'Kürtler Rusya'yı ciddiye almadı'

'Kürtler Rusya'yı ciddiye almadı'

29 Mayıs 2020 Cuma  |   Günlük

Konuşa Konuşa'nın konuğu eski bürokrat, Rusya uzmanı ve Medya Günlüğü yazarı Aydın Sezer, Suriye ve Libya'daki yeni dengeleri; Türkiye, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki rekabetini yorumladı. 

Sezer, Türkiye'nin İdlib'deki tutumunun, İdlib'de Suriye ordusuyla bazen çatışma noktasına gelecek kadar yakınlaşması ve 36 askerin hayatını kaybettiği saldırıyı müteakiben varılan 5 Mart mutabakatı ile yeni bir sürece evrildiğini belirtti.  

Sezer'in açıklamalarının satır başları şöyle: 

"Bu yeni süreçten önce, ABD'nin birden bire İdlib'de Türkiye'ye yönelik destek veren açıklamaları çok önemli bir husus. Zira, Türk kamuoyunda Rusya ve Suriye'ye yönelik, şehitlerin gelmesinden sonra, protesto ve eleştiriler esnasında, ABD'nin Türkiye'ye destek veren açıklamalar yapması gösterdi ki, ABD Suriye sahasında sadece Kürtler üzerinden ve Fırat'ın doğusunda var olma çabasının ötesinde, eski ortağı Türkiye'ye de ihtiyaç duyuyor.  

Bence ABD'nin buradaki hareket tarzının çok daha büyük bir arka planı var. Orta Doğu'da giderek yayılan ve sempatiyle alan genişleten Rusya'nın çevrelenmesi ve mümkünse engellenmesi boyutuna geçilmesiyle açıklayabiliriz bu desteği. 

5 Mart'tan sonra, Suriye sahasında zımni de olsa ABD-Türkiye arasında bir anlayış birliği oluştuğunu vurgulayabiliriz. 

İkincisi, Türkiye'nin İdlib'deki çıkmazını ya da mücadelesini gören, bunu fırsat bilen Körfez ülkeleri, Esad'ı İdlib mücadelesine devam etmesi yönünde teşvik ve telkin ediyor. 3 milyar dolarlık bir yardımdan bahsediliyor. Buradaki amaçlardan birisi, dolaylı da olsa ABD ile ortak zeminde birleşiyor olmaları ya da Türkiye'nin başını ağrıtacak operasyonlara yönelinmesi. Bunun arkasında, Türkiye-Rusya ilişkilerinin sabote edilmesine yönelik bir beklentinin olduğunu ifade edebiliriz. 

Rusya, Körfez ülkelerinin İdlib'de Esad'ı Türkiye'ye karşı kışkırtmalarına karşı çıktı. Rusya'nın hedefini, Suriye sahasında Türkiye gibi değerli bir ortakla arayı açmamak ve 5 Mart mutabakatının ruhuna uygun olarak, Türkiye'ye verilen sürenin- ki altı ay olduğu iddia ediliyor - dolmasını beklemek ve cihatçıların temizliği ile ilgili sahada Türkiye'yi HTŞ ile mücadeleye sevk etmek olarak düşünebiliriz. 

(Rusya'nın Kürtlerle ilişkisine dair) Rusya, kendilerinin de öz eleştiri yaptığını düşündüğüm şu temel hatayı yaptı: Kürtlerle olan diyaloğunu ve olası iş birliğini sahaya tam yansıtamadan Kürtleri, ABD'ye kaptırdı. Bunu, Rus dış politikasının Suriye'de yaptığı en önemli hata olarak görüyorum. Suriye iç savaşı başladığından bu yana, Rusya Kürtlere Esad'ı desteklemeleri telkininde bulundu. 

Kuzey Suriye'de Kürtlere kültürel bir özerklik sözü verdi. Rusya taslak bir Suriye anayasası hazırlamıştı 2016'da. Burada çok açık görülüyordu ki, savunma, enerji ve dış politika dışında Kürtlere kültürel anlamda önemli haklar veren bir boyut vardı.  

Kürtler o dönem, Rusya'nın bu sözünü her zaman Kürtlere verilen klasik sözler bağlamında değerlendirdi ve ciddiye almadı. Kürtler, Suriye'de üçüncü bir yol seçti. ABD'yi seçtiler. ABD'nin sözleri Rusya'ya oranla çok daha somut ve kapsamlı bir paketti. Rusya, Kürtleri sahada her zaman Esad'ın yanında konuşlandırmak istedi.  

