Küresel kapitalizmin çirkin yüzü

Küresel kapitalizmin çirkin yüzü

18 Mayıs 2020 Pazartesi  |   Köşe Yazıları

Küresel kapitalizmin yaşadığı en büyük sorun şu soruyu yanıtlamaktır: İnsan sağlığı mı önceliklidir yoksa ekonomi mi? Koronavirüs salgını bu soruyu insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar ön plana çıkmış durumda.  

Küresel ekonominin çok büyük bir çöküşe gittiği açıkça görülüyor. Bu çöküşü engellemenin tek yolu ekonomiyi işler hâle getirmek. İnsan sağlığını ön planda tutarak üretim ve dağıtım sistemlerini çalıştırmak. Hızla büyüyen işsizlik sorunun da tek çözümü burada yatıyor. 

Bir diğer önemli konu da eğitim kurumlarının açılması. Bugün dünyanın büyük bir bölümünde bilgisayar üzerinden erişimle eğitim sürdürülmekte. Ancak fiziksel olarak öğrencilerin eğitim kurumlarında olmalarını gerektiren birçok durum var. Ayrıca yapılan bilimsel araştırmalar, öğrencilerin bilgisayar ya da televizyon kanalları üzerinden verilen eğitimde öğrenme oranlarının çok düşük olduğunu gösteriyor. Sosyal çevrelerinden uzaklaşan öğrenciler derslerine yeterince odaklanamıyor ve fazla bir şey öğrenemiyorlar. Kısa dönemde zorunlu olarak kullanılan bu uygulamanın uzun vadede sürdürülebilir görünmemekte. Bu nedenle öğretim kurumlarının açılması için gerekli koşulların oluşturulması en az ekonomi kadar, en az üretimin faaliyete geçmesi kadar hayati bir konu. 

Bu hedeflere ulaşmak hiç de kolay değil. Büyük zorluklarla baş etmek gerekiyor. Öncelikle işlerine gidecek insanlar ve öğrenciler mutlaka teste tâbi tutulmalı. İş yerlerinde ve eğitim kurumlarında sağlık önlemleri alınmalı ve düzenli olarak denetlenmeli. Ulaşımın güvenle sağlanabilmesi için gerekli tüm düzenlemeler yapılmalı. Ancak bu koşullar oluştuğunda üretim ve eğitim güvenli bir şekilde yapılabilir. 

Bunların gerçekleşmesi için merkezî ve yerel yönetimlerin çok yakın bir işbirliği ve koordinasyon içinde çalışmaları şart. Zaten kısıtlı olan gelirler sağlık hizmetleri, eğitim ve ekonomiyi işler hâle getirme amacıyla kullanılmalı. 

Bunlara karşılık hükümetler ne yapıyor? Gündemde tuttukları konular AVM’lerin açılması, seyahat kısıtlamalarının kaldırılması, turistik tesislerin yeniden açılması ve toplu spor faaliyetlerinin başlatılması. 

Salgın büyük bir hızla yayılmaya devam ederken yetkili ağızlardan “vaka artışı düşüyor”, “ölümlerde düşüş var”, “zirve görüldü” gibi toplumlarda algı oluşturmaya yönelik açıklamalar geliyor. Bu algı, hükümetlerin ekonomik ve politik olarak işlerine geldiği gibi hareket etmelerini sağlamak için kullanılıyor. 

Önce AVM’lerden başlayalım...

Bunların açılmasını kimler istiyor? Elbette gelirleri sıfırlanan AVM sahipleri. Peki ya dükkan sahipleri? Onlar dükkanlarını açmıyorlar bile. AVM’ler kapalı olunca dükkan sahipleri kira ödemiyorlar. Dükkanlarını açarlarsa kira ödemeye başlayacaklar. Peki bu yüksek kiraları ödeyebilecek ciroları yapıp kar edebilecekler mi? Bugünkü şartlarda çok zor. 

Peki AVM’ler sağlık açısından güvenli mi? Bilim insanları ve sağlık otoriteleri bu mekanlarda sosyal mesafe kuralları uygulansa dahi havalandırma sistemlerinin %50 içerideki havayı sirküle ettikleri için bulaşmanın tehlikesine dikkat çekiyorlar. 

Gelelim seyahat kısıtlamalarının kaldırılmasına... Seyahat için dünyada en çok otobüs, tren ve uçak kullanılıyor. Bu araçların hepsindeki ortak sorun insanlar arasındaki mesafenin korunmasının zorluğu. Kapalı alanlarda tek bir taşıyıcının bile tüm yolculara hastalık bulaştırma riski var. Uçaklar bu bakımdan en büyük tehlikeyi barındırıyor. Uçaklar içerideki havayı kullanıyorlar. Bugün kullanılan havalandırma sistemlerinin virüsleri filtreleme özelliği bulunmuyor. Uçak seyahatlerinin güvenli hâle gelebilmesi için antiviral filtrelerin tüm uçaklarda kullanılması gerekiyor. Pencereleri açılmayan trenler için de aynı durum geçerli. 

