Matruşka!..

Matruşka!..

9 Nisan 2019 Salı  |   Köşe Yazıları

Çalışma odamdaki kitaplığın raflarından birinde tahta bir bebek duruyor. 

Yumruk haline gelmiş el kadar bir şey. 

Adı: Matruşka. 

O zamanki adıyla Sovyetler Birliği'ne giden bir sendikacı dostumdan istemiş, söyle demiştim: 

- Oralarda satılan tahta bebeklerden istiyorum. Hani şu karnından ikinci bebek çıkıyor, ikinci bebekten üçüncüsü, üçüncüsünden dördüncüsü… Sosyalist bir dostumun evinde görmüş, hayranlıkla bakmış, incelemiştim. İşte onlardan bir tane getirir misin? 

- Olur, dedi. 

Söylemişti ama şimdi hatırlamıyorum adını mağazanın, girmiş içeri isteğini anlatmış. 

- Haa, demişler, sen Matriyoşka istiyorsun. 

- Matriyoşka nedir.?

- Bebeğin adı. 

Matriyoşka, başı örtülü bir bebeğin, ya da bir köylü kadının adı; al yanaklı, kırmızı dudaklı, giysileri bol çiçekli. 

Kimi kaynaklara göre, 1890 yılında Moskova yakınlarında bulunan Abrentsevo Malikhanesi’ne ait “Çocuk Eğitim Atölyesi”nde doğduğu söylenir. El yapımı, oyma işçiliği ürünüdür. Yerel oyma sanatçıları Abrentsevo atölyesinde çalışmaya başlarlar. İsmini, güzel mi güzel ve çok beğenilen bir kadın olan Matrioska’dan aldığı söylenir. 

Bizim “Matruşka” dediğimiz bu bebekler hem oymacılık hem de Sovyet Rusya’nın ruhu ve imajıdır. 

Ne zaman sıkıntılı günlerimde çalışma odama girip kitaplığıma göz atsam, Matruşka’yı elime alır, evirir çevirir kurcalarım. Bir elim, gövdenin alt tarafında, diğer elim üstte, çeker çıkarırım, bir bebek, bir bebek daha, bir daha, bir daha, hepsi Matruşka.  

Düşünürüm… 

Geleneksel oyuncakların bir dili, kendine göre bir anlamı olmalı.  

Acaba doğurganlığı mı simgeliyor Matruşka, yoksa yeni bir umudun yeşermesi, habercisi midir?  

Ya ruhsal benliklere ne demeli, nasıl anlamalı? 

Ünlü halk ozanımız Yunus Emre ne güzel anlatır bu gibi durumları: 

- Bir ben var benden içerü...

Kimi insanların çevresini kimi zaman şaşırtması bundandır.  

Hiç beklemediğin bir anda cevval kesilir. Salladığında mangalda kül bırakmayan bir kişi gün gelir tökezler, pısırıklaşır. Gün gelir biri çıkar durgun ve çaresiz görünen insanların ruhlarında fırtınalar koparabilir. Bu gibi durumlarda kimi kişilerin ruh derinliklerinde bulunanlar birer birer çözülür, ortaya dökülür. 

 

                                

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’nın deyimiyle, “yavru muhalefet partisi” Genel Başkanı Devlet Bahçeli,  henüz resmi olmayan sonuçlara göre Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği 31 Mart Yerel Seçimleriyle ilgili açıklamalarda bulunup yeniden seçim istemiş. 

Demiş ki: 

- (…) İstanbul’da bir kargaşa yaşanmaktadır. 29 bin oy farkını değiştirecek itirazlar olmuştur. Ama bunlara rağmen seçimin üzerindeki akılcı yaklaşımlar, kaosa yöneliyorsa bu hatadan dönülmelidir. Yeni bir seçim düşünebilir. Süre 60 gündür. Seçimi yenileme demokrasinin gereğidir. 

Sanki, 31 Mart gecesi seçin sonuçları açıklanmaya başladığı saatlerde Binali Yıldırım 3 bin 500 oy öndeyken televizyonların karşısına geçip: 

- Kazanmak için 1 fazla oy yeterlidir, diyen sanki kendisi değilmiş gibi… 

Merak ediyor insan, biri çıkıp: 

- Kendi partinde, kendi delegelerinden kaçıp Genel Kurul'a neden gitmedin, dese ne cevap verecek?

Hadi diyelim ki, (bunun mantıklı bir açıklaması olmaz ama) buldun bir şeyler söyledin. Peki, işin siyasal etiğini, demokrasinin halkın özgür iradesiyle çok seslilikte bir değişim modeli olduğunu unuttun. Avrupa Birliği'ne (AB), demokrasiyle yönetilen diğer ülkelere nasıl anlatacaksın?

İşin bir de ekonomik boyutu da var: 

Domatesin, biberin, patlıcanın, soğanın neredeyse kuyumcu terazisizle tartılıp satılacak hale gelmiş bir ülkede seçim masraflarını kime yükleyecek, nasıl karşılayacaksın? 

Örnekler çoğaltılabilir...

Bir mesele daha var:  

Yavru Muhalefet Lideri Bahçeli, Fox’ta çalışan meslektaşlarımıza da serzenişte (!) bulunmuş. 

Demiş ki: 

- Siz Fox olarak hiçbir şeyi doğru anlamıyorsunuz. Fox olarak tilkilik yapıyorsunuz, kendinize göre karıştırıyorsunuz ortalığı... 

Bir siyasetçinin, bir liderin böyle laflar etmesi yakışık alır mı? 

İstanbul’da yapılan seçimlerde, neredeyse her sandıkta çoğunlukta çıkan Ekrem İmamoğlu’na yapılanlar haksızlık değil midir?  

Açıyorsun seçim sandığını, İmamoğlu. 

Açıyorsun başka bir seçim sandığını, İmamoğlu. 

Açıyorsun yine başka bir seçim sandığını yine İmamoğlu. 

Tıpkı iç içe geçmiş Matruşka bebekler gibi. 

Unutulmasın! 

Matruşkalar, hem yeni bir doğumun hem yenilik ve umudun simgesidir. 

Olası bir tarihi hataya düşülüp İstanbul seçimleri yenilenir ve “katakullisiz” adil bir seçim yapılırsa, bize göre yine yukarıda anlatmaya çalıştığımız iç içe geçmiş bebek Matruşkalar gibi İmamoğlu çıkacak.