(BAE ve Suudi Arabistan'ın Suriye'de daha etkin olmasıyla ilgili) Rusya iki seneden beri, Suriye ve Esad'ın Arap Birliği'ne dönmesini, Arap ülkelerinin Suriye ile ilişkilerini yeniden tesis etmeleri için çabalıyor ve bu konuda aktif olarak rol alıyor. Rus dış politikası için asıl önemli olan, Rusya'nın Suriye'deki çıkarları. Rusya'nın Esad'la bir işi ya da probleminin olup olmaması ayrı bir konu, Rusya'nın çıkarlarının Suriye'de ilelebet korunacak olması bir başka konu. İşte Rusya bunu garanti ettiği için, özellikle üsler ve limanlar bağlamında, Rusya, Esad'ın hangi ülke ya da kuruluşla ilişki kurup kurmadığı ile ilgili değil. 

Burada tek bir kırmızı çizgisi var. O da İran'ın Esad üzerinde tek etkili aktör olması. Onu Rusya zımni bir tehdit olarak görüyor. Yakın iş birliği içinde olduğu İsrail hassasiyeti bağlamında da masada tutuyor bunu. Rusya'nın Suriye sahasında İran'la çok güçlü bir rekabeti var.  

Bu noktadan bakıldığında, Körfez ülkelerinin Esad'a yönelik yaklaşımlarının, ABD ve Suudi Arabistan'ın Fırat'ın doğusundaki Kürt örgütlerine nakdi yardımlar yaptığını da biliyoruz, dolayısıyla Rusya şu politikanın peşinde: Rus dış politikası o kadar realist ve Rusya'nın uzun vadeli çıkarlarını korumaya odaklı ve bunu sürekli değiştirmeyen bir devlet politikası ki; yarın öbür gün Rusya'nın Suriye'deki imar çalışmalarında, bugüne kadar yaptığı askeri ve ekonomik yatırımların karşılığını alabilmesi ve Rus firmalarının, özellikle altyapı projelerinde aslan payını alabilmesi için Suriye'de harcanacak paranın bulunması da Rusya'nın ayrı bir sorunu. Rusya, bunu aylar yıllar öncesinde AB ve Merkel ile defalarca görüştü.  

Gelen yardımların, Almanya'nın verdiği sözler Rusya'yı hiçbir zaman tatmin etmedi. Bunun için iki yol kaldı: Biri Çin, diğeri Körfez ülkeleri. 

Bu paranın kaynağı elbette Suudi Arabistan ve BAE olacak. Rusya, savaştan sonra Körfez ülkelerinin yardımına, desteğine ihtiyaç duyuyor. Bunu yaparken de hem oyun kurucu olacak hem aslan payını alacak bir arayış içerisinde. (Suriye'de) savaş sonrası Rusya'nın en büyük müttefiki olması gereken ülkeler Körfez ülkeleri ve Çin. Rusya, buna uygun hareket tarzı sergiliyor. Bugünden de bunun temellerini atacak şekilde bu ülkelerle ilişkilerini belli bir düzeyde tutmaya çalışıyor. Özellikle S. Arabistan burada çok daha önemli bir belirleyici. 

Rusya, Türk dış politikasının son sekiz-10 yıldır icra ediliş biçim ve tarzını kendi dış politika amaçları açısından bir araç olarak kullanıyor. Türkiye'nin Körfez ülkelerine, Esad'a ya da Hafter'e yönelik tutumundan nasıl yararlanabileceğini, Rusya bunun üzerine giderek Rusya'nın çıkarlarını nasıl maksimize edeceğini düşünerek hareket ediyor. Türkiye'nin izlediği politika, Rus dış politikası açısından bir tehdit değil. Tam tersine, Rus dış politikasının sahada uygulanması ile ilgili bir pencere açan, olanak sağlayan bir yönü var. 

Türk dış politikasına hakim olan perspektif, Türkiye'nin dış politikayı artık tamamen iç politikasını düzenleyen bir boyuta getirdi. S-400'ler ve Türk-Amerikan politikaları da bunun içinde. 

(Gülten Sarı, ahwalnews-com)