Lukaşenko bize neyi hatırlattı?

Lukaşenko bize neyi hatırlattı?

26 Ağustos 2020 Çarşamba  |   Serbest Kürsü

Yusuf Bektaş

Geçen haftalarda Belarus’ta yapılan seçimde bir kez daha örneğini gördüğümüz gibi, eski Sovyet coğrafyasında seçimler halen oldukça şaibeli bir şekilde tamamlanıyor. 

Peki bir ülkede seçimlerin adil ve güvenilir bir şekilde gerçekleşmesi için ne gereklidir? 

Demokratik bir yönetim, bağımsız yargı ve güçlü bir denetim olmazsa olmazdır. 

Bir ülkede demokrasi, hukuk ve denetim nasıl oturtulabilir?  

Her ülkeden aynı seviyede şeffaflık bekleyebilir miyiz?  

Her toplum aynı seviyede mi?  

Önceki yazılarımda bir proje sebebiyle Moskova’da bulunduğumdan bahsetmiştim. Proje sırasında beraber çalıştığımız bir Rus akademisyene “Rusya’da Putin sonrası dönemde ne öngörüyorsunuz? Tekrar Medvedev mi?” yolunda bir soru sormuştum. 

Kendisi Rusya gibi bir ülkeyi kontrol edebilmek için otoriter liderlere ihtiyaç olduğunu, Medvedev tekrar başkan olursa Rusya’nın çok ciddi sorunlar yaşayabileceğini söylemişti. 

Rus medyası ve Rus arkadaşlarımdan edindiğim izlenime göre, eski Sovyet toplumlarının demokrasi kültürüne yeterince aşina olmaması, Rusya, Belarus gibi ülkelerde “düzenin ancak güçlü bir liderle sağlanabileceği” inancını oluşturmuş. 

Bu görüşün haklılığı-haksızlığını örnekler üzerinden anlamaya çalışırsak aklımıza ilk gelen ülkelerden birisi Libya olur. 

Libya’nın unutulmaz lideri Kaddafi bir “diktatör”dü, değil mi?  

Peki Kaddafi yönetimdeyken mi Libya halkı mutluydu? Yoksa şu an mı mutlu? 

Libya’daki “demokrasi” denemesi maalesef iç savaş ile sonuçlandı.   

Irak’ta da "Saddam’dan önce/ Saddam’dan sonra" kıyaslaması yapılırsa benzerlik görülebilir.  

Bu konuyla ilgili akademik çalışmaları incelediğimde çok sayıda siyaset bilimci, “kendi kendini yönetme yeteneğinde ve birikiminde olmayan ülkelerde kamu düzeninin sağlanması için diktatörler gereklidir” düşüncesini ortaya atmış. 

Dünya savaşı sonrası büyük güçlerin Afrika ve Orta Doğu ülkelerine tek tek diktatörler yerleştirmesini bu sebebe bağlamak mümkün, 

Lukaşenko’nun seçimlerin adil bir ortamda düzenlenmesine izin vermemesi ve rakiplerini tehdit etmesinin altında bu düşünce yatıyor olabilir. Diyor ki, “Ben gidersem düzen kalmaz, öyleyse zorla da olsa kalacağım.” 

Ancak Avrupa’da yakın zamanda yapılan seçimlerden birisi de Finlandiya’daydı… 

Belki hatırlarsanız, Finlandiya’da tüm başbakan adayları kendisini tanıttı. 

Hiçbir baskı altında kalmadan propagandalarını yaptı. 

Adaylar, başbakan hakkında alaycı ifadelerde de bulunabildi. 

Sadece mevcut başbakan değil, tüm adaylar medyada sıkça yer aldı. 

Ardından gayet şeffaf bir şekilde seçim yapıldı, çıkan sonuca da herkes saygı duydu.  

En son 20 yıl önce kazanmış olan bir parti tekrar iktidar oldu. 

Finlandiya’da “0” sorun ile başbakan ve hükümetin değişebildiğini tüm dünya gördü.  

Yani Finlandiya halkı “demokrasi” nedir bunun farkında, 

Türkiye dahil benzer sorunları yaşayan tüm ülkeler Finlandiya’nın “adım adım” bu olgunluğa nasıl ulaşmış olduğunu iyice öğrenmeli… 

Rusya ve Belarus’un da bir gün Finlandiya gibi olması dileğiyle…

Etiketler:  Yusuf Bektaş