Küresel ekonomide kara bulutlar

Küresel ekonomide kara bulutlar

19 Şubat 2019 Salı  |   Serbest Kürsü

Barış Manço “Domates, Biber, Patlıcan” şarkısını yazdığında, müziğinin 30 yıl sonra bir ekonomik krizin jeneriğini oluşturacağını herhalde tahmin etmemiştir. Günlük hayatın ve mutfakların o denli sıradan bir parçası olan sebzelerin ülkenin en büyük iki kentinde devlet sübvansiyonuyla satılacağını kime söyleseler herhalde gülerdi o günlerde. 

Yaşadığımız dönem için “Bunlar daha iyi günlerimiz” diyenler de maalesef haklı çıkacaklar. 

Haklılıkları sadece yerel seçimlerden sonra gelmesi kaçınılmaz olan zam sağanağından kaynaklanmıyor elbette.  O sağanak, daha doğrusu zam fırtınası geldiğinde, yol açacağı yıkımın boyutlarını tahmin etmek bile zor görünüyor. 

İşin daha kötü yanı, seçim sonrası ekonomik bunalım geldiğinde, küresel ekonomik bunalıma bir adım daha yaklaşılmış olacağından, Türkiye’nin krizi aşmak için dış kaynak bulması iyice zorlaşacak. 

Yerel seçimlere bir aydan biraz uzun kala küresel ekonomiye panoramik bir bakış atıldığında görünen gök mavisinden çok daha fazla kara bulutlar. 

Doğudan Batı’ya sırayla gidecek olursak: 

Japonya tüm çabalarına karşın istikrarlı bir büyüme yakalayamadığı için parasal genişleme politikalarına yeniden hız verdi, yani Merkez Bankası piyasada ne kadar menkul kıymet varsa satın alıp ekonomiye nakit para akıtmaya devam ediyor. Ülkenin borçluluk oranı GSYİH’nın yüzde 190’ı civarında, 200’e az kaldı. 

Çin’de hükümetin açıkladığı bütün göstergeler büyümenin yavaşlamaya devam ettiğini gösteriyor. Buna karşı önlem olarak Pekin hükümeti de Japonya’nın yaptığını yaparak piyasaya nakit enjekte etmeye hız vermeye başladı. Ancak Çin yönetimi bunu piyasadan menkul kıymet almak yerine, bankaların munzam karşılık oranlarını düşürerek yapıyor. 

Dünyanın beşinci büyük ekonomisi pozisyonu için İngiltere ile rekabet eden Hindistan’da bu ilkbaharda yapılacak parlamento seçimleri öncesinde Başbakan Narendra Modi, kesenin ağzını iyice açmış durumda. Büyük bir harcama seferberliğine girmiş bulunan Hindistan kamu sektörü, Türkiye’den çok da farklı olmayan bir rotayla, seçim sonrasında dört nala koşan birer enflasyonun kaynağı olacak. 

Rusya ise bir türlü yükselemeyen petrol ve doğal gaz fiyatlarının kıskacında, bir yandan ekonomik büyümeye öte yandan da yeni silah geliştirme çabalarına kaynak yaratmaya çalışıyor. Ancak burada Rusya’nın izlediği çok ilginç bir politikayı not etmekte yarar var: Rusya Merkez Bankası son bir buçuk yıldır sürekli olarak elindeki ABD devlet tahvillerini satarak altın stokluyor. Bunun yanı sıra, Rusya rezervlerini çeşitlilendirmek için başta Avro olmak üzere dünya döviz piyasalarından çeşitli cinsten döviz topluyor. 

Burada bir parantez açarak şu gelişmeyi vurgulamak zorunlu: Dünya merkez bankaları 2018 yılında, dünya metal borsalarından altın alımını önemli ölçüde artırdılar. Türkiye ve Rusya’nın yanı sıra Kazakistan, Azerbaycan ve Hindistan merkez bankaları en büyük alıcıları oluşturdular. 

