Makrobiyotik beslenme

Makrobiyotik beslenme

25 Ekim 2020 Pazar  |   Serbest Kürsü

Melek Ay

Bu terim, 2007 senesinde ağabeyime akciğer kanseri teşhisi konulduğu zaman, büyük çare arayışları içerisinde iken karşıma çıktı...

Son evre ve metastaz yapmış bir bedeni tekrar sağlıklı kılmak elbette mümkün olmadı. Ama bu süreçteki deneyim beni bir uyanışa davet etti. "Bütüncül yaşam nedir?" Bu sorunun peşine takılmam kendim için yaptığım en iyi yatırımdır diyebilirim. Bu süreçte tam 4 yıl boyunca kendime bir besin günlüğü tuttum. Her gün, hangi öğünde ne yediğimi, öğünün içeriğini, bana ne hissettirdiğini, öğünü kiminle yediğimi ve bana ne hissettirdiğini not aldım. İyi hissettirmeyen tüm gıdaları ve insanları sevgiyle uğurladım. 

Sonra tüketici değil türetici olma çabasına giriştim.  

Türetici olan kişi; ihtiyaçlarını sürekli gözden geçirip, gerçek ihtiyacı olanı alır. Nereden gelmiş, nasıl üretilmiş, içinde ne var, nasıl paketlenmiş, hangi yollardan ona ulaşmış diye merak eder ve araştırır. Tercihlerini, doğal döngüdeki yerini ve gücünü bilir. 

Bu yolun devamını yürürken, “Ayurveda” terimi ile karşılaştım. Ancak 6-7 yıl öncesinde konu ile ilgili tek bir kitabı kaynak olarak bulabildim. Son yıllarda “Ayurveda” terimini çok sık duyuyoruz. Artık “Ayurveda” ile ilgili kitap ve kaynakların çoğalması hatta uygulayan hekimlere rastlamak çok sevindirici. 

İki yıl önce, bir antik ve doğal sağlık sistemi olan “Ayurveda” bilgeliğini Halil Ocaklı ve Olga Ocaklı’nın bizzat kendilerinden öğrenme fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı görüyorum. Bu bilgeliğe dair tüm bilgileri büyük bir cömertlik ve şefkatle bana sundukları için kendilerine minnettarım. Ben de bu öğretiden elde ettiğim deneyimleri, yoga derslerime gelen kişilerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. 

Şimdi burada yolumun başında rastladığım terime tekrar dönmek istiyorum. 

Makro, kelime anlamı olarak büyük, uzun demek. Bios (biyotik kelimesinin kökü) ise yaşam anlamına geliyor. Makrobiyotik beslenme ise uzun yaşam için beslenme biçimi olarak tanımlanabilir. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal yaşam biçimimizi dengeleme esasına dayanır.  

Makrobiyotik yaşam tarzını benimseyerek yakalandığı kanseri yenebilmiş olan Candan Osma konuyu şöyle tanımlıyor: 

"Yin ve yang dengesinin bu sistemdeki önemini vurgularken; “Enerjinin dışarı açılması ve içeri daralması gibi; hastalıklardan, beslenmeye, yetiştirilen sebzelerden, enerji sistemimize kadar doğayla aramızdaki dengeyi kurar ve korursak her şey mümkündür.” 

Makrobiyotik, yaşam felsefeniz ile ilgilidir. Olumlamalar, meditasyon, doğru beslenme teknikleri, aktiviteleriniz hepsi mükemmel şekilde işleyen zihinsel, ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarınıza yanıt verebilir. 

Konu çok detaylı ancak kısaca tavsiye edilen beslenme ve uygulamalara değinecek olur isek; 

Uygulanması tavsiye edilenler 

• Toprağında yetişen ve mevsiminde tüketilen, yöresel gıda seni sağlıklı tutar. 

• Mutluluk hormonunu (serotonin) harekete geçirdiği düşünülen bulgur, temel gıdadır. 

• Kahverengi pirinç. 

• Sebze çorbaları.

• Havuç ve turpgiller gibi köklü ve yuvarlak sebzeler.  

• Zeytinyağı, susamyağı. 

• Rende havuç, zencefil, zeytinyağı karışımı. 

• Tüm yeşiller ve baklagiller, zeytin.

• Humus, tahin, hakiki pekmez.  

• Ev turşuları.  

• Daikon Turpu (Japon turpu, semt pazarlarında kış mevsiminde bulabiliyorsunuz, biz bütün kış tüketiyoruz. Beyaz, uzun turp olarak tanımlayabilirim) 

• Yemekleri acele etmeden iyi çiğneyerek yemek gerekiyor.

• Sebzeler az pişirilmelidir. 

• Ilık zencefilli veya deniz tuzlu banyolar ( başta biriken enerjiyi aşağıya çeker) 

• Çıplak ayak ile dolaşmak, topraklanmak. 

• Doğal yakılar ile tedavi ( Pirinç, tup, patates yakıları) 

• Yemeklerin sıcaklığı ve soğukluğu önemlidir. 

• Tencereler toprak ya da çelik olmalıdır.  

• Kış dahi olsa tüm evin camları açılıp temiz hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. 

• Egzersiz, yürüyüş şart. 

• Duşlar ılık su ile yapılmalıdır. 

• Meditasyon ve olumlamalar önemlidir. 

Öncelikle tüketeceğim gıdaları, duygularıma ve sindirimime etkisini uzun süre gözlemleyerek yol aldım. Örneğin yukarıda tavsiye edilen bulgur ve kahverengi pirinç benim bedenim için doğru gıda değil. Bedeninizin zekâsına güvenmeniz önemlidir. 

Doğa bize dengede ve akışta olmamızı fısıldıyor. Bir elma ağacı düşünün, eski toprak dediğimiz kişilerin yaklaşımında; bu elma ağacı meyveye durduğu zaman kendi potansiyelini hesaplar ve her bir meyvesine adil bir biçimde yeterli vitamin ve mineralleri verebilmek için “ben 50 çiçeğimi elmaya dönüştürebilirim” der ve diğer bütün çiçeklerini döker. Çünkü sağlıklı bir şekilde var olabilmek ve her yıl adil dağıtımlı ve faydalı meyve verebilmek için bu potansiyelini hiç aşmaz. Dengesini ve akışını korur.  

Ancak günümüz tarım anlayışında yeni toprak olarak tanımlanan kişiler; “Hayır ben bu elma ağacından 150 elma alacağım” der ve lüzumsuz kimyasalları ağaca yükleyerek onun varoluş potansiyeline darbe vurur. O ağaç o sene 150 elma verir ancak siz o 150 elmayı yeseniz bile 1 elmadan almanız gereken vitamin ve minerali alamazsınız. Çünkü elma ağacının dengesi ve akışı bozulmuştur.  

Oysa ki bir ağacın, bir tohumun bile potansiyeline saygı duymamız ve müdahale etmemiz gerekir.  

Namaste...

Görsel: Halil Ocaklı