Mecburiyetten...

Mecburiyetten...

10 Ocak 2019 Perşembe  |   Köşe Yazıları

Beni buraya neden getirdiğinizi ve neyle suçladığınızı çok iyi biliyorum. Yaptığım şeyleri yapmadığımı söyleyecek de değilim. İnsanın bazen çaresiz olduğu zamanlar olur. İşte ben de çaresizliği o kadar yoğun bir şekilde yaşıyordum ki, bunları yapmaktan başka bir şansım yoktu. Evet, hepsini yaptım; beni suçladığınız her şeyi, şu anda yapmış olmaktan utandığım her şeyi yaptım.

Adımı Rabia olarak biliyor herkes, aslında değil, Reyhan benim adım. Hani bir zamanlar çok meşhur olan "Dağlar kızı Reyhan" türküsünden almış ismimi babam. Beni fotoğraflarda gördüğünüz gibi kapalı bir kadın da değilim. Size şu anda dini görüşlerimi açıklamamın gereği yok; ama sadece şunu söyleyebilirim,inançlı biri olmama rağmen kapanmayı hiç düşünmedim. Fotoğraflarda beni kapalı olarak görmenizin sebebini birazdan anlatacağım izin verirseniz.

Babamın İngiliz vatandaşı olup, adının Ceykıp olması da kocaman bir yalan. Babamın adı Yakup'tur. Edirnelidir kendisi.Dünya Bankası'nda üst düzey yöneticilik yaptığı ve oradan emekli olduğu yalanına hiç girmek istemiyorum. Burada doğru olan tek şey, babamın bir bankacı ve çoktan batırılmış bir bankadan emekli olduğu. Annemin adı Zeynep, o konuda yalan söylemedim. Sadece siyasi ilişkileri konusunda küçük yalanlar söylemiş olabilirim. Gerçi annemin siyasetle tek yakınlığı seçim zamanı oy verdiği partinin adayı ilçede miting yaparken, parti bayrağı sallamaktan da öteye geçmez. Tekirdağ doğumlu olmasını da atlamayalım bence. Ha bir de dedemin adı Benjamin değil, Bünyamin...

Sizin anlayacağınız, benim çifte vatandaş olduğum koca bir yalan. Yani Trakyalı olmam münasebetiyle ne kadar Avrupalı sayılırsam, o kadar Avrupalı'yım. Pasaportum olmadığı gibi, Pazarkule'den Yunanistan'ı görmek dışında Avrupa'da bir yer görmüşlüğüm yok.

Neden benim böyle başka bir kılığa girdiğimi ve o fotoğrafları çektirdiğimi soruyorsunuz öyle mi? Anlatıyorum:

Hakkımda yeterince inceleme yapmış olmalısınız. Memleketin iyi bir üniversitesinden, iyi bir derece ile mezun oldum. 2 tane yabancı dil biliyorum, yüksek lisans yaptım. Elime ne geçerse okurum, sosyal yardım projelerinde çalıştım ve 6 ay öncesine kadar iyi bir işim vardı. Sonra işten kovuldum ve çalmadığım kapı kalmadı. Her gün " biz sizi ararız" cevabı almaktan bıkkınlık geldiği bir sırada sosyal medyada yer alan fotoğrafları görünce şeytana uydum işte. Hayatım boyunca çevremdeki herkese yardımcı olmaya, onların sorunlarına çareler bulmaya, bana danıştıkları konularda onlara fikirler önermeye çalıştım. "Acaba bana da danışmazlar mıydı?" diye düşündüm. Tabii bunun için önce kapalı olmak lazımdı.

Fotoğraflara gelecek olursak, koltukta bacaklarımı bir acayip şekle sokarak oturma fikri benim fikrim değildi. Ben aslında yere yatmış, çantam bir yere savrulmuş şekilde, suratıma aptalca bir ifade vermeyi düşünmüştüm başta. Ama öyle bir akım varmış zaten, çok tutmayacağını söyleyen fotoğrafı çeken arkadaşım, zorla böyle bir poz verdirdi bana. O fotoğrafı çektikten sonra iki gün yerimde duramadım bacak ağrısından.

Dilimi çıkardığım foto, tamamen doğaçlama. Arkadaşım beni o kadar kızdırdı ki, ona dil çıkararak cevap vermek istedim bir çocuk gibi. O sırada çekmiş beni o da. Maskeleri, İtalya'ya gitmiş olan Ayşegül Abla'dan aldık. En büyük pişmanlığım,topuklularla çektirdiğim o fotoğraf. Ayak bileklerim kalın olduğundan, bir de o kalın topuklarla çok kötü bir görüntü ortaya çıktığını biliyorum, ama yapmak zorundaydım.

Aslında baştan güzel gidiyordur her şey. Günah olmasına rağmen, her gün bir sürü layk alıyordum ve bana DM'den yürümeye bile başlamışlardı, danışmanlık teklifleri geliyordu tanımadığım sakallı adamlardan. Sonra bir gün foyam ortaya çıkıverdi benim. Arkadaşım, dostum olduğunu söyleyen Leyla denen o şırfıntı fotoğraflarımın altına benim açık (açık derken yanlış anlaşılmasın, başı açık) fotolarımı koyunca layklar da bitti, DM'den yürümeler de, danışmanlık teklifleri de...

Sonrası, karşınızdayım işte. Baştan da söylemiştim, insanın bazen çaresiz olduğu zamanlar olur. İşte ben de çaresizliği o kadar yoğun bir şekilde yaşıyordum ki, bunları yapmaktan başka bir şansım yoktu. Evet, hepsini yaptım; beni suçladığınız her şeyi, şu anda yapmış olmaktan utandığım her şeyi yaptım. Her şeyi mecburiyetten yaptım yani. Pişman mıyım? Evet pişmanım.Çünkü anladım ki, o pozlardan yüzlerce çektirsen de, bizim gibilere danışmıyorlar. İllaki bir terslik çıkıyor.

Son olarak ne mi söyleyeceğim? Beni layklayıp, bana DM'den yürüdükleri halde sonradan beni yüzüstü bırakan herkesi Allah'a havale ediyorum.

Hepiniz Müge Anlı'nın programına düşersiniz inşallah!