Bir önceki yıla göre merkez bankalarının altın alımlarının yüzde 74 arttığı 2018’de bazı ülkeler de ilk kez uluslararası borsalardan altın almaya başladılar: Macaristan, Moğolistan ve Polonya. Bunlardan Macaristan yalnızca ilk kez altın almakla kalmadı, altın rezervlerini 10 kat artırdı. 
  
Panoramaya dönecek olursak, Avrupa Birliği 2019’da yalnızca ekonomik değil siyasi açıdan da ciddi bir sarsıntı geçirme potansiyeli taşıyor. Briliğin ekonomik lokomotifi olan Almanya, Ocak ayında ekonomik durgunluğa girmekten kıl payı kurtuldu. Fransa, “Sarı Yelek” protestolarını durdurmak için sıraladığı vergi indirimi ve kamu harcamaları vaadlerinden sonra ekonomiyi döndürmek için nasıl kaynak bulacağını kara kara düşünüyor. İtalya’da AB para birimi Avro’ya yönelik muhalefet bastırılamıyor. İspanya’da dört yıl içinde yapılacak üçüncü erken seçim, topluluğun sayılı başarılı ekonomik büyüme öykülerinden birini tehdit ediyor. 

Ama Avrupa’nın 2018’deki en büyük ekonomik tehdidini, Brexit olarak bilinen, İngiltere’nin AB’den kopuş süreci oluşturuyor. İngiltere Başbakanı Elizabeth May’in resmen yüzüne gözüne bulaştırdığı kopuş sürecinin bir anlaşmaya varılamadan sonlanması hala güçlü bir olasılık olarak görülüyor. Yani İngiltere şu anda masada bulunan boşanma anlaşmasını onaylamadan AB’den 29 Mart’ta ayrılırsa, başta bankacılık olmak üzere bir çok sektörde kargaşa başlayacak. 

Şu anda dünyada ekonomik büyümesini sorunsuz olarak götüren tek ekonomi ABD gibi görünüyor ama bu tümcede vurgu “görünüyor” sözcüğünde, çünkü yüzeyin hemen altında çok şiddetli ters akıntılar var ve bunlar giderek güç kazanıyor. Suyun yüzünde görünen yüzde 4 gibi son derece düşük bir işsizlik oranı, 2018’in son çeyreğinde büyük şirketlerin açıkladığı karlılık oranları ve buna paralel olarak borsalarda devam eden yükselme eğilimi. Ama görüntünün yaldızı kazındığında görünen, son bir kaç aydır perakende satışlarda yaşanan düşüş, küçük ve orta ölçekli şirketlerin karlılık oranlarındaki azalma, bütün bunların ötesinde, ABD devletinin 22 trilyon dolara ulaşan borcu. 

Bu panoramadan elde edilen veriler damıtıldığında ortaya çıkan tablo şu: 

2008-2009 mali bunalımından sonra tüm dünya merkez bankalarının uyguladığı parasal genişleme politikaları mali piyasalarda bir “kolay para” iptilası yarattı. Bu düşük faizli ucuz  parayı, borsalardaki kendi hisslelerini satın alıp bilançolardaki aktiflerini yüksek göstermek için kullanan büyük şirketler, işletme sermayesi için de düşük faizli tahvil ihraç etme yolunu seçtiler. Ne var ki, ABD Merkez Bankası’nın faizleri artırmaya başlamasıyla bu tahvillere ikinci el piyasalarda daha yüksek faiz ödemek zorunda kalan bir çok şirket, 2019 yılı ilerledikçe ciddi ödeme güçlüğü içine düşebilirler. Ayrıca, yine ucuz para sayesinde, ABD tarihinin en uzun süreli ama en yavaş büyüme çevrimi de artık doruktan aşağı doğru inişine başladı. Halen ABD borsalarını ve dolayısıyla dünya finans piyasalarını diri tutan, ekonominin temel verileri değil duygusal bir iyimserlik. Eğer Çin ile ABD arasındaki gümrük tarifelerinin kaldırılması için yapılan görüşmeler olumlu sonuçlanmazsa (ki bu hala güçlü bir olasılık), bu iyimserliğin,  Mao Zedung’un deyişiyle “kağıttan kaplan” gibi çökmesi işten bile değil. 

Cengiz İzmirli (mahlas)