Turistik tesislere gelince... Oteller sadece koronavirüs için değil pek çok hastalık için risk taşıyan yerlerdir. Çünkü aynı mekan sürekli olarak farklı insanlar tarafından kullanılır. Otellerin havalandırma sistemlerinden hastalıkların bulaşabildiği bilinen bir durumdur. Söz konusu olan bulaşma oranı çok yüksek olan ve havadan geçebilen bir virüs olunca durum çok daha vahim bir hâl alır. Otellerde bulunan restoran, kafe, bar, havuz, sauna ve kaplıca gibi ortak kullanım alanları da bu durumda yüksek risk grubuna girerler. Zorunlu olarak verilmesi gereken konaklama hizmetleri dışında tatil turizmini zamansız açmak çok ciddi sorunların doğmasına neden olabilir. 

Yukarıdaki nedenlerden dolayı koronavirüs salgınının başlamasıyla birlikte ilk etkilenen iki sektör ulaşım ve tatil turizmi oldu. 

Ulusal düzeydeki toplu spor faaliyetlerine gelelim.. En başta futbol olmak üzere birçok toplu spor dalı bugün ticari bir konu haline gelmiştir. Büyük spor kulüplerinin arkasında ya sahipleri ya da destekleyicileri olarak büyük sermaye grupları vardır. Bu alanlar spor olmaktan çıkmış, ticari bir mücadele alanına dönüşmüşlerdir. Bireysel sporlar karantina döneminde bireylerin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamakta önemli bir rol oynar. Ancak bireysel sporların daha güvenli bir hâle getirilmesi için çaba harcamak yerine hükümetler arkalarında sermaye gruplarının olduğu toplu sporları bir an önce yeniden faaliyete geçirmenin yollarını aramaktalar. Bunun arkasında yatan gerçek ise sermayenin çıkarıdır, toplumun çıkarı değil. 

İktidarların hizmet ettikleri sermaye gruplarınca belirlenen öncelikler toplum sağlığını çok büyük tehlikeye atmaktadır. Birinci dalga henüz aşılmadan ikinci bir dalganın tahribat etkisi çok daha büyük boyutlarda olabilir ve bu noktaya kadar harcanan tüm çabaların ve elde edilen kazanımların boşa gitmesine yol açar.  

Bir tarafta sermaye gruplarının baskısı diğer tarafta ekonomideki hızlı kötüleşme yönetimleri tutarsız davranmaya zorluyor. Çığ gibi büyüyen işsizliğin büyük bir toplumsal huzursuzluğa yol açacağı çok açık. Tutarlı bir toplum sağlığı politikası olmayan, sırtlarını sermaye gruplarına dayamış hükümetler çıkış yolu olarak kendilerine günah keçileri arıyorlar. 

En gelişmiş kapitalist ülke olan ABD büyük bir ekonomik ve sosyal kaos yaşıyor. Donald Trump kimi suçlayacağını şaşırmış durumda. Bir bakıyorsunuz Çin’i itham ediyor ve bu salgının bedelini ödeteceğini söylüyor, bir bakıyorsunuz eyalet valilerini ya da bilim insanlarını suçluyor. En son kendi idaresinde de görev alan Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü'nün (NIAID) Direktörü Anthony Fauci’yi suçladı. Fauci, yeniden açılma çok hızlı olursa çok daha fazla ölüm yaşanacağını söylemişti. Trump bu defa ölüm verilerinin abartıldığını, açıklanan sayıların gerçeğin çok üzerinde olduğunu düşündüğünü açıkladı. Fauci yanıt olarak rakamlarda hata olabileceğini ancak abartmak bir tarafa gerçeğin çok altında olabileceğini ifade etti. Çünkü evlerinde ölenlerin verilere dahil edilmediğini söyledi. 

Kriz yönetiminden çok yapılmaya çalışılan bir algı yönetimi. Hükümetler mümkün olan her şeyin yaptıklarının ve mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüklerinin görüntüsünü yaratmanın peşindeler. Oysa gerçekte halkları için yaptıklarının çok yetersiz ve belli çevrelerle sınırlı kaldığı açıkça görülüyor. 

Donald Trump, 2020 yılının dördüncü çeyreğinde Amerikan ekonomisinde büyük bir talep patlaması olacağını, 2021’in ekonomide tarihin en iyi yıllarından biri olacağı masalını anlatıyor. Ama insanlar artık içi boş masallara inanmıyor. Amerikan rüyası sona erdi. Milyonlar, mutluluğun sadece tüketimden ibaret olmadığının çoktan farkına vardılar. Aş, iş, sıcak bir yuva, çağdaş bir eğitim ve yetkin bir sağlık hizmeti talep ediyorlar. Bunları halkına sağlayamayan bir devlete devlet denir mi? 

Koronavirüs salgını sosyal yaşama yeni bir kavram kazandırdı: “Yeni normal”. 

Benzer şekilde siyasette de yeni normal oluşuyor. İktidarların tercihleri toplum vicdanında yargılanıyor. Vahşi kapitalizmin ön vitrinindeki neo-liberalizm can çekişiyor. Sermayenin dikte ettiği tüketim çılgınlığına dayalı çarpık toplum düzeninin, insanlığın en temel hak ve ihtiyaçlarına odaklı örgütlü bir yapıya dönüşmesinin zamanı geliyor. Halkları için politika üretemeyen sermaye kuklası iktidarların siyaset sahnesinden silinmeye mahkum edileceği günler çok uzak görünmüyor.