nin trajik hikayesi. 

Kadın olduğu için sanat eğitimi alması mümkün olmadığından kendisi de tanınmış bir ressam olan babası Orazio Gentileschi dönemin ressamlarından Agostino Tassi’yi eğitmen olarak tutar. Bir müddet yoğun resim çalışmalarının ardından bir çalışma sırasında Tassi Artemisia’ya tecavüz eder. Daha sonra bir süre daha evleneceği sözünü vererek onu oyalayan Tassi ilişkiye devam eder. Evlenmeye yanaşmaması üzerine baba Orazio o dönemde pek de alışık olunmayan bir karar ile kendisini mahkemeye verir. Mahkeme süreci Artemisia için zorlu geçer. Yalancı şahitler, bekaret kontrolleri ve o dönemin hukuk anlayışına göre suçlayan kişinin işkenceye maruz kalarak iddiasının gerçek olduğunu ispat etmesi gibi uygulamalardan geçmek zorunda kalır. Bütün bunların neticesinde Tassi bir yıl ceza alır ve Roma dışına sürgüne gönderilir ama bir sanatçı olduğundan Papa’nın himayesinde geri döner cezasını çekmez. Ardından Gentileschi’yi dönemin en önemli ressamlarından biri yapan süreç başlar Floransa’ya gider ve ünlü eserlerini yaratır. 

Neyse ki insanlık bu ve benzeri mitolojik hikayeler ve yaşanmış trajik olaylardan ders çıkarmasını bildi. Günümüzde kadınlar hiçbir ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmadan toplumda eşit şartlarda birer birey olarak yerlerini aldılar.  

Yazıyı bu şekilde bitirmiş olmayı çok isterdim ama maalesef mümkün değil. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık bir şekilde devam etmekte. Ülkemiz özellikle kadına şiddet konusunda maalesef ne toplum olarak ne de hukuk sistemi olarak iyi bir sınav verebiliyor. Bu sebeple son dönemde tartışmaların odağı olan "İstanbul Sözleşmesi"nin bu konuda atılmış en somut adım olduğu düşüncesindeyim. İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik her tür şiddete karşı hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan ilk uluslararası belgedir.

Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyan sözleşme bugüne kadar Türkiye dâhil 34 ülke tarafından onaylandı. Türkiye, sözleşmeyi imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaladı, 14 Mart 2012 tarihinde ise onayladı. Böylece Türkiye sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu. Böyle de kalmalıdır. 

“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.” 

Mustafa Kemal Atatürk